Sırtımızdaki o eski yaralar bize öyle bir ders verdi ki, artık birine kapıyı açtığımızda "hoş geldin" demek yerine "acaba nereden vuracak?" diye bekler olduk. Gardımızı hiç düşürmeyince belki yeni bir darbe almıyoruz ama o çok özlediğimiz o samimiyeti de kapının dışında bırakıyoruz. Yani canımız yanmasın diye kurduğumuz bu sessiz kale, günün sonunda bizi korumaktan çok, kendi içimizde tek başımıza bırakıyor.