• İki koluna girdiler, kuyunun karanlık ağzına getirdiler. Bir itekleme. Bir hamle. Tam o sırada içlerinden biri hatırlattı: Yûsuf'un gömleği! Yûsuf'un gömleği! Babamıza ne deriz sonra? Yûsuf'u hâin kurdun yediğini nasıl isbât ederiz yoksa?

    Her birinin eli bir yandan uzandı. Yûsuf'un sırtından, Yâkub'un daha o sabah giydirdiği gömlek çıkartıldı.
    Bir hamle. Bir darbe. Bir itekleme. Sâdece o kadar.

    Bir kuyuda yitmenin başlangıcı sâdece bu kadardır.

    Üçüncü boyutunu gönüllü terk etmiş kaç nakkaşa minyatür sahifesi, kaç mesneviye bölüm başı: "Yûsuf-ı bîçâreyi kardeşlerinin çâha attığıdır".

    Bağcıkları çözük sandaletlerinden biri Yûsuf'un, az öteye fırladı. Bedevînin armağan ettiği ayna, gömleğinin iç cebinden çimenlerin üzerine yuvarlandı.

    Yûsuf-ı bîçâreyi kardeşleri çâha attı.

    Az ilerde, içinden geçtiği hayatlar ve kurgusuna düşürüldüğü öykülerin artık uzağında âkıbeti merak edilebilir bir karaca.

    Karacanın âkıbeti, kanı Yûsuf'un gömleğine sürülmek oldu. En güzel kıssanın daha başlangıcında kaybolabileceği en güzel yerde kayboldu, yok oldu. Bir bıçağın sırtından uçuruma düşerken güzel gözlü karaca, kendisini öldürenle göz göze geldiği anda, ama neden, diye hiç sormadı. Bırakabileceği tek şeyi kendisini öldürenin gözlerine bıraktı. Ağladı. Gözyaşları kanı kadar sıcaktı.
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 38 - kalbin üzerinde titreyen hüzün... / Timaş Yayınları I 637 Aşk Klasikleri Dizisi I 1 / 41. Baskı Nisan 2012, İstanbul
  • Sabah olup da neş'eli bir kalabalık, Yûsuf ortalarında. Uzaklaşırlarken Yâkub'un Neş'eler Evi olarak bilinen ve zeytin ağaçlarıyla çevrili evinden. An-be-an. Neş'eli bir kalabalık, ama örtülemeyen bir zorlama, sanki geçerli olan esasında kurşun gibi ağır bir suskunluk da, neş'eli görünmesi gerektiğini bilen bir kalabalık. Gerçekte tek neş'eli olan Yûsuf. Uzaklaşırlarken.

    Yâkub kötü bir sezgiyle baktı arkalarından. Kalbim, dedi, çıkacak sanki yerinden. Ey kalbimin şâhı oğul, açıp baksam kanıyordur mutlakâ, ey benim kalbim oğul. Döner gelir misin bilmem bir daha bana?


    Gerçekte biri neş'eli, geri kalan her biri neş'eli gibi görünen ama neş'eli olmayan bir kalabalık, günlük ve sandal ağaçlarının, Lübnan Sedirleri'nin arkasında kaybolduktan sonra. Yûsuf gömleğinin düğmelerini çözdü, sandaletlerini ayaklarından fırlatıp attı. Çimenlerin üzerinde koşup oynamaya başladı. Bir ara sırt üstü uzanıp sevinçle, başının üzerinden geçip giden bulutların şekillerinden anlamlar çıkarmaya çalıştı.

    Bakın, diye seslendi ağabeylerine gülümseyerek, şu bir mavi çiçek, bir peygamber çiçeği, sizce de öyle değil mi? Ağabeylerinden biri, hayır, diye cevap verdi, o ayakları ters bir cüce, üstelik kör.

    Yûsuf'un gülümsemesi azaldı. Bakın, diye devâm etti. Tam şu yanındaki, bir gelin kelebeği, öyle mi?

    Hâyır, dedi bir diğer ağabeyi. o gördüğün topal bir dev, elinde de can alıcı bir mızrak var.

    Yûsuf'un gülümsemesi dondu dudaklarının ucunda. Peki, dedi, şu, yavrusunu ısıtan bir beyaz güvercine benzemiyor mu?

    En büyükleri, hayır, diye cevapladı, o daha ziyâde karanlıkları mesken edinmiş kapkara bir yarasa. İçi ürperdi Yûsuf'un, sanki yatmaktan utandı, üşüdü ve toparlandı. Sandaletlerini geçirdi ayaklarına, gömleğinin düğmelerini ilikledi.
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 37 - kalbin üzerinde titreyen hüzün... / Timaş Yayınları I 637 Aşk Klasikleri Dizisi I 1 / 41. Baskı Nisan 2012, İstanbul
  • Yûsuf-ı Bîçareyi Kardeşlerinin Çâha Attiğıdır.