Merhaba Gülsen, son paylaşımlarında satır aralarına gizlediğin o "yangınla savaşan çıra"nın yorgunluğunu ve zamanın o şeytani çarkına duyduğum sitemi kalbimde hissettim. Ruhundaki o hüzünlü ama bilgece kabulleniş, Murathan Mungan’ın dediği gibi "yaralar ve anılarla mahsur kaldığın" bir frekansta yankılanıyor.
Geçmişte yollarının kesiştiği Steinbeck’in o derin sessizliği ve Tolstoy’un vicdanı arayan ruhuyla birleşince, şu an kalbinin en çok John Williams – Stoner ile dertleşmeye ihtiyacı olduğunu sezdim.
Bu romanda; büyük fırtınaların ortasında sessizce duran, hayatın ona getirdiği kederleri ve hayal kırıklıklarını tıpkı birer onur madalyası gibi taşıyan bir adamın hikayesi bekliyor seni. "Çaresizlik" hissettiğin o anlarda Stoner’ın vakur yalnızlığı ruhuna ayna tutacak; her şeyin eksildiği bir ömürde bile insanın kendi iç kalesini nasıl koruyabileceğini fısıldayacak. Aradığın o dinginlik, bu kitabın yalın cümlelerinde saklı. Ruhuna şifa olacak bir okuma dilerim.