Nihan Kaya’nın bu kitabı, okuduğum ilk kitabı ama son olmayacak dedirten bir ahenge sahip. Hikâyeler arasındaki o fark edilmez ama sürekli akan ritim, sade bir dille kurulmuş gibi görünse de okudukça derinleşen bir duygusal örgü yaratıyor. Her hikâye bittiğinde diğerine geçerken aynı mahallenin yan sokağına yöneliyormuşum hissi var. Bu akışkanlık, kitabı sadece bir öykü toplamı olmaktan çıkarıp aynı duygusal evrenin farklı odaları hâline getiriyor.
Aynı mahallede yaşayan insanların birbirini tanıdıklarını zannetmelerine rağmen, hikâyeler ilerledikçe aslında birbirlerini hiç tanımadıklarını fark etmek, kitabın en çarpıcı katmanlarından biri. Dışarıdan bakınca tamamlanmış görünen hayatlar, içeriden bakıldığında gizli odalarla, saklanmış inceliklerle, kimsenin fark etmediği kırılganlıklarla dolu. Aynı yerde yaşamak, aynı dünyayı paylaşmak değil.
Kitabın adındaki “Ama sizden değilim” cümlesi ise bu noktada bambaşka bir derinlik kazanıyor. Çünkü o “ama”, bir sınır çizgisi gibi dursa da, aslında bizden biri olduğunun zarif bir itirafı gibi. Reddedişten çok, incelikle kurulmuş bir ait olma hâli. Sanki “biraz uzağınızda duruyorum ama kalbim sizde” diyor. Tam da bu yüzden, tam da bu “ama” yüzünden, aslında bizdensin.
Ve belki de bu yüzden, petunyasını seven Münasip Efendi gibi karakterler bir anda kalbimize yerleşiyor. Onların sessiz iyilik hâlleriyle biz de kendi içimizde unutulmuş incelikleri hatırlıyoruz. Nihan Kaya bu öykülerle insanları dışarıdan değil, içeriden tanıma cesareti veriyor.