• İnsanı yok etmeyi beceremedi insan. Belki de bu yüzden büyük savaşlar çıkarmak yerine yeni yöntemler deniyor artık. Kimse kimseye güvenmiyor kimse kimseye acımıyor. Vicdanlar kör: Herkese şüpheyle yaklaşıyoruz ve her geçen gün yüreklerimiz kararıyor. Yuri Oleşa bir başka kitabında, "...bana göre bir dizi insani duygu imha ediliyor." diyor. O zamandan bu zamana değişen bir şey yok sevgili okur. Biz duyguları yaşatan taraftayız.
  • Günaydın. İnsanı yok etmeyi beceremedi insan. Belki de bu yüzden büyük savaşlar çıkarmak yerine yeni yöntemler deniyor artık. Kimse kimseye güvenmiyor kimse kimseye acımıyor. Vicdanlar kör: Herkese şüpheyle yaklaşıyoruz ve her geçen gün yüreklerimiz kararıyor. Yuri Oleşa bir başka kitabında, "...bana göre bir dizi insani duygu imha ediliyor." diyor. O zamandan bu zamana değişen bir şey yok sevgili okur. Biz duyguları yaşatan taraftayız. Var olun.
  • İnsanı yok etmeyi beceremedi insan. Belki de bu yüzden büyük savaşlar çıkarmak yerine yeni yöntemler deniyor artık. Kimse kimseye güvenmiyor kimse kimseye acımıyor. Vicdanlar kör: Herkese şüpheyle yaklaşıyoruz ve her geçen gün yüreklerimiz kararıyor. Yuri Oleşa bir başka kitabında, "...bana göre bir dizi insani duygu imha ediliyor." diyor. O zamandan bu zamana değişen bir şey yok sevgili okur. Biz duyguları yaşatan taraftayız. Var olun.
  • Günaydın. İnsanı yok etmeyi beceremedi insan. Belki de bu yüzden büyük savaşlar çıkarmak yerine yeni yöntemler deniyor artık. Kimse kimseye güvenmiyor kimse kimseye acımıyor. Vicdanlar kör: Herkese şüpheyle yaklaşıyoruz ve her geçen gün yüreklerimiz kararıyor. Yuri Oleşa bir başka kitabında, "...bana göre bir dizi insani duygu imha ediliyor." diyor. O zamandan bu zamana değişen bir şey yok sevgili okur. Biz duyguları yaşatan taraftayız. Var olun.
  • Kendimi gözlemler yaparak eğlendiririm. Tuzun bıçağın ucundan geriye hiç iz bırakmadan kaybolduğunu fark ettiniz mi hiç bıçak hiç dokunulmamış gibi ışıldar;
    kelebek gözlüğün burun kemerine tıpkı bir bisiklet gibi oturduğunu; insanın çevresini karınca gibi yayılan küçük yazıların sardığını: Çatallarda, kaşıklarda, gözlüğün
    çerçevesinde, düğmelerde, kalemlerde bir sürü yazı olduğunu fark ettiniz mi? Kimse fark etmiyor onları. Var olma mücadelesi veriliyor. Kocaman tabela harfleri halini
    alıncaya dek şekilden şekile giriyorlar! Bir sınıf diğer sınıfa isyan ediyor: Sokak levhalarının harfleri afiş harflerine karşı ayaklanıyor.
  • Gözümüz bizden bağımsız kendimizi gözetler olsa ansızın neler olurdu?
    Net hatırlamıyorum ama yazın başıma böyle bir şey gelmişti ;) ilki bir baygınlık-sersemlik anında. Kapı çalıyor, düşmek üzere ayağa kalkıyor, üçüncü bakışla kendimi başka bir boyuta sürüklenmiş buluyorum. Kapıya yaslanan ben değilim, biliyorum. Düşündüklerimin benle bile ilgisi yok :) Vedalar diyorum önceden yapılmalı, bilinçsizlik anında insan gerçekten bir başkasının bakışında buluyor kendini. Bir diğerinde hiç çözemediğim bir sorunun üzerinde volta atıyor algım. Kendime gelip yanımdakine anlatıyorum aklımdan geçenleri, tepkisi şu şekilde oluyor; 'tabula sen kafayı yemişsin' :) eh, pek de yalan sayılmaz.
    Göz başlıklı bu roman Milan Kundera'nın Kimlik romanına da götürdü beni biraz hatta Öteki adlı filme.

    "Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
    Yüzün sen değilsin!”
    Dışardan nasıl olduğumuz, neye benzediğimi, ne yiyip ne içtiğimizi, hatta neye benzetileceğimizi o kadar ezberlemişiz ki biri imgelemimize aleyhte bir iddiada bulunsa hayır hayır diyere çıkışmaya başlarız dehşetle. 'Benim kim olduğumu nereden bileceksinin ki?' Elbette, ne bilsinler. Ama şu var; asıl siz biliyor musunuz, aynalarla dolu bir odada başkasının silüetine gözünüz takılıyor ve kendinizi 'o' olarak adlandırıyorsunuz ve bir gün aynalardan uzaklaşıp gölgenizi fark edince çatttt! Koca bir oyuk açılıyor bellekte, hayatımı benim yerime yaşayan kimdi?
    Aynadan önce olan, göz. Biz aslında birbirimizin gözlerinde var oluyoruz izleklerden önce, şeklimiz, tadımız böyle belirlenip kategorize ediliyor. Zamanı gelince bir paket margarin seçer gibi hafızadan seçiliyor imaj. :)
    kaç tane hayatımız var buna gelelim, bize göre bir belki, ama üzerimize çarpan kirpik adedince belki. Bunu bilemeyiz. Ama hangisini seçip kullanabileceğimizi,
    kişiyi gözün saran gözün ağımsı tabakaki zincirleri gevşetmek göz önüne alınabilir belki. Ama, ama olmaz, ben böyle alışmışım, yapmayın lütfen; biz bize yakıştırılamayan her şeyiz sonuçta.
    Roman birinci tekil şahısla başlar, anlatıcını 'gözüyle' bakarız olaylara, kırılma anından sonra bir başka cam yerleştirir tamirciler; huysuzlanır ama ses çıkarmayız. Üçüncü kişi anlatımıyla merceğin ortasına düşeriz, bu bakış açısı için yarı tanrı bakışı derdi hocalarımızdan biri. Bu kısımdan sonra Yuri Oleşa aklıma nedense, Kıskançlık. Büyülü metinler birbirini çağırır belki bu sebepten. Yeni kişinin gözünden herkesi gözetler, her odaya gireriz. Peki ama bu kahin bakışın sahibi hiç mi kırpmaz gözlerini deriz yavaş yavaş. Gözün sahibi, bakışına kendini de hapsedebilmiş, tutsaklığından çatlaklar vasıtasıyla kurtulmayı umut eder. Peki tüm bu kırıklar körleşmeyi müjdelemez mi? Mutluyum der, üçüncü göz.

    "Al heybeni
    Ört yüzünü
    Ve git
    Gece altında
    Beyazlar yol
    Vakit geç
    Defol git
    Geçsin
    zaman
    Unut bir gün yaşadığını
    Öl bu zamanda
    Ve başla yeniden
    Soyunan
    evrenin son noktasına
    Doğru yürümeye
    Değiştir elbiseni
    Koru derini
    Böylece gizlenir doğru yanlışın altına
    ..."