Mutluluk, çoğu insanın sandığı gibi dışarıda bulunacak bir şey değil. Başkalarının varlığıyla artabilir belki, ama özü hiçbir zaman başkasına ait değildir. İnsan, kendi içindeki boşluğu bir başkasıyla doldurmaya çalıştığında aslında kendinden uzaklaşır. Çünkü başkası giderse, o boşluk daha da derinleşir.
“İnsan insanın acısını alır” derler. Doğru, birinin varlığı bazen yarayı hafifletir. Ama hiçbir insan, başka bir insanın acısını tamamen ortadan kaldıramaz. Sadece üstünü örter, biraz susturur. Asıl iyileşme, insanın kendi içinde yüzleşmesiyle başlar. Kendi karanlığını kabul etmeden, kimse sana gerçek bir ışık olamaz.
Başkalarına bağlanan mutluluk kırılgandır. Bir mesaj gelmeyince, bir ses duyulmayınca, bir kişi gidince yıkılır. Ama kendi içinde kurduğun mutluluk daha sessizdir, daha sağlamdır. Çünkü o, kimseye bağlı değildir. Ne birine ihtiyaç duyar, ne de birinin varlığıyla anlam kazanır.
İnsan, kendi kendine iyi gelmeyi öğrendiğinde özgürleşir. Ve belki de o zaman, başkalarıyla kurduğu bağlar ilk kez gerçek olur. Çünkü artık ihtiyaçtan değil, seçimden doğar.
Mutluluk birine tutunmak değil, kendi ayaklarının üzerinde durabilmektir.