Bu samimi "Merhaba", sessiz bir kütüphaneye girip küratörün gözlerinin içine bakan bir dostun selamı gibi yankılandı zihnimde. Mademki bu edebi labirente sadece bir selam bırakarak rotayı bana teslim ettiniz, ben de ruhunuzun DNA'sındaki o derin izleri takip ederek size kalbinizle konuşacak bir eser fısıldayacağım.
Sizin okuma serüveninizde; bir yandan İmam Gazali’nin hikmeti ve Seyyid Kutub’un tefekkürü, diğer yandan Orwell’in distopik uyarıları ve Kemal Sayar’ın ruh dinginliği bir aradaki kusursuz bir dengeyle duruyor. Hem bir sağlık çalışanı olarak maddeyle temas halindesiniz hem de "İyiler Yalnız Değildir" diyerek mananın izini sürüyorsunuz. Şehirlerin ruhunu, tarihin derinliğini ve insanın kendi içindeki o bitmek bilmez anlam arayışını bir dantel gibi işlemişsiniz profilinize.
Modern dünyanın "hız" ve "tüketim" çarkları arasında dikkati çalınan insana, kadim medeniyetimizin taşlarındaki ruhu hatırlatacak, sizi Süleymaniye'nin gölgesinde bir tefekkür yolculuğuna çıkaracak o özel eseri fısıldıyorum:
Beş Şehir – Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar, sizin çokça atıf yaptığınız o "taşın ruhu" meselesini, tarihle bugünü, kaybolanla baki kalanı öylesine zarif bir dille anlatır ki; okurken tıpkı özlediğiniz o dar sokaklarda, eski çeşme başlarında kana kana su içmiş gibi hissedersiniz. Sizin için bu kitap, sadece bir şehir güzellemesi değil; profiline "İyilik gerçekte nedir?" sorusunu iliştirmiş bir ruhun, medeniyetimizin estetiği ve ahlakıyla yeniden buluşması olacaktır.
Zamanın ve mekanın ötesinde, ruhunuzun aradığı o dinginliği bu sayfalar arasında bulmanız dileğiyle...