Yorum

Çelimsiz fiil isimli okurun asıl gönderisini gör
Bilge Karasu biraz da böyle bir yazar. Genel akışı olan bir kurgudan, bir kurmacadan çok, imlerin, imgelerin peşinde olan, felsefi referansların zemin bulduğu bir işçilikle yazan, bu yönüyle de oldukça terimsel yazan biri. Bunu özellikle Gece adlı roman-anlatı karışımı kitabında görürüz.
Evet öyle galiba. Bilge Karasu'nun alıntılarına rastlamıştım. Ancak daha samimi bölümlere denk gelmişim anlaşılan. Dediğim gibi kitabın isminden sohbet havasında geçecek bir kitap beklemiştim ama öyle olmadı. Ama yazılarında baktığı pencerenin farklılığı hoşagiden taraf oldu.
Evvelce şunu alıntılamıştım Gece'den. Bu alıntı bile, aslında, yazarın hangi düzlemde kalem oynattığını ve hatta ilgili eserinin 'ne idüğü'nü, imgesel öykücülüğünü çok iyi anlatan bir pasaj: 'Taş yürekli filan değildir bu insanlar; imgeleme güçleri, kendi dertlerinden, acılarından, gözle görüp elle dokunabildiklerinden ötesine erişmemektedir, o kadar. Aynı kişiler, ağlayan bir çocuğun resmi karşısında, sıradan bir filim, bir öykü, bir oyun karşısında içlenir, üzülür, ağlar. İmgeleme güçleri ancak, bir tür somutluk karşısında canlanır, kıpırdar.' Beni etkileyen, Türkçe'ye olan hakimiyeti. En son bir Simenon kitabının çevirmeni olduğunu gördüğümde derhal almıştım kitabı. Evet belki küşüm, gerçekleme gibi Türkçeye kazandırmaya çalıştığı, kazıdığı kavramları da kullanır, ama cümleleri öyle göze batmayacak şekilde ve sıkı bir temelde kullanır ki, cümlenin gidişatından, kendi buluşu olan kelimelerin/kavramların anlamını çıkarmak zor olmaz. Kendisiyle ilgili son olarak şunu söyleyeyim: Öykücülükte yeni bir çığır açan, yeni şeyler deneyen, Türkçeye, Türk edebiyatına ve hatta bana kalırsa düşünce dünyasına, bambaşka fikirler, yöntemler kazandıran değerli bir öykücü, felsefeci yazar. Bu anlamda pek kıymetlidir nezdimde.
Gece romanı(ödüllü olan buydu galiba) okuyacaklarım arasındaydı. Alıntıdan sonra biraz ön sıraya çekmem gerektiğini anladım. İmgelemeye romanlarında çokça yer veriyor anlaşılan bu romanında da değinmişti. Belkide felsefeci özelliğinden dolayı bu kadar farklı bakış açıları getiriyor.
Evet, 91 yılında Pegasus ödülünü almıştır, ki bu ödül her on yılda bir verilen türden. Şimdi Gece'den söz edince, kitabı elime aldım. Kitabın son sayfasındaki son satır şu soruyla biter: "Bütün bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu?" Kuşkusuz bu soru okura değil, yazarın kendisine sorduğu bir soru. Bazı kitaplar vardır, okurun seçtiği değil, okurunu seçen kitaplar.. Bunu Gece için de rahatlıkla söyleyebilirim. Okunacaklar listesinin ön sıralarına çekmenize ayrıca sevindim. :)
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.