Yine aslında benzer sonuca çıkıyoruz: bulunduğumuz çevresel koşullara göre şekil alıyoruz mecburen. En azından %99'umuz bu şekilde hayatını idame ettirebiliyor. Eğer ki zekadan kastımız özgür düşünce, orijinalite, uzun vadeli hafıza, detaylı bir algı gibi şeylerse evet bunlara sürekli ket vuruluyor, törpüleniyor. Hızlı yaşam, çok fonksiyonlu iş görme, aynı anda birçok yerde var olma (aslında olamama) hali, karmaşık insan ilişkileri yürütme, tehlike sezinleme (mesela yani... bu çağın gerektirdiği artık her neler ise) bunlar serpiliyor. Evrensel boyutta bağımsızca ölçülebilir bir zekadan bahsetmek mümkün mü zannetmiyorum. Şu an gidip Amazon Ormanları'nda yaşayan bir kabileye dahil olsak onlar içinde en ham biz kalırız. Mevcut bilgi birikimimiz o şartlardaki birçok problemi çözmeye ve fark etmeye optimize edilmediği için sıkıntı yaşarız. Zekayı farklı koşullara uyumlanma becerisi olarak da düşünmek lazım ama sonuçta bunu ölçerken belli bir paradigmayı baz almamız gerekiyor. Farklı kültür ve yapıda hayatını sürdüren insanlara göre düzenlenmiş bir IQ testi çok daha farklı sonuçlar da üretebilir. Bizim makul ve olmaya değer olarak yücelttiğimiz modele göre bir kıyaslama ve ölçüm yapmaya çalışıyoruz.
Hayatta kalabilmek adına zeka yönünden kendimizi daha az zorladığımız doğru olabilir. Zekanın büyük bir kısmı çok daha basit ve hayati olmayan günlük detaylara ayrılıyor. Algılar belki daha kapalı, farklı uyaranlara ise daha açık. Ben burada ayrımı şöyle koymak isterim: her ne farklı koşulda bulunuyor olursa olsun, bulunduğu yapının ötesinde de düşünebilme, hayal kurabilme, tasarlama becerisine sahip esnek zihinler aptal olmayanlardır.