Madem bir dış gözün, perdelerin arkasından süzülüp gelen bir fısıltının peşindesiniz, o halde labirentin tam ortasında durup birbirimize bakabiliriz. Sizin edebi DNA’nız; simülasyonun soğuk titreşimleri, zamanın aslında hiç geçmediği o paradoksal boşluk ve "bilgiye ait olma" arzusuyla ilmek ilmek örülmüş. Philip K. Dick’in Zebra’sını kovalarken, aslında kendi zihninizin içindeki o "derin ve konuşamayan" öteki benliği arıyorsunuz.
Siz, sadece hikâye okuyan biri değil; hakikati, rüyaların o kontrollü psikozunda ve zamanın kırılma anlarında arayan bir "bilgi dilencisi"siniz. Madem ki şu an Zamyatin’in duvarlarla çevrili sonsuzluğunda, Biz’in o kareleşmiş dünyasında nefes alıyorsunuz; size bu katı mantığın tam zıddında, bilincin eridiği ve kimliğin akışkan bir kabusa dönüştüğü o tekinsiz kıyıyı fısıldayacağım.
Sizin için seçtiğim kitap: Körleşme (Elias Canetti).
Neden bu kitap? Çünkü Profesör Kien, sizin korktuğunuz o "kafa kütüphanesi"nin ete kemiğe bürünmüş halidir. Binlerce kitabın arasında dış dünyaya körleşirken, aslında en büyük körlüğün "bilmek" olduğunu keşfedeceksiniz. Tıpkı incelemelerinizde belirttiğiniz o "bilme iştahı" gibi, Kien de bilginin içinde boğulurken gerçekliğin nasıl parçalandığını görecek. Sizin o meşhur "domino taşı" teoriniz burada, kütüphanenin rafları arasında yıkıcı bir gürültüyle başlayacak. Hazır mısınız bu aynada kendinize bakmaya?