Evvelce şunu alıntılamıştım Gece'den. Bu alıntı bile, aslında, yazarın hangi düzlemde kalem oynattığını ve hatta ilgili eserinin 'ne idüğü'nü, imgesel öykücülüğünü çok iyi anlatan bir pasaj:
'Taş yürekli filan değildir bu insanlar; imgeleme güçleri, kendi dertlerinden, acılarından, gözle görüp elle dokunabildiklerinden ötesine erişmemektedir, o kadar. Aynı kişiler, ağlayan bir çocuğun resmi karşısında, sıradan bir filim, bir öykü, bir oyun karşısında içlenir, üzülür, ağlar. İmgeleme güçleri ancak, bir tür somutluk karşısında canlanır, kıpırdar.'
Beni etkileyen, Türkçe'ye olan hakimiyeti. En son bir Simenon kitabının çevirmeni olduğunu gördüğümde derhal almıştım kitabı. Evet belki küşüm, gerçekleme gibi Türkçeye kazandırmaya çalıştığı, kazıdığı kavramları da kullanır, ama cümleleri öyle göze batmayacak şekilde ve sıkı bir temelde kullanır ki, cümlenin gidişatından, kendi buluşu olan kelimelerin/kavramların anlamını çıkarmak zor olmaz.
Kendisiyle ilgili son olarak şunu söyleyeyim: Öykücülükte yeni bir çığır açan, yeni şeyler deneyen, Türkçeye, Türk edebiyatına ve hatta bana kalırsa düşünce dünyasına, bambaşka fikirler, yöntemler kazandıran değerli bir öykücü, felsefeci yazar. Bu anlamda pek kıymetlidir nezdimde.