• Acımızı saçtığımız her yeri "yurt" edinme umudu var mıdır?
  • Erdаlê min seri rаke
    Dаykа te hаt mehvаne te
    Mаzuvаno ez herаno
    kа bebinem we bejnа te
    Rаbe bebinem we xemlа te🥀🥀🥀
  • https://m.youtube.com/watch?v=77ygz-MC6_8
    "Dönence, dünyanın iki ayrı kutbundaki meridyenlerdir ve hiçbir zaman birlikte olamazlar. İnsanın doğasında da iki zıt kutup vardır. Bu kendisinde olmayanı arama içgüdüsüdür. Örneğin kış mevsiminde yazın gelmesini bekler yazın da kış mevsimini ararız. İnsanlar hiçbir şeyin tamamına sahip değillerdir. Her şeyin yarısını yaşarlar. Örneğin 12 saat geceyi 12 saat gündüzü yaşıyoruz ama 24 saat boyunca gündüzü veya geceyi yaşayamıyoruz. Yani devamlı bir beklenti ve umut içinde yaşayıp duruyoruz. Bu beklenti ve umudun da bir sonu yok, dönüp duruyor.
    İşte tüm bu düşüncelerin ışığında dönence doğdu. Şarkının müziğini kurtalan ekspres'ten bas gitarist Ahmet Güvenç ve tumba ritmdeki Celal Güven isimli arkadaşlarım yaptı. Aslında “dönence” yoruma açık bir parça. Çünkü bizim dinleyici kitlemiz çeşitli kesimlerden oluşuyor. Bu çeşitli kesimlerden gelen insanlar da bu parçadan kendilerine göre bir sonuç çıkarıyorlar. Zaten arzu ettiğimiz bu soyut parçadan herkesin arzu ettiği somut sonuçları çıkarmasıdır.

    "Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız bekliyorum
    Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
    görüyorum dönence..."
    Bu sözlerle insanların beklentilerini vurgulamaya çalıştım. Geceyi yaşayan bir insanın gündüze olan özlemini dile getirdim. çünkü insanlar her gece aynı duyguları duyuyorlar.

    "Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız
    Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor
    biliyorum dönence..."
    Burada insanlardaki tatminsizliği ve olmayanı arama duygusunu açıklamaya çalıştım. devamlı gelecekte olacakları umut ederek yaşayan insanları yani.”
    -Barış Manço
  • °°°
    Şiirleri seviyorum eminim benim gibi seven arkadaslarda vardır. 😊Ben yoruma en sevdiğim şiiri bırakacam sizden aynı şeyi bekliyorum .Listemizi renkendirelim. Hem belki haberdar olmadığımız nice güzel şiirler vardır beraber tadlarina bakalım ha ne dersiniz ? Şimdiden teşekkür ederim 🙏🌸😊
  • Arkadaşlar 1/den 99 kadar bir sayı yazabilir misiniz ona göre herkese bir söz yazicam bekliyorum ????
  • Selâmün aleyküm arkadaşlar :) sizden bir konuda yardım istiyorum 😇

    Şunu biliyoruz ki kıyamet günü, namaz kıldığımız yerler bizlere şahitlik edecek. Bizde bunun için iki arkadaşımla beraber bizlere şahit edecek yerleri arttırmaya karar verdik :) Bu amacımızı gerçekleştirebileceğimiz en iyi yerinse;

    “Yeryüzünde Allah’ın evleri; mescitlerdir. Oraya gelene Allah Teâlâ ikramda bulunur.” hadisine istinaden camiler olduğunu düşündük Bu doğrultuda da İstanbulda'ki camileri gezip, bu camilerde en azından ikişer rekat namaz kılmak istiyoruz. Allah'ın izniyle ilk rotamız Ayasofya olacak :)

    Sizden ricam maneviyatınıza iyi gelen, içinde huşuyla namaz kıldığınız ibadetlerinizi yaptığınız, aranızda güçlü bağlar olan, içinde en huzurlu hissettiğiniz camileri benimle paylaşmanız..

    Hadis-i Şerif'te de geçtiği gibi;

    “Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır.”

    Sizde bu iyiliğe ortak olun inşallah. Şimdiden Allah hepinizden razı olsun. Rabbim hepimizin tüm ibadetlerini ve dualarını kabul etsin inşallah..🍃🌿
  • 56 syf.
    ·8 günde·6/10
    Günaydın kitap dostları, bugün paylaşacağım kitabın yazarı Jack London. Konusu ise kabile reisi olan Naass, evlenmek için çok çaba sarfettiği Unga' yı gözünün önünde kaçırırlar. Buna dayanamayan Naass ülke ülke gezerek geçtikleri yerlerde onlara denk gelen kişilerden haber alarak yoluna devam eder. Nihayet Unga' yı bulduğunda, zorlu yollardan geçerek Atakan' a gitmeyi planlar fakat Unga, eski Unga' değildir.
    .
    .
    51 sayfadan oluşan bu kısa klasiği sırf yazarı yüzünden okudum desem yeridir. Çocukken bir çok kez eserlerini okudum, okuduklarımın arasında olabilir fakat hatırlamadığım için tekrar okudum. Hikayede aşırı sevdim diyebileceğim bir olay yok. Bir kaçırılma sonucu gelişen olaylar anlatılmış. Jack London' dan önereceğiniz kitaplar varsa yoruma bekliyorum..
  • 240 syf.
    ·5 günde·9/10
    "Ben sizdeyim. Sen de bize git..."
    Yoruma bu trajikomik alıntıyla başlıyorum. Okuduğum diğer Türk klasiklerine nazaran farklı bir konu karşıladı beni: Eşlerin birbirlerine sadakatsizlikleri...
    Karakterimiz Şadan'ın ağzından okuyoruz olan biteni. Kendini topluma-okura haklı göstermek için bu duruma herkesin düşebileceği, kimseden farklı davranmadığını ve gizli yapılıyor diye bahaneye saklanmamak itiraf etmek gerektiğini okura sorular sorarak âdeta okuru ikna etmeye çalışıyor.
    .
    .
    .
    "Hayatta bir hazır vardır, bir de gaip vardır. Hazır görerek, hissederek, zevk veya ıstırap duyarak yaşadığımız andır. Gaip ise, hayal şeklinde yaşadığımız var olmayan bir ikinci hayattır."
    .
    .
    Siz böyle bir durumu anlatarak normalleştirmeyi nasıl karşılarsınız? Yoruma bekliyorum
  • 104 syf.
    ·5 günde·10/10
    “İnsan bir şeyde iyilik görmeye çalışırsa mutlaka görülecek fenalıkları görmezlikten gelerek gözleri hep iyilikleri göreceği gibi, şayet bir şeyde fenalık bulmaya çalışacak olursa o şeydeki iyiliklerin hiçbirisini göremez.“
    .
    .
    Genç, zengin İstanbul beyefendisi ile güzel ve yoksul Çingene kızının toplumsal konumlarının onları sürüklediği sonu, severek okudum.
    .
    Dikkatimi çeken diğer bir mesele de, toplumsal sınıf ayrımı diyebileceğimiz konunun, kararı kişinin elinden alıp toplum baskısıyla istenilen yönde şekillendirilmeye çalışılması oldu.
    .
    .
    Ahmet Mithat tecrübesiyle öyle güzel ele almış ki bu konuyu, elinizde olmadan taraf tutuyorsunuz. Benim tarafım Şems Hikmet oldu. Peki sizinki kim? Okuyanları yoruma bekliyorum
    .
    .
    .
    “Bir hatayı daha büyük bir hatayla düzeltmeye kalkışmak o hatadan daha korkunç neticelere yol açar.”
  • ben

    deli
    güvenilir
    tatlı
    eşek oğlu eşek
    salak
    mal
    öküz
    güzel


    😥😥😥😥😥😥😭😭😭😭😭😭😭😭😭

    sizce

    doğrumu

    yanlışmı
  • 75 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    "İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye..."

    Se-lam :)) bugün size Tomris Uyar ile tanışma kitabımız olan bu öykü kitabının yorumuyla geldim. İtiraf etmeliyim ki edebiyatın magazinsel boyutundan dolayı merak ettiğim bir yazardı kendisi. :)) Cemal Süreya ile aşk yaşamış, Turgut Uyar ile evlenmiş ve Edip Cansever ona ilgi duyuyor olmasına rağmen Tomris Uyar onu dost olarak görmüştür. Bununla ilgili Tomris Uyar'ı araştırırken bulduğum ve çok hoşuma giden şöyle bir diyaloğu bırakıyorum buraya;

    "Cemal Süreyya'ya içki içmesini ben öğrettim." / Edip Cansever
    "Edip'e şiir yazmayı ben öğrettim." / Cemal Süreya
    "Bu ikisi bunu tartışırken ben de gittim Tomris'le evlendim." / Turgut Uyar
    "Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana." / Tomris Uyar

    Bu kadaaar çok edebiyat dedikodusu yaptıktan sonra kitabın konusuna geçeyim; :))) kitap dokuz tane öyküden oluşuyor ve ismini ilk öykü olan 'Aramızdaki Şey'den alıyor. Açıkçası benim de en sevdiğim öykü ilk öyküydü. Ve bu öykülerin ortak noktası kırmızıydı. Yazarın "İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye..." dediği renk kırmızıydı aslında. Gayet sade ve yalın bir dili olan bu kitabı ben sevdim. Siz de kısa öykülerin olduğu kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı tavsiye ederim. Tomris Uyar'ın sadece bu kitabını okumakla kendisiyle tanışmış saymıyorum kendimi o sebeple diğer kitapları hakkında bilgisi olanları yoruma bekliyorum.
    Kitapla kalın :)))
  • 61 syf.
    ·2 günde·6/10
    •ÇOK Bİ ÇOCUK| Selamlar herkese, Can Yücel' i bilmeyen insan yoktur özellikle "Bağlanmayacaksın" şiirini, yazarın ilk defa bir kitabını okudum, sürekli alıntıları karşıma çıkıyordu fakat bu kitabı şiirlere ithaf edilmiş çoğunlukla, yanlış bir kitapla başlamış olabilirim diye düşünüyorum. Kısacık şiirlerden oluşan bu kitabı #heraybirşiirkitabı için seçmiştim, şiir kitaplarını bir okuyuşta bitirmeyi sevmediğim için bir önceki kitabım ile günlere yayarak okudum. Bu kitapta yer alan şiirler arasından en çok Akşamla İntihar' ı beğendim. Siz de Can Yücel şiirlerinden okuduysanız en sevdiklerinizi yoruma bekliyorum..
  • 165 syf.
    ·9/10
    Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim. Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz. Aklı savunuyoruz, ama güzellikten yanayız. Bize uslu olmayı öğrettiler başta.

    Merhaba, bugün edebiyatımızın en önemli kadın yazarlarından biri olan Füruzan'ın ilk öykü kitabıyla geldim. Kitaptaki ilk 3 öyküyü anlamakta zorlandığımı hatta pek sevmediğimi itiraf etmek isterim. Ancak bu 3 öykü kitaptaki diğer öykülerden daha erken bir zamanda ve farklı bir yazım tarzıyla yazıldığı için sevmeyeninin de çok olduğunu öğrendim. İlerleyen öyküler su gibi akıyorlar ve daha önce görmediğim kadar güzel iç hesaplaşmalar okuyorsunuz.

    Anne - kız hikayeleri, kocaları ölmüş kadınların mücadeleleri, göç etmiş aileler, besleme verilmiş kızlar... Kitaptaki öyküler genel olarak bu temaları işliyorlar. Emin Alper'in Kız Kardeşler filmini henüz yakın bir zamanda izlemişken besleme konusunda okumak bana farklı hissettirdi. Benim en sevdiğim öykü, Su Ustası Miraç oldu. Kitabı okuduysanız hakkındaki düşüncelerinizi ve en sevdiğiniz öyküyü yoruma bekliyorum.
  • 📢 Canım kitap severler sizlerden başucu kitaplarınızı yoruma bekliyorum 📚
  • 165 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Ali Ural'ın deneme türünde okuduğum ikinci eseri. Bu zamana kadar okumakta zorlanacağım düşüncesiyle hep ertelemiştim, yanılmışım. Art arda su gibi akıyor bölümler.
    Bir çırpıda bitecek ama tesiri uzun sürecek bir kitap. Gazetelerde az yer kaplayan fakat çok mühim olsada hiç görmediğimiz ya da gazetelerde çok ses getirse bile önemsemediğimiz haberleri aktarıyor yazar bize. Öncesinde de haber için yazdığı kendi yorumlarını, tabirlerini.
    O kadar garip, o kadar farklı haberler konu olmuş ki bu kitaba hayret ettim okurken. Marcel Proust da bu türde kitaplar yazmış. Yaratıcı Yazarlık dersinde hocam bahsetmişti.
    Yukarıda bahsettiğim gibi önemsenmeyen gazete haberlerini merkeze alarak üzerine bir şeyler yazmak. Türün adı var mı varsa nedir bir fikrim yok. Yazarın kendisinden okumak istediğim ilk kitabı Kayıp Zamanın İzinde ama dilimize çevrilen bu türde kitabı varsa okumayı isterim. Hatta bu tarz yazan yazar önerileriniz varsa yoruma bekliyorum.
    Kısaca Ali Ural'ın büyülü cümleleri bu kitapta da insanı düşündürüyor, sarsıyor, alıp götürüyor bambaşka yerlere.
    Baş Ucunda Parlamayan Pabuçlar, Boyama Kitabından Yırtılmış Sayfalar, Aynalı Saza'nın Cinneti, Fotoğrafı Olmayan Çocuk, Etna'nın Söylevi, Birileri Bu Adamı Durdursun, Beyaz Şehrin Son Camisi, Silmek Kolay mı Sanıyorsunuz Bay Davignon
    beğendiğim bölümlerden bazıları.
    Tavsiye edilir
  • 307 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Selamlar
    - [ ] Devlet kitabını sevgili melisacığımla ile tekrar okuyup yorumlama fırsatım oldu. Bu serüvende eğitimimin felsefe ağırlıklı olmadığı için muhakkak eksik gördüğünüz yerler olacaktır . Bunları şimdiden mazur görmenizi isterim. Adımımı bu eserim içine atarken içine düştüğümü farketmediğimi hissediyor ve bu dehlizden çıkmaya çalışan biri gibi görüyorum kendimi . Bu yüzden tedirginliğimi anlamanızı bekliyorum . 2500 yıl önce kaleme alınmış bu eseri çığlığını hissediyor ve varlığımızda bir oya gibi işlendiğini görüyorum. Okumanın ve elimden geldiğince Zorlu sindirme sürecinden sonra incelememi paylaşıyorum. Eserin incelemesini yapmadan önce yazarı hakkında İnternet ansiklopedisinden Kolayca erişebileceğimiz kısımlara değinmek istiyorum. Milattan Önce 428 – 348 yılları arasında yaşamış antik yunan filozofudur.Politik felsefenin kurucusu kabul edilir. Sokrates yazılı bir kaynak bırakmadığı için yaşamı düşünceleri ile ilgili bilgileri Platon ve Krenephon gibi dolaylı anlatımlarla günümüze ulaşır . Sokrates’in ölümü Platon’u 18 yıllık yunan topraklarında inziva diyebileceğimiz bir yaşantı tarfından Atinaya gelir. Burada akademia kurar .O bu Üniversitelerin kurulumu için ön hazırlık görevi görür. Üniversitelerde ilk önce fen bilimleri fakültelerinin kurulması üniversite mantığının platona dayandığını gözlemleyebiliriz. Şimdi sizlerle beraber bir kahve molası verip eserin içeriğine göz atmak istiyorum. Eser yapısal korkudur. Mesneviler gibi akıl mantık ölçülerini aşan olaylara yer verilmemiştir. Sahnelerden takribi oluşturulmuştur ve bu eserdeSahne seyirci ilişkisi aranmalıdır. Kitabı entelektüel olarak okumak istiyorsak belirli bir bilgi birikimi elde ederiz fakat benimsemek ve Özümsemek için birkaç defa okunması gereken nadir eserlerdendir. Kitabımız katmanlardan oluşur. Bu katmanlar arası transferde karışıklık gözlenmez. Sağlam zemin üzerinde sosyolojiye antropolojiye Siyasal felsefeye siyasi rejimler teorisine İktidar teorisini toplumsal sınıf teorisine kolaylıkla geçiş yapar. Kitabın incelemesine geçecek olursam kitap sahnesi ikilemi arasında olduğu için sizin benim yani okuyan kişinin yorumlamasına izin verecektir. Bu kitabı bitirdiğiniz zaman Platon şunu demek istemiştir asla diyemeyeceğimiz yoruma açık zihin meşgale tarlası olarak her gün bizi aç olduğumuzu varsayarak sofraya davet eden misafirperver ev sahibi olacaktır . Ev sahibi demişken Athena’nın önde gelen yaşlılarından servet sahibi Kepholus un evine gidiyoruz. Gelenekçi, düz kafa olan bu insan aileyi temsil eder. Kepholus un Zenginliğinin temelleri araştırılır. Kim kazandı? Eğer serveti kendi edinilmişliğiyse İki kat daha parayı seveceğini belirtir ve bu insanların çekilmez olduklarından dem vurur. Bu yaşlı adam için servetin getirdiği iyilik nedir sorusuyla toplumdaki kişileri kendi istediği dehlize doğru çeker. Daha sonra birinci kitapla bu yaşlı adama veda ederiz.Peki kendinle hesaplastım adil olmadığım yer var mı diye düşündüm diyen bu adamdan adaletin borç mu olabileceğini düşündüren neydi?Bunu düşünürken Sokrates’in tezleri çürütmek için Öne koyduğu örnekleri inceleyelim . Siz varsayalım bir insandan borç silah alıyorsunuz bu insanCinnet geçirdiği an sizden filan istiyor peki siz bu çılgın adama silahını verir misiniz? O zaman şu sonuca çıkıyor her durumda borç ödenmeyecekini bilmemiz gerekir. Peki adalet dosta yarar düşmana zarar olarak düşünebilir miyiz? Yine Sokrates’in sorularla çürütmeye şöyle devam ediyor. Peki dost ve düşmanı nasıl seçeriz erdemleri kullanmayı doğru olduğunda göstermeyi dostluk veya düşmanlık olarak mı algılamalıyım. Peki diyelim dostlara yarar düşmana zarar sağlayacağım bugün dost gördüğümle yarın düşman göreceğimiz kişiyi kestirebiliyor muyuz ? Ve farz edelim Ben kötü isem bu olanlar benim adalet duygumu daha çok sarsmaz mı? Diyerek dil oyunları yaparken sokrates Sofist devreye girer. Güzel sözler söyleyip iyi nutuk çekiyorsun Sen söyle o vakit adalet nedir? Tabi sorduğumuz insan sokrates olunca bilmemezlik sanatının Üstadı soruyu sofiste yönlendirir . Ve bu açmazın içinde öğrencileriyle kalır . Güçlü olanın işine yarayandır adalet der güçlü olandan kasıt kanun koyuculardır.Ve bu sırada sokrates güçlü olan kanun koyucu neden kendisine kanın koysun diyerek bir benzetmeye koyuluyor seyislik benzetmesini kullanıp attın işine yarayanı seyis önemser diyor. Kafası iyice karışan karakterler güçsüz olanın işine yarayan mıdır adalet sorusunu yöneltir. Sanat icat eden sanata tabiidir.O sanatın dışında ona hakim olan değildir elbette.Tekrar karakterler kafalarındaki şu sorulara cevap arar . Eyri doğruya baskın çıkar mı? Doğru adam kazançsız kalır mı?Tabi bu benim aklıma Erten Eğilmez in ve başrolünde Şener Şen ve Ayşen Gruda nın oynadığı 1984 yapımı Türk komedi filmi aklıma geliyor. İnsanın hayvani yanına(iş kısmına ) hitap eden cümleler kurduğumu görüyorum. Bir kahve arası vermişken adaletin benim kafamda ne anlama geldiğini düşünüyor ve bir kez dahaKaramsarlaşıyordum. Toplumsal adaletten bir anda bireysel adalete süzülür kitap. Birey adaletsizlikten rahatsız olursa bu durumdan nevrozlar yaşar bunu takıntı haline getirip kendini toplumdan soyutlar . Aklımıza şu soru geliyor peki adil olanın hayatı mutlu mudur? Adil insan iyi yaşar iyi yaşayan mutlu ve talihlidir . Diyerek orta Öncül olarak iyi yaşamı kullanır ve 2500 yıl önce mantık çerçevesinde akıl yürütme yapmış olur tabii kahvemi yudumlarken bu yoğun anlatımda olayları yakalamak açıklamak oldukça zor olduğunu bir kez daha kavrıyorum. Adalet İş görme (işlev) midir ? İşini görebilen adaletli Erdem’li denilebilir mi??Tabi bunun cevaplarabilmesi için nefs denen gerçekliğin Altını çizer. Nefs can mıdır akıl mıdır yaşamakmıdır diyerek sizi bu soruyla başbaşa bırakıyorum. Daha sonra sokrates işini görebilme ile alakalı farklı bir örneği geçer KULAĞIN duyması gözde olabilir mi? Peki nes yaşamak demekse kulakta gözde yaşıyor buradan bir sonuca varılır mı? Neyiz iyi mi veya kötü mü? Nefsi siz karşıdan korkudan temellendirmeseniz adalete ulaşır mısınız? İşinizin ne kadar da zorlaştığını görebiliyor musunuz aslında adalet en iyi ve en kötü şeyin arasındadır.Aretea saklı olan hakikattir doxa ise mevcut olan hakikattir . Peki yaygın tanı olan adalet tanımı olan korku temmellli ile adalete varılır mı ? Kötü olanın kanun belasından çekinmesini kaleme alır . Tabi yan pencereden herkesin bir içindeki o nefsin azgın halini göstermek için Aklımda kaldığı kadarıyla nakledeceğim Çoban koyunları güdüyorken yer deprem ve fırtınayla açılır . Çoban şaşırır efsaneden başka tunçtan bir atla karşılaşır. Ve insan boyundan büyük bir varlık da bir yüzük bulur ve bunu eline takar. Krala bilgi vermek için toplantıya gider. Yüzünü çevirdiği zaman görünmez olduğunun farkına varır. Bunu birkaç defa deneyerek tılsımını kesinleştirir. Kralın adamlarının arasına karışarak kraliçeyi baştan çıkarır ve en sonunda kraliçe ile işbirliği yaparak kralı öldürür ve yerine geçer. Şimdi burada nefsani arzular kişiyi her istediğini Arz ettiği tüm şeyleri yapma gücü veriyor peki iyi kötü dediğimizİki insan bu yüzü takarsa tanrı dahil kimse görmezse kendi isteğiyleAdaleti sağlar mı insan yoksa kendi adaletsizliğe uğrar diye mi adaleti savunur ? Peki bizler adaletsiz insana nasıl gözlemleyeceğiniz biliyor musunuz? Adaletsiz insan ne yapar ne yapar adaletin gölgesi altına sığınır. Eğer adaletsiz kişi beceriksizse İşte o vakit kendini ele verir. Mesela sokrates baldıran zehri içmeseydi erdemliğinden bahsedilebilir miydi? Tabi adalet kavramını irdelerken toplumun nasıl oluştuğunu Platon’un toplumu nasıl gördüğüne değineceğim . Çatalhöyük mesela insanlar İşbirliği ve ihtiyaçlarının giderilmesi için bir araya gelmiştir tabi sayıları artan insanların bir arada kalması zor olsada birbirleriyle katkı gösterecek şekilde yaşamaları hayatlarını kolaylaştırmıştır Platona göre Toplum Üretici yönetici ve koruyuculardan oluşur. Üreticiler kol güçleriyle çalışır yöneticiler zihin güçleriyle çalışır. Koruyucular ise toplumda kilit noktadır koruyucular Üreticiler yöneticiler akla monarşiye sahip Sahibi felsefe eğitim görmüş olması beklenir. İyi koruyucu görmek istiyorsak belirli fedakarlıklar isteriz mesela aile kurumunun koruyuculardan kaldırılması beklenir iyi genlerin kuşaklara aktarılmasına dayanır. Koruculukdan söz açılmışken kadın bu üçlü yapıda koruyucu Üretici yönetici olabilir. Tabii kadınım asker olabilmesi için şöyle bir etkileyici sahne çizer kadınlarınYapamayıp erkeklerin yapabildiği bir şey yoktur. Onları at sırtında savaş meydanına getireceğiz ve yaşlının arkasında olacak şekilde bekleteceğiz Eğer kan görmeye tahammül ederse O vakit koruyucular içerisine alacağız koruyucular peki neden ihtiyaç duyarız? Bu savaşların temeli nüfusun fazla toprağın az olması beslenme barınma gibi sorunların ortaya çıkmasından kaynaklanır. Bir Toplum başka bir toplumun toprağımı kullanmak ister işte burada savaşlar ortaya çıkar Yunanların beş yılın üç yılı savaştadırKısa aralar vererek savaşa devam ederler. İkinci erdemleri ise bu topluluğun cesarettir sert dayanıklı olmalarıdır.Ve bu kişilerin maddeyi kaygılarının olmaması gerekir herkes yapması gerekeni yapacak devlet ise bunun karşılığında bireyin ihtiyaçlarını karşılayacak. Böylelikle maddi hırsın önü de kapatılmış olacak. Askerlerin öfke kuvveti yani gazap önemli bir yer teşkil eder asker için onuru taviz verilmeyecek yargısı haline getirirBenim için eğitim şaşırtıcı ve arzulu hiç olduğunu belirtmek isterim. İnsanlığı beden bir nefsten oluştuğunu kabul eder . Beden için idman News için ise müziğin kullanılması gerektiğini düşünüyor. Şu an bu Çağ’da müzik ruhun gıda sıdır cümlesinin temelidir . Tabi şu an bana bu söz birazda altı boşaltılmış bir safsata haline gelmiş yapı gibi gözüküyor. İnsan eğitimi terbiye ilk başta bu iki yapı altında yapılması gerektiğini düşünüyorPeki askerlerin bedenini idmanla nefsini müziktende doyurması ne sağlayacaktır. Müzik yumuşak huy idmanlar sertlik verecektir . Ve insan bınun tam ortasında olmalıdır . Bu terbiye ile köpek kurda dönüşmez benzetmesini yapıyor ve asker halka saldırmaz diyor. Site içinde bilge yürekli Ölçülü müzikal ahenk sağlanmalıdır. Hiç şunu düşündünüz mü Üretici yönetici olmak isterse veya yönetici asker olmak isterse asker Üretici olmak isterse hiyerarşiye ne olur? Sokratese göre başkasının işine karışmak en büyük suçtur ve bu suçu temellendirme de şöyle düşündürür asker yönetici Üretici yeteneklerine göre baştan ayrılır ve bu yönde eğitim beridir az ulan aklı değil akıl arzular yönetmelidir. Yine şöyle bir örnek verebiliriz sürücü ve iki atını düşünelim biri siyah renkli biri beyaz renkli atımız olsun kötü nefs olan siyah at beyaz olan isein hepsi olsun o zaman boyu at bu yoldan çıkmadan yürüyebilmesi için siyah atın terbiyesi yani eğitimi gerekli bu eğitimin gönüllülük esasğına dayanması gerekir insan ilim irfan sofrasınaAç oturmalıdır doymak nedir bilmeyen haris olmalıdırDuyma bilmeyen ve her bilgiyi hakikati temaşa etmeyi seven bir birey haline gelmelidir. Kılavuzuna uyan olmalıdır Burada kılavuzdan bahsedilen sofas uyan kişi ise filozoftur. Peki. Müziğin iyileştirici etkisiniEğitimde etkili olduğunu öğrendik. Ve eğitimlerin en üstün olduğunu söyledik
    - [ ] Formal bilimlerin varlığı rüya görür ve sebebinin açıklamasını beklerNesneyi araştırmas sebebine yönelik araştırma yapar. Peki eğitimin bilgili olması gerekiyorsa bu bilgi tasnifini nasıl yapmamız gerekiyor. Uzun bir çizgiyle Ele alalım alt üç noksan kısım
    - [ ] Üst kısım ise hakikat olsun görünmeyen kısımda ışık yani zahiri suret vardır ve onun bir üstü Zahir’i yani sureti gösteren nesne ayna vardır bunun bir üstündeyse görünen kısım yani hipotez vardır hipotezin bir üstüyse iddaadır hipotezi çıkıldı an hipotez çürütülemeli ve hipotezi sıçrama tahtası gibi kullanmalıyız. Daha sonraBir kahve molası daha verip sizlere Mağara istiharesini Nasıl anlatacağımı düşünmeye başlıyorum. Mağara istiharesinde mağaranın karanlık ışığın olmadığı yer olarak tasvir edilmesi bilgisiz insanı gösterir ve kapısının var olması insanın her zaman bu karanlıktan aydınlığa çıkabilme ihtimalini gösterir.Bu arada ayaklarına boyunlarına çocukluğundan beri zincirler takılı olan bireyler arka tepeden yanan ateşin önünden geçen çok sesli kuklacılar çok sessiz kuklacıları seçmektedir zincirlere vurulmuş kişi sadece gölgeleri idrak eder yani sureti tanır nesneyi tanımlayanmaz mahpuslar kaldırıldı zaman adım adım geçiş yapılmalı az önce bilgi tasnif ettiğimiz adımlarla ilerlenmelidir ilk önce nesneye bakmalı daha sonra ateşe bakmalıyız eğer direk ateşe bakarsak gözlerimizi kaybedebiliriz oysa gözlerimizin kamaşması beklenen durum olmalıdırİçimden şu soruyu atamıyorum hakikati gören göz hayal ister mi? O zaman bilgiye tasnifinde birinci bölüme bilim ikinci bölüme anlamaya dayanan bilgi üçüncü bölümü inanma dördüncü bölüme ise bulanık görüntü diyebilir miyiz bu sınıflandırma bizi kaybolmuşlukdan sıyırır . Yönetim biçimlerine 8.09 ve onuncu kitaplarda vurgu yapar hanedanlık timokrasi oligarşi demokrasi tiranlık Yönetim biçimi hakkında olumlu ve olumsuz yönleri eleştirilir ve işte burada kral filozof mu filozof kral mı sözü beyan edilirArtık sonlara doğru yaklaştığımız da hissediyorsunuz ve ben de sabırsızlığın hep bu yazdıklarımı tekrardan okumanın hevesi içine gidiyorum. Son sahnede logos artık burada yerini Mitosa Bırakır . Savaş meydanında bir er ölür reenkarnasyon İle tekrar dünyaya gelir tabi herru istisnasız unutkanlık nehrinde yıkanmalıdır fakat bu ruh ya az kalmış olacak ya da hiç yıkanmamış olacak ki tüm gerçekliği dünyada görür inanan ve bu uğurda Savaşan insanlar olur tanrıyla dost nefis ile ölümSüzleşir. Peki 21. yüzyılda neden 2500 sene önce yazılmış bu kitap okuyoruz? Çünkü bana göre 2500 yıldır halanda adaleti ARıyoruz .Eğer bu bahse kapatılmış bir olay olsaydı tekrar kapağını kim kaldırırdı ki Diye düşünüyorum bu kitap sizin için nereye bakacağınızı nasıl düşüneceğinizi öğretebilir fakat size yeniden bir çift göz vereceğini inanıyorsanız yanılıyorsunuz dünyanızı at gözlüklerinden Sıyrılıp hayatı geniş ferah olarak görmeniz için yazılmış ender kitaplardan biridir teşekkürler Platon.
  • -Seviyeli bir şekilde tartışmak isteyen herkesi yoruma bekliyorum.
    -Saçmalamak serbest.
    -Konu sınırı yok, Gözünün üstünde kaşın var deyip olay çıkar.

    Uyarı: Küfür ve hakaret yok
  • Komedi filmi önerisi olan arkadaşları yoruma bekliyorum 🖐️
  • Hayatta hiç bitmesini istemediğiniz şey nedir?


    Edit: zaman
  • Bir kitap karakteri olsaydınız
    Rolün ne olurdu?
  • 3 MISAFIR HABERSIZ GELIR

    bunu bilene söz sayfasını begenecem hepsini

    Herkezi yoruma bekliyorum
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    •Şeker Portakalı
    Uzun zamandır buraya yazamıyorum, sebebi yeni bir şehire başlamam, bunun stresi ve uzun zamandır bir kitapla uğraşıyor olmam. Hangi kitap olduğunu şimdi söylemeyeceğim zaten bu hafta içerisinde buraya yazarım.
    •Şimdi gelelim fotoğrafta gördüğünüz kitaba:
    Şeker Portakalı
    Arkadaşlar öncelikle harika bir kitap diyerek yoruma başlamak istiyorum. Ben ilk başta ne yani beş yaşında bir çocuğun dilinden yazılan bir kitap mı diyerek önyargılı başlamıştım kitaba ama son sayfasını okurken ne kadar da yanlış bir düşüncede olduğumu farkettim. Hem ağlatan, hem güldüren küçük kahramanımız Zeze size hikayesini okutmuyor, yaşatıyor. Spoiler vermek istemiyorum. Okuduktan sonra yorumlarınızı bekliyorum.
    Bu arada Şeker Portakalı’ndan sonra okuyabileceğiniz yine aynı kahramanlarla süren iki kitap var. Güneşi Uyandıralım ve Delifişek. Ben daha okumadım ama bir an önce okumak istiyorum. Size de şimdiden iyi okumalar.