Yorum

Ecem isimli okurun asıl gönderisini gör
Doğuştan ahlaki farkındalığa sahip olduğunuz için böyle düşünmeniz doğal fakat dediğim gibi bir temele sahip değilsiniz. Pekala biri çıkıp ben objektif ahlaka inanmıyorum. Sonuçta biz tesadüfen meydana geldik ve bir sınırlama kabul edemem. Onun için daima kişisel çıkarımı düşünürüm. Böyle diyen bir insanla siz eşitsiniz. Ancak ilahi adalet var ise bu problem çözülür. Ahlaki farkındalığa sahip olmayı kabul ediyorum Fakat neden ahlaki olanı yapmalıyım sorusunun cevabı tatmin edici değil. Ben kesinlikle şahsi çıkarımı düşünürüm toplumun barışı, kardeşliği gibi şeyler umurumda olmazdı. Nasıl olsa iyilik=ahlaksızlık farketmez.
Verdiğim cevaba istinaden kişisel çıkarını düşünen biri ile beni ve benim gibi düşünen birini eş değer tutmanız beni anlamadığınızı gösteriyor. Az önceki cevabim yeterliydi üzerine cümle kurmama gerek yok. Teşekkürler yorumlariniz için. Ama sizden ricam cevap yazarken yeni yorum açmayın. Önceki yorumun altına devam edin lütfen. İyi günler.
Bu konuda ben de kendi fikrimi söylemek istiyorum: İnsan da diğer canlılar gibi evrimsel sürece tabidir. Dünya denilen oldukça yaşlı bir gezegen üzerinde, bu yaşa kıyasla oldukça yeni sayılabilecek bir canlıdır Homo sapiens veya 'insan'. Neyse, nasıl diğer birçok özelliği uzun evrimsel süreç içinde oluştuysa ahlak denilen kavram da bu süreçte oluşmuştur. İnsan pek çok özellikle bakımından diğer birçok hayvandan geride kalan bir canlıdır. Bizi diğer canlılara kıyasla one çıkaran (tabi aslında bir yarış da yok aramızda, diğer canlılar kendi özellikleri doğrultusunda yaşıyorlar) dünyaya daha çok yayan bilgi ve bilginin aktarimidir. Bu da Kültür denilen olgudur. Bu da toplum içinde yaşamın bir getirisidir. Haliyle ahlak da sonuç itibariyle toplum içinde yaşamanın kazandırdığı bir olgu insana büyük ölçüde. Bunun dışında çıkar konusuna gelecek olursak, insan zaten en nihayetinde kendi çıkarıni düşünür. Siz de ben de o da. Mesela siz iyilik yapmayı veya kötülük yapmaktan sakinmayi Tanrı korkusuna, sınav inancına dayandiriyorsunuz. Yani ateşten kurtulmak için veya gül bahçeler içinde yaşamak için iyilik yapıyor veya kötülükten kaciniyorsunuz; bu da çıkar gözetmedir. Aslında kendi savundugunuz düzlem de eleştirdiginiz düzlemle benzerdir. Toplum içinde yaşıyoruz. Ben birine zarar verecek olsam, hukuksal açıdan ceza göreceğim. Görmemiş olsam da bu toplumun uzun süreç sonunda oluşturduğu bir kültür kavramı içinde yazısız kuralları var ve bunlara riayet etmediğim için kendimi suçlu veya kötü hissedeceğim. Veya hukuksal bir ceza gerektiren bir şey olmasa da çevremden kinanma vs göreceğim. Bunlar olmasa da dediğim gibi aynı şeylerin bana da yapilabilme ihtimalinden dolayi kendimi kötü hissedeceğim. Çünkü ben bir başkasına bunu yapıyorsam, bir başkası da aynı şekilde bana yapabilir. Bir başkasının bana yapmasını istemiyorum, ben de yapmayayim bunu diye düşünürüm. Ayrıca bu tarz özellikler yani ahlaka dair şeyler dna'miza geçiyor diye biliyorum. Birçok çalışma var. Ve birçok açıdan değerlendirilebilecek bir olgu bu. Ben sizin sözlerinizden şunu anlıyorum; Tanrıya inanmazsak neden iyilik yapalım neden kötülükten sakinalim? Bir şeyi ne kadar sık ve ne kadar çok tekrarlarsa insan ona o kadar inanıyor veya ondan o kadar şüphe duymamaya, onu mutlak doğru bilmeye başlıyor. Ahlakın Tanrıya dayandirilmasi da buna benziyor. Bundan şüphe etmiyorsunuz, bunu mutlak doğru veya oldukça tutarlı diye düşünüyorsunuz. Madem öyle Tanrıya inanmayan veya bir dine inanmayan insanları kötülükten alikoyan nedir? Her şey serbest ise onlar için neden kötülük yapmıyorlar? Neden iyilik yapıyorlar? İyilik yapmak veya kötülük yapmamak için illa başımızın üzerinde ilahi bir güvenlik kamerasina veya kimsenin görmediği bir cennet veya cehennem vaadine mi ihtiyacimiz var? Eger bu şekilde ise ahlak ben bu tarz bir ahlak anlayışından korkarım. Çünkü o güvenlik kamerasini kafasına göre başka taraflara çevirip her halti yapabilir insan, ki yapıyorlar, ayrıca şu da var, Tanrı her şeyi bagisliyor inancı çok önemli ve insanların temel siginagi oluyor. En nihayetinde bir gün tövbe ederim çok pişman olurum yani bagislanma şansım var benim diyerek insan birçok kötülüğü gönül rahatlığıyla da yapabilir. Yani rasyonel temellendirme dediğiniz ahlaki Tanrıya dayandirarak, dine dayandirarak açıklama aslında o kadar da rasyonel değildir.
Evrimsel süreçle oluştuğunu iddia etmen bu ahlaki farkındalığın bir yaratıcı tarafından insana koyulmadığını göstermez. Bir toplum eğer annesiyle çocuğunun evlenmesini (hindistanda bazı kabilelerde bu durum var bakınız) ahlaksızlık olarak görmüyorsa sizce bu ahlaki midir neye göre? Ya da eşi ölen kadının da öldürülmesi toplumda normal karışlanıyorsa sizce bu ahlaken meşru mudur? Ben çıkar gözetmiyorum kaan arkadaşım Eğer Tanrı yoksa nesnel ahlaki hakikatlerin varlığından söz edilemez. Tabiiki sen yine ahlaki hakikatler nesnelmiş gibi hayat sürebilirsin. Fakat tanrıyı bu tablodan çıkartırsan, geriye bir takım toplumsal ilişkilerden fazlası kalmaz. Tanrıya inanmayan insanları kötülük yapmaktan alıkoyan şey fıtratlarının doğuştan o ahlaki özelliklerini muhafaza etmelerinden/kirletmemelerinden kaynaklanıyor. Tövbenizi tabiki de 90+’da yapabilirsiniz fakat benim bir saniye sonrasına garantim olmadığı için sizin kadar cesur değilim.
Bakın verdiğiniz örnekler çok güzel o örneklerden devam edelim; bakın Hindistan'da o durum kötü değil mesela, eski yunan'da bir zaman baba çocuğuna bakmak zorunda değilmiş doğar doğmaz birakabilirmis bir yere vs vs daha birçok örnek verilebilir. Nesnel ahlak diyorsunuz lakin verdigimiz bu örnekler aslında toplumların ahlak anlayislarinin evrim geçirdiğini gösteriyor. Ortada tam manasıyla bir nesnellik söz konusu değil. Haliyle de tam manasıyla olmayan nesnelligi hiçbir zaman kanitlayamayacaginiz bir şeye isnat ederek açıklamak bence hiç mantıklı değildir. Size göre böyle nesnel ahlak ve tanrı ile ilişkisi, bu sadece bir inanctir. Ayrıca Tanrı bu anlayışa göre iyi ve kötüyü belirliyor. Bunu insana nasıl bildiriyor? Vahiyle. Kime? Peygamber adı verilen kişilere. Bu peygamberler her topluma gidiyorlar mi? Hayır. Her topluma aynı iyi ve kötüyü götürmüş oluyorlar mi? Haliyle Hayır. Mesela size basit bir örnek vereyim; Bir insanin evlatliginin (boşanma tabiki) eşiyle yani geliniyle(kızı da diyebilirim haliyle) evlenmesi bu Tanrısal nesnel ahlakta iyi mi kötü mü? Tanrıya inanmayan birinin iyilik veya kötülük yapması fitrat diyorsunuz, bu da bir onkabul, salt inanç. Ayrıca az önce de dedim zamana, coğrafyaya göre bile değişiyor kimi ahlaki unsurlar, o zaman Tanrı = nesnel ahlak yine mantıksız oluyor. Ayrıca, ben tövbe edilecek bir şey görmüyorum. Ben almayayim. Siz yapın bol bol.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.