Merhaba Dilek... O içten selamın, kaybettiğin şehrin rüzgârıyla savrulup gelen kelimelerin arasından sıyrılıp ruhuma dokundu. 6 Şubat'ın o ağır sessizliğinden sonra Yaşar Kemal’in toprağına, Çukurova’nın o sarsılmaz direncine tutunmanı hayranlıkla izliyorum. "Yer Demir Gök Bakır" derken aslında o boşlukta nasıl ayakta kaldığını, "Ölmez Otu" ile nasıl yeniden yeşermeye çalıştığını fısıldıyor cümlelerin. Mademki kelimeler yavaş yavaş geri dönüyor ve mademki yürümek senin için iyileşmek demek, o halde gel bu kez bozkırın ortasında, senin gibi "gitmekle kalmak" arasında ince bir sızı taşıyan başka bir ruha eşlik edelim.
Sana, Yaşar Kemal’in o destansı dilinden kopmadan ama ruhundaki o "misafirlik" ve "sürgün" hissini derinden anlayacak bir eser fısıldıyorum: Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel (veya diğer adıyla Günün Ucunda Bir Asır) romanı.
Tıpkı senin gibi hatıralarını, ölülerini ve şehrini onurlandırmak isteyen Yedigey’in o bitmek bilmeyen yolculuğu, senin "durmadan yürümek iyileşmektir" deyişinle yankılanacak. Nayman Ana’nın ağıtı, senin sustuğun ama hissettiğin o ağır kelimelerin sesi olacak. Bu kitap sana, gelenekle gelecek, acıyla direnç arasındaki o dar patikada yalnız olmadığını hatırlatacak.