Tarihe sadece ideolojik 'mağduriyet' penceresinden bakınca erkeğin üzerine yüklenen devasa sorumluluğu 'özgürlük' sanmanız çok doğal. Erkeğin okuması ve çalışması bir keyif ve özgürlük değil, toplumda ve biyolojik pazarda kabul görmesi için ödemesi gereken zorunlu bir bedeldir.
Kaynak sağlayamayan, koruyamayan ve statü kazanamayan bir erkeğin yüzüne kimsenin bakmadığı bir dünyada, erkeğin 'dışarıda' olması bir imtiyaz değil, hayatta kalma mücadelesidir. Siz evdeki kısıtlanmışlığı bir hapis hayatı gibi sunarken, o 'kuzuyu' beslemek için erkeğin dışarıda kaç kurda yem olduğunu görmezden geliyorsunuz. Doğa hiçbir cinsiyete bedava bir hayat sunmadı; bir taraf evde korunmanın bedelini ödedi, diğer taraf ise koruyabilmek için kendi hayatını ve özgürlüğünü feda etti.
Sistemin ekmeğini yiyen yani ataerkil düzenin ekmeğini yiyen bir erkekle olan kadının hiç bir sikayeti yoktu düzenden kendini kurtarmış bir erkekleydi.
Ama bunlar son 2010 yılından beri bizim ülkede başladı feminizim ve kişisel gelişim kitaplarındaki mükemmel insanlık akımıyla başladı. Allahtan o kötü insanlar vardı ki dünya şuan bu hale geldi kadınları evet kısıtladı ama savaşın içine hiyareşinin içine atmadan bugüne kadar getirdi ve gelecekteki muhteşem kişisel gelisim kitabı okumuş ruhani bireylerin özgürlük ataerkil sistem ne kadar kötü desinler diye.