Ben okudum tabii ki! Benim için bu kitap İnce Memed ve Kürk Mantolu Madonna'dan sonra Türk edebiyatının zirvelerindedir (gerçi çok fazla Türk edebiyatı okumadım ama) Daha önce seninle bu konuyu konuşmuştuk ama tekrar söyleyeceğim. Kitap Suç ve Ceza'yı çağrıştırdı bana. Suç ve Ceza'da Raskolnikov işlediği cinayet üzerine psikolojik çöküşe girip hastalanırken; Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda ise adam yaşadığı fiziksel ratsızlıktan kaynaklanan psikolojik çöküşten dolayı kendini öldürüyor (kastettiğim hastalığı ağırlaşıp hastahanedeyken eski benliğini yok etmesi, değişmesi. Bir nevi kendini öldürmesi.)
Suç ve Ceza ölümle başlıyor. Daha sonra yaşadığı psikolojik çöküş fiziksel olarak da harap ediyor Rodya'yı.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ise isimsiz başrolün fiziksel rahatsızlığı ile başlıyor. Bu rahatsızlık ona yetersizlik hissi verdiği için git gide psikolojik olarak çöküyor. Ve bir süre sonra bambaşka birine dönüşüyor. Ruhu ölüyor sanki.
Bilmiyorum belki ben çok fazla düşündüm ama çok sevdim bu kitabı. Fiziksel acının ruhsal olgunlaşmaya sebep olması çok ilginç geldi.