Öncelikle merhaba, Türk tarihi okuduğunuz zaman ast üst ilişkisinin ne kadar katı olduğunu görürsünüz. Öncelikle Hariciye Nazırına( Dışişleri Bakanı) bir subay tarafindan beklesin tarzında emir verilmesi herhalde komik bir şey olsa gerek. Ayrıca bir subayın yine aynı şekilde veliahtı azarlaması dönemin şartlarında mümkün değil.M. Kemal o dönemde sıradan bir sunaydı. Sanki o gün bugünkü gücü mevcutmuş gibi anlatılmış. En önemlisi "arşiv" kayıtlarına göre yalanlanan veri ise M. Kemal'in Samsun'a giderken aldığı yetki evrakına Şakir Paşa korktu ve imza atmadı demesi. Bugün bu belgeler görülebimektedir ki hem imzalanmış, hem mühürlenmiştir. Bu insanlari bu ifadelerle zan altında bırakmak ve kendinden başka herkes bu harekete düşmandır noktasına getirmek ne kadar doğru? Bu ifade dahi hatırlatın güvenirliğini ortadan kaldırır. Bunun gibi Samsun'a çıkarken gizlice çıktık, pusula yoktu,kaptan acemiydi diye hatiratlar yazılıp okullarda öğrencilere zamanında okutulmuştu. Bugün bunlarında uydurma olduğu, vize alınarak çıkıldığı geminin dönemin şartlarında verilebilecek en güzel gemilerden olduğu ve kaptanın Karadeniz'i en iyi bilenlerden olduğu ( M. Kemal hayatta iken gazetelere demeç vermiş paşaya mektup dahi göndermiştir) ortaya çıktı. Bu yüzden muhalifi olmayan dönemleri okurken evrakı doğru tetkik etmek bütüncül bakmak oldukça önemlidir. Hayırlı günler