• 408 syf.
    ·Puan vermedi
    OD ( ATEŞ)
    Yunus’un yeri bir başkadır bende. Küçüklüğümden beri hem okur hem de dinlerim şiirlerini, ilahilerini, deyişlerini ; alır götürür beni her seferinde mana aleminin en derinine. Kişiliğimin şekillenmesine çok katkı sunmuştur, Yunus’un teslim olmuş hali... şiirleri, bir imbikten damıtılmışçasına arı ve duru; nasihatleri, birer iksir gibi ruhumu dirilterek, kalbimin hastalıklarına (öfke, adavet, nefret vd.) derman oluyor... ilahilerini okuduğumda/ dinlediğimde duygularım incelik kazanıyor, manevi olarak bir başkalaşım geçiriyorum. Bundan dolayı Yunus’ a dair her ne geçse elime yitiğini bulmuş biri gibi sevinçten dört köşe olurum.
    İşte bu duygularla elime aldım İskender Pala’nın OD isimli eserini. Okurken adeta 13. Yüzyıla bir zaman yolculuğu yaptığınızı hissediyorsunuz. Zamanın nasıl akıp gittiğinin farkında bile olmadan, yer yer başa sarıp tekrar okuyorsunuz ; çünkü kendinize ait bir şeyler buluyorsunuz tam da orda.
    Anadolu bozkırlarının münbit topraklarında yetişen bu Allah dostunun, ayak izini sürüyorsunuz kitap boyunca. Onu Yunus yapan çilesine şahit oluyor; demek ilahi terbiyeden geçmek böyle oluyormuş diyorsunuz. Zamanın tiranlarına karşı, içinizde yumak yumak büyüyen bir öfkenin, sizi esir almadan, bir sonraki sayfada eriyip gittiğini hissediyorsunuz. Yazarın kurgusunun kendisine has üslubu içinde sevginin, aşkın, hoşgörünün, vefanın sanki manevi bir şırınga ile içinize zerk edildiğini sonradan anlıyorsunuz... Hayatın bütün karmaşasına rağmen Yunus, bir bilenin elinde özüne dönüp ; sözünü doğruca söylemeyi başarıyor. Başka bir deyişle, özüyle sözüyle bir oluyor...
    Toptuk Emre'nin dergahına taşıdığı odun dahi eğri büğrü olmuyor bir zaman sonra... halden hale girip masivaya ( Allah’ın dışındaki her şey) sırt dönüyor. Ancak Sitare'den vazgeçemiyor bir türlü... Sitare'yi ( yıldız/ eşi Elif) Güneş’e (Allah) giden bir rehber ediniyor. Leyla'dan Mevlâ’ya bir yol buluyor Koca Yunus...
    Çekikgöz ( Moğollar), bir beladır o vakitler Anadolu’da...bir çekirge sürüsünün dadandığı ekini andırır geçtiği yerler. Anadolu insanı çaresizdir büsbütün. Anadolu acı, keder ,yas ve açlıkla imtihanda baştanbaşa... Dertlere derman olmayı, yıkılan yurdu mamur etmeyi vazife edinir bu Hak aşıkları. (Bugün bu iddiada bulunup da, posta oturmayı erenlik sananların, olmadan erdim diyenlerin kulağı çınlasın)
    Halk içinde Hak ile beraber olan gönül erlerinin , insana/ insanlığa sunacağı o kadar çok şey var ki Hak dergahından derlediklerinden. İnsanlık deniyetten medeniyete bu erler maharetiyle çıkmış olmalı, diye düşündüm kitap boyunca...
    Not: Durağan bir göl mü çağlayan bir ırmak mı olma kararsızlığında olan Yunus, hem gölün duruluğuna hem de ırmağın coşkunluğuna, yaptığı aşk yolculuğu sayesinde erişti. Aşk ki onsuz vuslat olmaz...
    Yolumuz-yordamımız aşk olsun. Bizim de hikayemiz aşkla yazılsın. Aşkla kalın. Aşk olsun...
    FAYSAL ALTUN