Yorum

Zehra Duruk isimli okurun asıl gönderisini gör
Evet, birçok mealde hükmetmeyenler diye geçiyor.
Bediüzzaman, Eski Said Dönemi eserlerinden Münâzarât eserinde şöyle der; «Maatteessüf sû'-i tesadüf ile hükûmete itiraz edenlerden ehl-i ifrat ve ehl-i tefrite rast geldim. Ehl-i ifratın bir kısmı, Arab'dan sonra İslâmiyetin kıvamı olan Etrak'i tadlil ediyorlardı. Hattâ bir kısmı o derece tecavüz etti ki, ehl-i kanunu tekfir ederdi. Otuz sene evvel olan kanun-u esasîyi ve hürriyetin ilânını tekfire delil gösterirdi, وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ ilâ âhir hüccet ederdi. Bîçare bilmezdi ki: مَنْ لَمْ يَحْكُمْ bimânâ مَنْ لَمْ يُصَدِّقْ dır.» (Münâzarât, s. 82) Buradan anlaşılacağı üzere "Her kim hükmetmezse"nin mânâsı "Her kim tasdik etmezse" demektir.
Âlim Sahabîlerden Abdullah bin Abbas'a (ra) isnad edilen bir rivâyete göre onun bu âyeti şöyle tefsîr ettiği bildirilir: "Kasden inkâr ederek Allah'ın hükmü ile hükmetmeyen kimseler kâfirlerdir. Eğer inandığı halde hükmetmezse, zâlim ve fâsık olur." (Tefsîrü't-Taberî, 10:358; İbni Kesîr, 2:63) Bu âyetle, 45. ve 47. âyetlerde geçen “kâfirler, zâlimler ve fâsıklar” sıfatlarından birincisi, inkâr edenleri; diğer ikisi ise, îmânı olduğu hâlde bunun gereğini yapmayan kimseleri ifâde eder. Zirâ Hz. İkrime’den gelen rivâyete göre, “Onlar kâfirlerin ta kendileridir” ta‘bîri, hem kalben hem de lisânenilâhi hükümleri inkâr edenleri içine alır. Hâlbuki Allah’ın hükümlerini kalbiyle bilip, lisânıyla da bunu ikrâr ettiği hâlde buna zıt olan amelleri işleyen kimseler yâni zâlimler ve fâsıklar, aslında Allah’ın indirdiği ile hükmetmiş ama onu bi’l-fiil yapmamış olurlar. Dolayısıyla böyle kimseler sırf bu amellerinden dolayı kâfirler sınıfına dâhil olmazlar. (Râzî, c. 6/12, 6-13) Taberî, bu âyetlerle ilgili pekçok kimsenin görüşünü naklettikten sonra, bu âyetlerin ehl-i kitapla ilgili olduğunu ve onları kastettiğini söyler. (Tefsîrü't-Taberî, 10:358) Zemahşerî ise Allah'ın indirdiğini hafife aldığı için onunla hükmetmeyenlerin kâfır olacağını ifade eder. (Keşşaf, 1:496) Kadı Beydavî, "Allah'ım hükümlerini inkâr edip onlara hakaret edenlerin"; Ebu's-Suud, inkâr ederek hükmetmeyenlerin kâfir olacaklarını söyler ve "Allah'ın hükümlerini inkâr eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar" der. (Beydâvî, 2:61) Tâvus, bu âyette kastedilen küfrün itikâdîmânâda olmadığına, yani insanı dinden çıkaran bir küfür kastedilmediğine dikkat çeker. (Tefsîrü't-Taberî, 10:355; İbni Kesîr, 2:64) Çağdaş müfessîrler de "hükmetmeyenler" ifadesinin, "inkâr edenler, tasdik etmeyenler" mânâsına geldiğini söylerler. Meselâ Elmalılı Hamdi Yazır, "Allah'ın hakimiyetini tanımayarak onların indirdiği ile hükmetmeyenlerin kafir" olacaklarını ifade eder. (Hak Dini Kur'ân Dili, 3:1690) Ömer Nasuhi Bilmen de bu âyetin tefsîrinde şöyle diyor: "Bir kimse Allah'ın hükmünü kalben kabul etmez, onu bile bile lisânen inkâr ederse, o takdirde kâfir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği halde terk eylerse, kâfir olmaz, günahkâr olur." Ömer Nasuhi Bilmen daha sonra büyük İslâm âlimi İkrime'nin şu sözünü naklediyor: "Her kim Allah Teâlânın hükmettiği ile, onu bilerek inkâr ettiği halde hükmetmezse kâfir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse o fâsıktır, zâlimdir, yoksa kâfir değildir." (Kur'ân-ı Kerim'in Türkçe Meâli Âlisi ve Tefsîri, 2:772) risalehaber.com/abdulkadir-cele...
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.