Yorum

nur isimli okurun asıl gönderisini gör
Anlaşılan o ki Razi, insanın soru sorma yetkisini elinden almaya yarayan o kadim; "senin aklın ermez" anahtarını, içerden, akıl cephesinden çökertmeye çalışmış. Bu srgümantasyonu, yani aklın eşyanın bilgisine kavuşamayacağını, vahye, akıl freninden de azade sınırsız bir slan açmak için kullandığını düşünüyorum. Şunu diyor "gibime gelşyor": Madem akıl dış dünyadaki bir nesneyi (göğü) bile tam eşitlikle kavrayamıyor, o halde aklın bu mantıksızdır dediği dini hükümler aslında aklın kendi kısıtlılığından kaynaklanıyor
Razî’nin burada söylediği şey “akıl hakikate ulaşamaz” gibi radikal bir akıl karşıtlığı değil bence. Onun tartıştığı mesele, zihindeki kavram ile dış dünyadaki nesnenin mahiyet bakımından birebir özdeş olup olmadığı. Razî şunu reddediyor: Zihinde oluşan suretin, dıştaki nesnenin mahiyetinin aynısı olduğu iddiası. Çünkü böyle bir eşitlik kabul edilirse, zihinsel varlık ile harici varlık arasında hiçbir fark kalmaz. Bu da pek çok problemi beraberinde getirir. Dolayısıyla bu noktada onun değindiği husus aklın işlevini iptal etmek değil, aksine aklın nasıl çalıştığını daha dikkatli tarif etmek gibi geliyor bana. Buradan -metnin bağlamını da göz önünde bulundurduğumda- “eşyanın bilgisine ulaşılamaz” gibi bir sonuç çıkmaz. Sanki Razî, bilgiye ulaşmak mümkündür fakat bu bilgi bir tür temsildir diyor. Dolayısıyla bu görüşü “aklı devre dışı bırakıp vahye dair alanı genişletme” şeklinde okumak biraz indirgemeci olur sanki :) Tabii farklı bi noktaya da değinmiş oluyorsunuz. Bu açıdan da başka mevzulara girilebilir. Fakat değindiğiniz noktaya -tamamen reddetmeyerek- çok da katılmadığımı belirtmeliyim. Tanrı dışında hiçbir varlığın eşyanın hakikatini tam ve kuşatıcı anlamda bilmesinin mümkün olmadığını ben de kabul ediyorum. Ancak bu, insanın hakikate hiçbir şekilde temas edemeyeceği anlamına gelmez. Zira insanın varlığının bir yönü aşkın olana açıktır. Nefsin -burada terimi felsefi anlamda kullanıyorum- kaynağının ilahi oluşu, insan bilgisinin bütünüyle kapalı bir sistem olmadığını da gösterir. Bu noktada şunu da eklemek isterim: Akla veya dini hükümlerin “mantıksız” görünmesi meselesi, insanın kendi nefsini yeterince yetkinleştirememesiyle ilgilidir. Nefsin kemale erdiği ölçüde, daha önce anlaşılmaz ya da çelişkili görünen birçok şeyin kendi içinde bir tutarlılık taşıdığı fark edileceğini düşünüyorum. Din, herkese hitap ettiği için hakikati derinlemesine kavrayamayan ya da bu yönde bir çaba içinde olmayan insanlar için de bir anlam ve yön sunar. Bu nedenle bazı hükümler, ilk bakışta herkese aynı derecede açıklık ifade etmeyebilir. Ancak hakikati kavrama yolunda ilerleyen ve bu meseleler üzerine düşünen biri için, söz konusu ‘mantıksızlık’ algısı büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Çok uzatmışım :) Sonuç olarak efendim: ‘İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır’ diyeyim :)
nur
nur
elbette değer biçmek haddime değil ama söylemesem içimde kalır; açıklamanız şeklen ve hacmen şapka çılarılası. Fikrinize sağlık. Razi'nin ve belki de diğerlerinin, ksrşılaştırma yaparken göğü (semayı) esas almaları, tanrısallığa işaret etmek değil evet. Bir elmanın zihindeki varlığı (?!) ile somut varlığı arasında bir tartışma açmanın, kendi argümanını güçlendirmeme riski taşıdığı muhakkak. Bu yüzden gök ile ilgili kısıtlı bilgi ve tasarılarla, bilmenin sınırlarına ya da mümkünlüğüne ilişkin akıl yütütmek daha elverişli bılunmuş olmalı; yerde edindiğimiz bilginin akıl yürütmelerin, dokunamadığımız ve etraflı göremediğimiz semaya yönelik bilgilerimizle sağlamasının yapılabilmiş olması, bir nevi düşüncenin isabetini ölçmek için baçvurulmuş bir yöntem olabilir. Aklın kısıtlılığını, bihakkın bilmenin imkansızlığını veya aklın eşyanın bilgisine olan mesafesinin mevcudiyetini kabul etmek, sizin de kabul edeceğiniz üzere, bi adım ötede yapacağınız ontolojik çözümlemelerde de başvuracağınız bir yöntem veya kabul haline geliyor. Dolayısıyla indirgemeci olmak pahasına Razi'nin epistemolojiye ilişkin bakışının son tahlilde gideceği yer kaçınılmaz bir biçimde, Tanrı kötüşüğe neden izin veriyor sorusuna, "senin aklın ermez, bu başka hesap" oluveriyor :)
Rodeon
Rodeon
Teşekkür ederim :) ‘Sema örneği’ üzerinden, ihatası zor bir şeyi düşünmek aklın sınırlarını göstermek açısından oldukça elverişli. Rastgele bir bağlam içerisinde söylendiğini düşünmüyorum. Dediğiniz gibi olabilir. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: İnsan hakikate yürür, Tanrı ise bizatihi Hak’tır.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.