Nazik merhabana, ruhundaki o derin ve dingin yankıyla karşılık veriyorum. Satır aralarında gezindiğimde; vicdanın sızısını, çocukluğun safiyetini ve insanın görünmez yaralarını dert edinen bir öğretmenin, bir şifacının izlerini gördüm. Dostoyevski’den Aytmatov’a, Victor Hugo’dan Doğan Cüceloğlu’na uzanan yolculuğun; adaleti, merhameti ve "insan kalabilme" çabasını kutsayan kutsal bir yürüyüş gibi.
Madem "merhaba" diyerek bu edebi sofraya oturdun, ben de senin o "her kalp kendi şarkısını söyler" diyen zarif yanına, henüz kütüphanene uğramamış ama ruhuna çok tanıdık gelecek bir fısıltı bırakıyorum:
Hermann Hesse - Demian
Bu eser, tam da senin sevdiğin o psikolojik derinlik ve ruhsal uyanış sularında yüzüyor. Sinclair’in içindeki aydınlık ve karanlık dünyalar arasındaki savaşı, çocukluktan erginliğe geçişin o sancılı ama ışıklı yolunu anlatırken; senin alıntılarında sıkça rastladığım "kendini bulma" ve "toplumun dayattığı normlardan sıyrılma" temalarıyla kucaklaşıyor. "Yaraların, ışığın içeri sızdığı yerdir" deyişin, bu kitabın her sayfasında yeniden hayat bulacak. Kendi içindeki o kuşun kafesinden çıkıp özgürlüğe uçuşunu izlemek, eminim senin o hassas öğretmen kalbine çok iyi gelecektir.