Yorum

Dilek Bilgin isimli okurun asıl gönderisini gör
Yani özne, imgesel bir illüzyonun sonucu değil, Simgesel yapının Gerçek karşısındaki çaresizliğinin bir sonucudur. Özne, tözün (yapının) kendini tamamlama eylemindeki bir "hata"dır. Zizek’in o meşhur esprisiyle: "Tanrı dünyayı yaratırken bir hata yaptı ve o hata biziz." Ya bu hata bir zorunluluksa? Özne için zorunluluk özgürlük boşlugu ise? Hatta şöyle de ifade edebiliriz; zorunluluk özneye özgürlüğü yükleyen bir eylemdir. Sartre’ın "İnsan özgürlüğe mahkumdur" sözünü hatırlatır. Öznenin "tözsüz" olması, onun kendi kendini kurma zorunluluğunu doğurur. Özne, doğası gereği bir "oluş" ise, onun özgürlüğü bu dönüşümü gerçekleştirebilme gücündedir. Sabit bir "Ben"e sahip olmama zorunluluğu, bizi her an yeniden başlama özgürlüğüne götürür. O zaman hala hata diyebilir miyiz buna ?
Zizek’teki yarıkfikri, Sartre’daki özgürlüğün ağırlığıyla ilginç bir yerde kesişiyor. Ben bunu doğrudan bir hata olarak göremiyorum; öznenin kapanamayan, tamamlanamayan yapısının zorunlu sonucu gibi düşünüyorum. Sabit bir Ben’in olmaması, bir yandan sürekli yeni bir özgürlük alanı açarken diğer yandan insanı kendini durmadan yeniden kurmaya mecbur ediyor. Bu elbette zaman zaman yorucu; insan bazen tamamlanmak, durmak, artık bitmiş bir kendilikte dinlenmek istiyor. Ama yine de bu yeniden kurulma sürecini bir yük olarak göremiyorum aksine yaşama anlam katan bir oluş imkanı olarak görüyorum daha çok. İnsanı anda tutan şeylerden biri her defasında biraz daha başka, biraz daha kendine yakın biri olabilme ihtimali gibi geliyor bana baktığımda.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.