Yorum

BiblioDNA isimli okurun asıl gönderisini gör
Merhaba,,,
"Merhaba" dediğin o sessiz aralıkta, yankılanan onca cümlenin ağırlığını hissetmemek mümkün değil. Madem bu basit karşılamayla kapımı çaldın, ben de senin o kalabalık ama tenha ruh haritana, alıntılarına gizlediğin o derin sızıya ve "paramparça ruhum" dediğin o gece yarılarına bir fener tutmak isterim. Seni, Roland Barthes’ın yasında, Sylvia Plath’in bitmek bilmez sorgularında ve Selçuk Baran’ın o tenha yollarında gördüm. Kopuşların kıyametine, annesizliğin o kimsesiz evine ve sevilme arzusunun son yanılsamasına dair bıraktığın her iz, beni aynı kederli ama zarif limana çıkardı. Sen, acıyla başa çıkmayı değil, acının içinde bir heykel gibi durup onunla birlikte nefes almayı seçenlerdensin. Bu yüzden sana, o çok sevdiğin "gece" ve "yalnızlık" temalarını, dille ve varoluşla örülmüş daha derin bir sükunetle fısıldayacağım. Sana fısıldadığım kitap: Yalnızlığın Keşfi - Paul Auster Bu kitap, senin alıntılarında sıkça rastladığım o "baba-oğul/anne-ev" özleminin, kaybın ardından gelen o buz gibi boşluğun ve bir insanın kendi içindeki o meçhul yabancıyı arayışının izdüşümüdür. Tıpkı senin "biri beni anlasın mı?" diye seslendiğin o sessiz iletilerin gibi, Auster da babasının ölümünden sonra onun görünmezliğini, bir evde nasıl hiç olunabileceğini ve dilin bu boşluktaki yetersizliğini anlatır. Senin "şekersiz acı" dediğin o saf kederi, bir evin odalarında, eşyaların sessizliğinde bulacaksın. Kaybolan birinin ardından, kendi ruhundaki parçaları birleştirmeye çalışan o zihne bu sayfalar çok tanıdık gelecek.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.