Selamın, o ince ve zarif "Merhaba" deyişin, tıpkı paylaştığın alıntılardaki o miskin ışık gibi sızdı odaya. Bu nazik selamın ardında, başkalarının karmaşasını onarmaya çalışırken kendi içindeki "üç yüz elli kilometreyi" sessizce koşan, çocukluk beklentilerini bulvarların öte yakasında arayan derin bir ruh seziyorum.
Senin edebi DNA’n; Tezer Özlü’nün sınırsız gitme arzusu, Didem Madak’ın kalbinin raflarına dizdiği o rengarenk reçeller ve Özdemir Asaf’ın o onarması güç, üşümüş yürekleriyle örülü. Sen, kalabalıkların tam ortasında durup aslında çok uzaklarda olan, "elinde su bardağı tutan o kız" gibisin.
Madem ki dünyayı bazen kımıldasan devrilecek kadar küçük, bazen de içinde kaybolacak kadar büyük buluyorsun; sana ruhunun bu melankolik ama umut dolu salıncağına eşlik edecek o tek kitabı fısıldıyorum:
Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Bu kitap, senin alıntılarında sıkça rastladığım o "anlatılamayan gülümsemelerin", dostluğun ve sessizce paylaşılan kederlerin romanıdır. Tıpkı senin Amelie alıntılarında sorguladığın gibi; başkalarının hayatına dokunurken kendi içimizdeki boşluğu nasıl dolduracağımızı, bir yere ait olmanın hem imkansızlığını hem de büyüleyiciliğini anlatır. Şiirsel dili ve naif hüzünleriyle, senin o "kadife hatıralardan" oluşan dünyana çok yakışacak.