• Bütünüyle kayıtsızlık olan durum, ki bunun içindeyim, diyor Karrer, bütünüyle felsefi olan durumdur.
    Thomas Bernhard
    Sayfa 74 - *Yürümek
  • Sonra insan gittikçe çaresizleşir ve gittikçe zayıflar ve artık durmadan, zamanında gitmeliydim der kendi kendine.
  • İnsan yeterince erken gitmezse birden çok geç olur ve artık gidemez.
  • Benim kişiliğim de onu tiksindiriyordu, bunu bilmek zorunda insan, o bütün insanlardan tiksiniyordu, kendi isteği ile görüş­tüklerinden de, insan onun kendi isteğiyle onunla görüşüyor olsa bile, bütün insanlardan tiksindiği gerçeğinin dışında kalamazdı.
  • Gerçekten de bu insanlar bir çocuk yaptıklarında kendilerine hiçbir şey sormazlar, oysa bir çocuk yapmanın ve her şeyden önce de kendi çocuğunu yapmanın felaket yaratmak olduğunu ve bu yüzden bir çocuk yapmanın ve hele kendi çocuğunu yapmanın kepazelikten başka bir şey olmadığını söylüyor. Ve çocuk yapıldığında, diyor Oehler, onu yapanlar kendi özgür istekleriyle yaptıkları çocuğu devlete ödetirler. Bu milyonlarca ve milyonlarca sırf özgür istekle yapılan çocuklara devlet bakmak zorunda, o, hepimizin bildiği gibi tamamen gereksiz olan, yeni, milyonlarca defa felaketten başka bir şey getirmemiş olan çocuklara. Tarih histerisi, diyor Oehler, bu durumu görmezden gelmekte, yani yapılan bütün çocuklarla yapılan felaketin ve yapılan gereksizliğin söz konusu olduğunu. Çocuk yapanları, çocuklarını tamamen kafasızca ve en hain ve alçak biçimde yaptıkları yönünde kınamaktan kaçınılamaz, oysa onlar da, bildiğimiz gibi, kafasız değillerdir. Bütün bu kafasızca yapılan çocuklardan, bu çocuklarla aldatılan devletin parasını ödemek zorunda olduğu çocuklardan, daha büyük bir felaket yoktur, diyor Oehler. Çocuk yapan, diyor Oehler, en büyük cezaya çarptırılmak ve desteklenmemelidir. Hiç de sosyal olmadığını bildiğimiz ve mevcut en tatsız tarih aykırılığından başka bir şey olmayan devletin o tamamen yanlış sosyal destek hevesi denilen şeyden başkası değildir bir çocuk yapmanın cinayet oluşunun suçlusu, bir çocuk yapmak ve bir çocuğu dünyaya getirmek benim zaten en büyük cinayet olarak tanımladığım şeydir, diyor Oehler, bu cinayetin, diyor Oehler, cezalandırılmaması, tam tersine desteklenmesidir suçlu. Ve yapılan bütün çocukların kafasızlaştırılmaları, diyor Oehler, bir olgudur. Kafayla hiçbir çocuk yapılmaz, diyor Oehler, ve kafasız yapılan ve daha çok da kafasızlaştırılan cezalandırılmalıdır. Parlamentonun ve parlamentoların görevi, kafasız çocuklar yapmaya karşı yasalar çıkarmak ve bunu uygulamaktır ve kafasız çocuk yapmaya en yüksek cezayı vermektir ve herkesin kendine özgü en yüksek cezayı almasını öngören yasayı, diyor Oehler, yürürlüğe sokmalı ve uygulamalıdır. Böyle bir yasanın çıkmasından hemen sonra, diyor Oehler, dünya kendi iyiliğine doğru dönüşecektir. Çocuk yapmayı destekleyen bir devlet, hele de kafasızca çocuk yapmayı, diyor Oehler, kafasız bir devlettir, hele ilerici bir devlet hiç değildir, diyor Oehler. Çocuk yapmayı destekleyen bir devlet ne deneyime ne de bilgiye sahiptir. Böylesi bir devlet suçludur, çünkü bilinçli olarak kördür, böylesi bir devlet güncel değildir, diyor Oehler, ama bildiğimiz gibi güncel ya da diyelim ki güncel denilen devlet olanaksızdır ve böylece de bu bizim devletimiz asla güncel devlet olamaz. Çocuk yapan biri, diyor Oehler, bir felaket yaptığını bilir, mutsuz olacak bir şey yaptığını, çünkü mutsuz olmak zorundadır, doğası gereği tamamen felaket olan, sadece doğası gereği tamamen felaket bir şey olmak zorundanın dışında bir şey olamayacağım bilir. Sonsuz bir felaket yapar sadece bir çocuk yaparak, diyor Oehler. Bir cinayettir bu. Kafasızca ya da tersi, bir çocuk yapanın bir cinayet işlediğini söylemekten asla vazgeçmemeliyiz, diyor Oehler. Şimdi biz Klosterneuburg sokağından geçerken bu kadar çok, evet yüzlerce çocuğun olması durumu Oehler'in çocuk yapma üzerine söylediklerini sürdürmesine yol açıyor. Ona verilen yaşamı istemediğini bildiğimiz bir insan yapmak, diyor Oehler, çünkü hiçbir insan ona verilen yaşamı istemez, bu er geç ama kesinlikle her insanda bu insan henüz yokken ortaya çıkar, böyle bir insanı yapmak gerçekten cinayettir, insanlar çaresizlikleriyle yoğrulan alçaklıkları içinde kendi kendilerine yaşamlarına sahip olmak istediklerini telkin ederler, oysa gerçekte hiçbir zaman yaşamlarına sahip olmak istemezler, çünkü kendi yaşamlarından ve temelde sorumsuz üreticilerinden nefret ettikleri kadar hiçbir şeyden nefret etmezler, bu üreticiler ürettiklerinden bu gerçek yüzünden ayrılmış olsalar ya da olmasalar bile bu gerçek yüzünden mahvolmak istemezler. Bu inanılmaz yalana bütün insanlar kendilerini inandırıyor,
    diyor Oehler, milyonlar bu yalana inanıyor. Kendi yaşamlarını istediklerini söylüyorlar, her gün toplumda bunu gösteriyorlar, ama gerçek, yaşamlarmı istemedikleri. Hiçbir insan, yaşamına sahip olmak istemiyor, diyor Oehler, herkes kendi yaşamından memnun, ama ona sahip olmak istemiyor, bir kez yaşamı var, diyor Oehler, yaşamının kendisi için bir şey olduğuyla kendini aldatıyor, ama gerçekte ve doğrusu, bu onun için dehşet verici olmaktan başka bir şey değil. Yaşam bir tek gün bile
    değerli değildir, diyor Oehler, siz en az özeni gösterip bu sokaktaki yüzlerce insana bakarsanız, gözlerinizi insanların olduğu yerde açık tutarsanız görürsünüz bunu. Sadece bir kez gözleriniz açık bu sokaktan, bu çocuklarla dolu sokaktan geçerseniz, diyor Oehler. Bu derece umutsuzluk ve bu derece korkunçluk ve bu derece zavallılık, diyor Oehler. Gerçek burada gördüğümün dışında bir şey değildir: ürkütücüdür. Bu kadar çok umutsuzluğun ve bu kadar çok felaketin ve bu kadar çok zavallılığın nasıl olup da mümkün olduğunu, diyor Oehler, soruyorum kendime. Doğanın bu kadar çok felaket ve bu kadar çok dehşet töz üretebilmesi. Doğanın kendi umutsuz ve acınası yaratıklarına karşı bu kadar büyük bir kayıtsızlık üretebilmesi. Bu sınırsız acı çekme kapasitesi, diyor Oehler. Bu sınırsız üretmenin buluş zenginliği ve felakete dayanıklılık. Bu gerçekten sırf burada bu sokakta binlere varan bireyin iğrençliği. Aklınız almadan ve umutsuzca bakmak zorundasınız, diyor Oehler, günbegün yığınla yeni ve gittikçe büyüyen insan mutsuzluğu üretilmesine, bu kadar çok insan çirkinliği ve insan iğrençliği diyor, her gün, süreklilikle ve görülmemiş inatla. Siz kendinizi tanıyorsunuz, diyor Oehler, tıpkı benim kendimi tanıdığım gibi, işte böyle bütün bu insanlar da, bizden başkası değiller, ama buna rağmen mutsuz ve umutsuz ve temelden kayıplar. O, Oehler, radikal biçimde konuşacak olursak, insanlığın bütünüyle yok olmasından yana, ona kalsaydı, artık çocuk, bir teki bile ve dolayısıyla artık insan, bir teki bile olmamalı, dünya yavaş yavaş ölüyor, diyor Oehler, gittikçe daha az insan, sonunda sadece birkaç insan olmalı, sonunda hiçbir insan, hem de hiç mi hiç insan kalmamalı. Ama bu şimdi söylediği, dünyanın yavaş yavaş yittiği ve insanların yavaş yavaş doğal yollarla azaldığı ve sonunda dünyadan tamamen yok olmalarını sağlamak, sadece artık tamamen ve bütünsel biçimde bir tek düşünce ile birlikte çalışan beynin taşkınlığıdır ve Oehler bunu bütünüyle saçmalık olarak nitelendiriyor. Elbette yavaş yavaş ölen, sonunda tamamen insansız kalan bir dünya mutlaka en güzeli olurdu, diyor Oehler.
  • Scherrer bana göre hep önemsiz olanı sorup durdu, doğal olarak da benden önemsiz yanıtlar aldı. Bu insanlar durmadan önemsiz sorular sorarlar ve böylece durmadan önemsiz yanıtlar alırlar, ama bu hiç dikkatlerini çekmez.
  • Varoluş yanılgıdır.