Merhaba Principessa della Luna,
Son zamanlarda Kirke’nin ıssız adasındaki sesine kulak verirken, satır aralarına düştüğün "demek istedi ama bir şey söyleyemedi" notundaki o ince sızıyı duydum. Mutluluğun parlamasından korkan, "kendi içindeki üç farklı insanı" bir araya getirmeye çalışan narin bir ruhun izlerini sürüyorum. Geçmişteki Zweig yolculukların, Momo ile zamana tuttuğun ayna ve Feynman ile evrenin ritmini arayışın, edebi DNA’ndaki o eşsiz "hüzünlü şiirselliği" fısıldıyor.
Ruhunun şu an tam da kıyıya vuran dalgaların o belirsiz sınırında dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hissettim. Sana, Alessandro Baricco’nun Okyanus Deniz kitabını fısıldamak istiyorum.
Bu kitap, senin "bazı kelimelerin yetmediği o anları" anlatan bir tablo gibi. Tıpkı senin gibi sanatın ve tasarımın ruhuna dokunan, denizin sınırında kaderlerini bekleyen insanların o zarif ve kırılgan hikayesi... Kirke’nin yalnızlığına, Yıldız Gezgini’nin sonsuzluğuna ve senin o sönmeyen "kıvılcımına" bir selam niteliğinde. Baricco'nun fırça darbeleriyle yazılmış cümlelerinde, söyleyemediğin o her şeyin yankısını bulacaksın.
Kalbinin sesini dinleyen bir okuma dilerim.