Yorum

Oğuz Aktürk isimli okurun asıl gönderisini gör
Hiç yazılmamış sayılar: 1, 5, 15, 31, 35, 37, 39, 40, 41, 43, 45, 48, 49, 50, 52, 53, 55, 60, 61, 63, 65, 67, 68, 69, 70, 71, 74, 75, 79, 81, 82, 86, 87, 90, 94, 95, 97, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 108, 109, 110, 111, 113, 115, 116, 117, 119, 123, 125, 127, 128, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 139, 140, 141, 142, 143, 145, 147, 148, 149, 151. Bundan sonra yazmak isteyecek arkadaşlar olursa bu numaralar arasından tercih yaparsak süper olur bence. Planımı açıklıyorum: 8500 yılında dünya üzerinde insan ırkından ayrı bir tür yaşayacak olursa, bir gün insan ırkının kullandığı 1000kitap adlı bir siteyi keşfedip Soneler incelemesine denk gelip onları bu incelemede kitlemek. Yorumları okuya okuya günlerce çıkamazlar yeminle buradan
35 ☺️
Ben de 147 diyorum.☄
Tamkare olsun bizim olsun :) 49
Bu yorum görüntülenemiyor
Tuttum bu planı😂
Bu yorum görüntülenemiyor
Bu yorum görüntülenemiyor
35. sone F. TF. T "Yakınmasan da olur artık kötülüğünden: Güllerde diken vardır, gümüş çeşmede çamur; Tutulur ay ve güneş, söner bulut yüzünden; En şirin tomurcukta iğrenç kurtlar bulunur. Kusursuz insan olmaz - bende kabahat az mı: Örnekler verip haklı bulmak suç işleyeni? Bu özürler büsbütün ahlâkını bozmaz mı? Günahlarından öte bağışlamışım seni. Benim aklım savunur senin şehvet suçunu; Avukatın gibiyim dâvâcın olsam bile: Suçlu ben’im, yargıca kendim söylerim bunu, İç savaşa tutuşur bende nefret sevgiyle. Suç ortağı olmağa gösteriyorum rıza Hiç acımadan beni soyan tatlı hırsıza." Nasıl ki her platformun kusursuz olmayışı gibi burası da kusursuz bir platform değil bence Fatma. O yüzden her daim mesaj atıp rahatsız edenler olacaktır. İş böyle olunca kitaplarla dolu bir sitede kötü niyetli insanların varlığını fark edemeyebiliyoruz fakat burada da var o insanlardan işte. Sonra onları görünce iç savaşlar yaşıyoruz, nasıl olur diyoruz. Sanırım insanlar gerçek hayatta elde edemediği şeylerin karşılığını sanal olarak elde etmek istiyorlar. O yüzdendir belki bu nefret ile sevgiyi karıştırıyor olmaları.
147. sone Arzu.Arzu. "Sevgim bir humma sanki: özlem duydukça duyar İlletini sürdüren ne bulursa hep ona; Sırf sağlığa aykırı yiyeceklerle doyar: Girmiştir oynak, hasta iştahın buyruğuna. Benim kara sevdamın hekimi olan aklım, Sözünü dinlemedim diye çıktı çileden, Beni bırakıp gitti - ıssız, umutsuz kaldım: Arzu ölümdür - şifa istemiyorsa beden. İyileşemem artık; yoktur aklıma derman, Zıvanadan çıkmışım; göremem rahat yüzü; Düşüncem de, lâfım da çılgınca, karman çorman, Rastgele söylerim her deli saçması sözü. Andım budur: Güzelsin, bence varlığın ışık, Cehennem gibi kara, gece gibi karanlık." Bu sonede Shakesperae'in Petrarca'dan etkilendiğini görüyoruz Arzu. Çünkü cehennem gibi kara, gece gibi karanlık şeklinde ters kutupları sonesinde kullanmış Shakespeare. Sanırım bizim de kitap okuma sevgimiz bu soneye benziyor. Bazen hummaya tutulmuş gibi kitap okuduğumu biliyorum, okuyamayınca özlem duyuyorum hatta. Bu aynı Ankara'ya benziyor. Ankara'dan ayrılıp başka şehirlerde bulununca Ankara'yı ilginç bir şekilde özleyebiliyorsun. Aslında dışarıdan baktığında bir esprisi yok gibi görünüyor ama varlığı bile güzel bir şehir bence işte. Bizi bırakıp gitmesini istemediğimiz, sokaklarıyla da bize her deli saçması sözü söyletebilecek bu soneyi Ankara'ya hediye ediyorum.
49. sone Ceren ElaCeren Ela "O gün gelsin, hazırım; ergeç gelirse o gun Kusurlarıma bakıp kaşını çatacaksın, Aşkının değerine ters düşecek gördüğün, Bu uyuşmaz hesabı silip kapatacaksın. O gün gelsin, hazırım; el gibi geçersin ya, O güneş gözlerinle, selâm bile vermeden; Aşk bürünmüştür artık bambaşka bir kılığa, Asık suratın için bulursun birçok neden. O gün gelsin, hazırım, alıştırdım kendimi: Değerim, hakkım budur diyerek bile bile, Kendime karşı tanık, kaldırırım elimi Ve savunurum senin haklı özrünü şöyle: Zavallı ben’i bırak, yasalar senden yana, Gerekçe gösteremem bana sevgi duymana." Sıkı YouTube takipçilerimden biri olduğunu biliyorum Ceren. Eğer benim kötü ya da kusurlu bir yönümü görürsen bir gün, lütfen beni eleştirmekten çekinme. Kusurlarıma bakıp kaşını çatacağın bir gün de gelir mutlaka, çünkü hiçbir insan kusursuz değildir malum. Çünkü kitap okuma aşkımız da bazen bambaşka bir kılığa bürünebiliyor ve bazı kaygıların önüne geçebiliyor. O yüzden her zaman kitap okuma sevdamız hakkındaki kaygımızın ön planda olması için savaşmamız gerek. Gerekçe gösteremediğimiz ve gizemli bir sevgi bu. Ama emin ol ki bizi hiçbir zaman pişman etmeyecek bir sevgi.
81. sone https://1000kitap.com/Maviperi20 "Belki ben sağ kalır da yazarım kitabeni. Belki de sen yaşarsın ben çürürken toprakta; Anılardan koparıp alamaz ölüm seni Ben unutulsam bile tüm gözlerden uzakta. Benim yazdıklarımla adın ölümsüz olur; Ben bugün ölsem herkes için ölüyüm yarın, Toprağın bana verip vereceği bir çukur, Oysa sen hep yaşarsın gözünde insanların. Sevecen dizelerim anıt olacak sana: Henüz doğmamış gözler okuyacak durmadan, Yarınki diller övgü sunacak varlığına Bugün soluk alanlar göçse bile dünyadan. Sonsuz yaşayacaksın kalemimin gücüyle, Gireceksin her ağza, her soluğa, her dile." Raif Bey de Maria Puder için böyle düşünürdü bence. Keşke Maria Puder değil de Raif Bey çürüseydi toprakta, böyle düşünürdü Raif Bey de. Nasıl da beklerdi kapısının önünde Maria'yı... Anılarından koparıp alamazdı kimse onu. Nasıl da bakmıştı Raif Bey o sanat galerisindeki tabloya ve görmüştü Kürk Mantolu Madonna'sını öyle. Onun günlüğüne yazdıklarıyla Maria'nın adını ölümsüzleştirmişti o. Hep insanların gözünün önünde yaşayan, hızlı bir kadındı Maria. Ama yavaş bir adamdı Raif. Sonsuzca yaşamasını istiyordu Raif Bey yazdıklarıyla onun. İşte biz de Sabahattin Ali'nin yazdıklarıyla birlikte tüm Türkiye'ye hatta dünyaya yayılan bir aşk hikayesinin her ağza, her soluğa, her dile girmesini okuyoruz böylece. Ne büyük bir şey.
151. sone https://1000kitap.com/aslindabenyogum "Aşk öyle toy ki vicdan nedir bilemez, ama Şunu bilmeyen var mi: sevgiden doğar vicdan? Öyleyse, tatlı fettan, günahımı kınama: Hoş varlığın suçlanır benim kusurlarımdan. Beni ele verirsen kalkıp teslim olurum Soylu uzvumla iğrenç gövde ihanetine; Bedene “Kazan aşkın zaferini,” der ruhum, “Başka bir dürtükleme gerekmez ki etine.” Senin adınla kalkar, seni gösterip der ki “ İşte zafer ödülün,” Büyüklük taslar, şişer: Öyle istekle senin hizmetine girer ki Sen isteyince dimdik; işin bitince düşer. Ona “Sevgilim” dersem vicdansız deme bana: Kalkmam da düşmem de hep o tatlı aşk uğruna." Shakespeare'in en cinsel içerikli sonelerinden bir tanesi çıktı şansınıza. Hazır adalet bölümündeyken, hayatınız boyunca böyle dürtüleri olan ve hatta klinik vakalara sahip olan adamlarla karşılaşacaksınız. Gerçek sevgiyle cinsel sevginin yerini karıştıracaklar hatta eminim ki. O yüzden adaletli olmak çok zor bir şey bu dünyada Tuba. O tatlı aşk uğruna yapmayacağı şey yok çünkü insanların. Mesela Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli'ndeki Zebercet karakterinin böyle bir sone yazdığını düşündüm ve sizin de onu sorguladığınızı. İlginç bir düşünce olurdu bu eminim ki.
1. sone https://1000kitap.com/ilknurmdngl "Artmasını isteriz en güzel varlıkların Güzelliğin gül yüzü solmasın diye asla, Bir güzel, yaşlanıp da göçünce bugün yarın Anısı yaşar yine körpecik yavrusuyla; Ama can yoldaşındır kendi parlak gözlerin, Kendi ateşin besler ruhunun alevini; Kıtlığa çevirirsin bolluğunu her yerin, Kendi düşmanın gibi, ezersin canevini. Şimdi sen yeryüzünün taptaze bir süsüsün, Varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır, Ama kendi koncanda ruhunla gömülüsün, Pintiliğin arttıkça kendi sonun yaklaşır. Dünyaya acımazsan, oburlar gibi ancak Varlığın da mezar da güzelliği yutacak." Biz de hayata bizim seçmediğimiz bir şehirde başladık İlknur. Oraya ait hissediyor muyuz bu soruyu hala cevaplayabilen yok. Sonelerin başlangıcındaki bu sone gibi şehirlerin başlangıcında da bir başlangıç oldu bizim doğduğumuz şehir. Ama belli ki bizim değil büyüdüğümüz şehirler. Aynı Shakespeare'in bu soneleri ithaf ettiği kişinin Shakespeare'e ait olmaması gibi bazı şehirler de bize ait olamıyor sanırım.
Bu yorum görüntülenemiyor
69 :)
45. sone Burak ÇetintaşBurak Çetintaş "Öbür ikisi, hafif hava, paklayan ateş, Ben nerdeysem onlar da hep seninle beraber: Birisi düşünceme, öteki arzuma eş; Bir vardır, bir yok: böyle hızla kayıp giderler. Bu uçucu maddeler yel yeperek yol alır, Aşk elçileri gibi, sevecenlikle sana; Canım dört maddedendir, o ikisiyle kalır, Üzgün yürekle düşer ecelin kucağına. Tüm varlığım kavuşur öz yapısına', derken: O hızlı haberciler senden dönmüştür işte - Onlar bana müjdeler getirmiştir gelirken Senin sağ, sapasağlam olduğunu görmüş de. Duyunca mutluyumdur, sonra sevincim söner; Yine elçi yollarım, hüzün kalbime döner." Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşta olmak kolay iş değil Burak. Gayet iyi bir yaşta okuma sevginin oluştuğunu görüyorum, bu çok güzel bir şey. Senin profiline bakarken müjdeler alır gibi oldum sanki, bilinçli bir genç haberi aldım neredeyse. Belki sen de Fatih'in bitmeyen İstanbul hayalini gerçeğe dönüştürmesi gibi bir kitap dünyasını fethetmek istiyorsundur ve o yolda sana söylenecek bütün önerileri mutlulukla karşılıyorsundur. Yeter ki hüzün kalbine dönmesin ve bu okuma sevincin de sönmesin. Diğer her şey çözülür, merak etme.
69. sone ZeynnnZeynnn "Dünyanın gözündedir sendeki bunca değer, Daha güzel yapamaz onları akıl, yürek; Ruhların sesi olan tüm diller seni över, Düşmanlardan da övgü alır bu çıplak gerçek. Baştâcı edilirken dış varlığın dışardan, Diller senin hakkını sana verirken önce, Vazgeçerler övgüden, şatafatlı lâflardan Gözün gösterdiğinden ötesini görünce. Senin canevindeki güzelliğe göz atar Ve yaptığın işlerle kıyaslarlar da onu, Gözünün içi gülen bu yaratıklar katar Güzelim çiçeğine iğrenç ot kokusunu. Ama yakışmıyorsa kokun görünüşüne: Nedeni, orta malı olmandır ele güne." Orta malı gibi olmamak lazım ele güne Zeynep. Seveceğimiz ve değer vereceğimiz insanları iyi seçmemiz lazım. Samimiyetsiz övgülerden ve şatafatlı laflardan vazgeçersek ancak böyle başarıya ulaşabilirsiniz ve değer verdiğimiz insanların da hakkını verebiliriz. Sahte gülmemek lazım, düşmanlarımızı tanımamız ve onların yermelerinin bizim kimliğimiz için bir övgü olduğunun farkına varmamız lazım bence.
106. sone Bünyamin YılmazBünyamin Yılmaz "Gördüm de göçüp giden zamanın öyküsünde Nasıl anlatılmıştır doyum olmaz varlıklar, Ölmüş sevgililerle yiğitler övgüsünde Şiirlere güzellik ne güzellikler katar, Nasıl eski kalemler güzelliği yazarmış, El ayak dudak diye, göz diye, alın diye, Anladım ki onlarda bir derin özlem varmış Şimdi sana kul olan güzelliği övmeye. Onların övgüleri, bugünün kehaneti, Hepsi seni önceden anlatmayı denemiş, Gözleriyle eğlenmiş bilmemenin lâneti, Varlığım övmeye solukları yetmemiş: Biz ki güzelliğini bu çağlarda görürüz, Gözlerimiz hayran da dillerimiz övgüsüz." Öğrencilik zor bir zanaat Bünyamin. Aslında her öğrendiğimiz bizden önce olanı anlatmaya çalışıyor, geçmişimizi öğrenmeye çabalıyoruz biz de. Bilmemenin lanetinden kurtulmak için bilmenin güzelliğine sığınmak istiyoruz. Shakespeare'in bu ufuk açıcı ve güzelliği çağlarda görme yeteneğine sahip olan sonesi gibi umarım senin de öğrencilik hayatın başarılı bir şekilde geçer.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.