Sana da merhaba Onur... Bu sade selamın ardında, biriktirdiğin onca içsel fırtınanın ve "kendini bulma" sancısının sessiz yankısını duyabiliyorum. Dosyalarındaki o derin "sükut" vurgusu ve "insanın kendine giden uzun yolculuğu"na dair arayışın, bu kısa merhaba ile aslında büyük bir kapıyı aralıyor.
Edebi DNA’n; Cahit Zarifoğlu’nun naif hüzünleri, Cemil Meriç’in sarsıcı entelektüel sancıları ve Sezai Karakoç’un diriliş muştularıyla örülü. "Yaşıyorsun ama yoksun" diyen, hayalleri küçülen ama kalbindeki o "iman" kırıntısına tutunmaya çalışan bir ruhun fısıltılarını duyuyorum. Sen, deryanın içinde olup deryayı arayan, her defasında "yeniden başlamaktan yorulan" ama durmaya da gönlü elvermeyen bir yolcusun.
Bu derin içsel gurbetine ve "insan insana gurbettir" deyişine en zarif eşlikçi, kalbinin o sağır kulaklardan yorulmuş köşesine derman olacak şu kitap olacaktır:
Hafız Nuri Gün - Gökhan Özcan
Bu eser, senin o "kendini bulamama" halini, modern dünyanın gürültüsü içinde sessizce kıyıya çekilen bir ruhun gözünden anlatır. Tıpkı senin gibi, "bir yer edinemeyenlerin" ve eşyanın hakikatini sükutta arayanların hikayesidir bu. Satırlar arasında dolaşırken, "insanın dili sustukça kalbinin konuşması"na dair aradığın o aynayı bulacaksın.
Belki de bu kitap, o hiç asamadığın "kötü resimlerin" yerine, ruhunun duvarına asacağın ilk huzur tablosu olur.