• Gözümüz bizden bağımsız kendimizi gözetler olsa ansızın neler olurdu?
    Net hatırlamıyorum ama yazın başıma böyle bir şey gelmişti ;) ilki bir baygınlık-sersemlik anında. Kapı çalıyor, düşmek üzere ayağa kalkıyor, üçüncü bakışla kendimi başka bir boyuta sürüklenmiş buluyorum. Kapıya yaslanan ben değilim, biliyorum. Düşündüklerimin benle bile ilgisi yok :) Vedalar diyorum önceden yapılmalı, bilinçsizlik anında insan gerçekten bir başkasının bakışında buluyor kendini. Bir diğerinde hiç çözemediğim bir sorunun üzerinde volta atıyor algım. Kendime gelip yanımdakine anlatıyorum aklımdan geçenleri, tepkisi şu şekilde oluyor; 'tabula sen kafayı yemişsin' :) eh, pek de yalan sayılmaz.
    Göz başlıklı bu roman Milan Kundera'nın Kimlik romanına da götürdü beni biraz hatta Öteki adlı filme.

    "Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
    Yüzün sen değilsin!”
    Dışardan nasıl olduğumuz, neye benzediğimi, ne yiyip ne içtiğimizi, hatta neye benzetileceğimizi o kadar ezberlemişiz ki biri imgelemimize aleyhte bir iddiada bulunsa hayır hayır diyere çıkışmaya başlarız dehşetle. 'Benim kim olduğumu nereden bileceksinin ki?' Elbette, ne bilsinler. Ama şu var; asıl siz biliyor musunuz, aynalarla dolu bir odada başkasının silüetine gözünüz takılıyor ve kendinizi 'o' olarak adlandırıyorsunuz ve bir gün aynalardan uzaklaşıp gölgenizi fark edince çatttt! Koca bir oyuk açılıyor bellekte, hayatımı benim yerime yaşayan kimdi?
    Aynadan önce olan, göz. Biz aslında birbirimizin gözlerinde var oluyoruz izleklerden önce, şeklimiz, tadımız böyle belirlenip kategorize ediliyor. Zamanı gelince bir paket margarin seçer gibi hafızadan seçiliyor imaj. :)
    kaç tane hayatımız var buna gelelim, bize göre bir belki, ama üzerimize çarpan kirpik adedince belki. Bunu bilemeyiz. Ama hangisini seçip kullanabileceğimizi,
    kişiyi gözün saran gözün ağımsı tabakaki zincirleri gevşetmek göz önüne alınabilir belki. Ama, ama olmaz, ben böyle alışmışım, yapmayın lütfen; biz bize yakıştırılamayan her şeyiz sonuçta.
    Roman birinci tekil şahısla başlar, anlatıcını 'gözüyle' bakarız olaylara, kırılma anından sonra bir başka cam yerleştirir tamirciler; huysuzlanır ama ses çıkarmayız. Üçüncü kişi anlatımıyla merceğin ortasına düşeriz, bu bakış açısı için yarı tanrı bakışı derdi hocalarımızdan biri. Bu kısımdan sonra Yuri Oleşa aklıma nedense, Kıskançlık. Büyülü metinler birbirini çağırır belki bu sebepten. Yeni kişinin gözünden herkesi gözetler, her odaya gireriz. Peki ama bu kahin bakışın sahibi hiç mi kırpmaz gözlerini deriz yavaş yavaş. Gözün sahibi, bakışına kendini de hapsedebilmiş, tutsaklığından çatlaklar vasıtasıyla kurtulmayı umut eder. Peki tüm bu kırıklar körleşmeyi müjdelemez mi? Mutluyum der, üçüncü göz.

    "Al heybeni
    Ört yüzünü
    Ve git
    Gece altında
    Beyazlar yol
    Vakit geç
    Defol git
    Geçsin
    zaman
    Unut bir gün yaşadığını
    Öl bu zamanda
    Ve başla yeniden
    Soyunan
    evrenin son noktasına
    Doğru yürümeye
    Değiştir elbiseni
    Koru derini
    Böylece gizlenir doğru yanlışın altına
    ..."
  • Okuduğum ilk e kitap olması tesadüfen biraz ironik oldu. Kitabın kendisi gibi. Eski ve yeninin karşılaştırılması mı desem yoksa eski ve yeninin ironisi mi? 2.si daha doğru sanki. Anladığım kadarıyla söyleyeceğim şu ki; anladığımdan daha fazlasını söylediğim görülmüş birşey olmamakla birlikte belki duyulmuştur. İtiraf edeyim duyulmuşsa yalandir zaten. Kitaba geri dönersek, bu cümleyi çok kullaniyorum günlük hayatımda, konuya geri dönersek vb. Benim sorunumda bu heralde odaklanamamak. Aklım sürekli dağılıyor. Neyse. Yazar eskiye özlem mi duyuyor yoksa yeniye, yani sosyalizme hayranlık mı? Emin olamadım, alay yada ironi o kadar güçlüki tam karar veremedim o yüzden yazarı boşverelim, ana kahramanların konumuna bakalım. Ağabey Babicev sistemin has adamı. İvan sistem karşıtı ama hiçbir şeye tutunamamiş. Kavalyerov'sa kadri kıymeti bilinmemiş, arada kalmış esas oğlan. Eskiyi İvan ve Kavelyarov'dan dinliyoruz. Boş laflar, komik felsefe. Yazarin tileri. Babicev ve oyuncağı Volayda yenici. Yer yer mantıklı konuşuyorlar aralarında ama, yazar öyle fena bir adam ki bu herifleri sevmemize engel oluyor. En sevmediğim kahramanların 1.si Volayda 2.si Babiçev.3.neydi o kızın adi. İvan komik adam ama.
    Kitabi elinde tutacaksın sayfaları  hissedeceksin kitabın kokusunu duyacaksın diyen benin ilk e kitabi. Eski ile yeninin ironisi. Kitabin etkisinde kaldığımı söylemeliyim. Hoş kitaptı, okumanızı öneririm.
  • ...çevremde bir sürü kişi toplamak istiyorum. Seçim yapabilmek ve aralarından en iyisini, en parlak olanını seçmek için, ikna etmek için olacak bu grup... bir duygu grubu.

    ...evet, bu komplo, dünya ölçeğinde barışçıl bir ayaklanma. Dünya Duygu Gösterisi.
    Yuri Oleşa
    Kırmızı Kedi
  • ...başkalarının pencerelerine bakıyor, başkalarının merdivenlerini tırmanıyorum. Ara sıra yabancı gülüşlerin peşinden, bir kelebeğin peşinden koşan doğa bilimci gibi hoplaya zıplaya koşuyorum! Haykırmak istiyorum: 'Durun! O fundalık nasıl renkleniyor, gülüşünüzün dayanıksız ve düşüncesiz pervanesi nereden uçup geldi? Bu fundalık hangi duygudan? Hüznünüzün pembe yaban-gülü mü yoksa sığ hırsınızın frenküzümü mü? Durun! Bana lazımsınız...'
    Yuri Oleşa
    Kırmızı Kedi
  • ...bana göre bir dizi insani duygu imha ediliyor..."
    Yuri Oleşa
    Kırmızı Kedi
  • Gölgeden bile hafif, en hafif gölgeyi, yağan karın gölgesini bile kıskandırabilir.
    Yuri Oleşa
    Kırmızı Kedi
  • Üçüncü bir şahıs, beni, onu izlerken, delirmeye zorluyor.
    Yuri Oleşa
    Sayfa 20 - Kırmızı Kedi