• Yorgunluk kadar sağlıklı ve belki de yorgunluk kadar etkili uyku ilacı hemen hemen yok gibidir.

    Başınız hareket ettiği ve sallandığı müddetçe rızıktan ümit kesmeyin. Hadis-i Şerif

    Emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın, sermayesi din olanın; rehberi şeytan olmuştur.
    Yunus Emre

    Ne karınca zayıf olmakla aç kalır, ne de arslan pençesinin ve kuvvetinin zoruyla karın doyurur.
    Sadi

    Dünya artık emek-yoğun, malzeme yoğun, enerji-yoğun değildir; bilgi yoğun olmaktadır.
    Peter Ferdinand Drucker

    Emek vermeden bir şeye ulaşmayı düşünmek, hayalperestlikten başka bir şey değildir.
    Niyazi F. Eres

    İnsanların hepsi kendi rızıkları peşinden koşar. Emek harcayarak çalışırlar ve bundan kazandıklarını kendileri ve ailelerine harcayarak yaşarlar.

    Alın terinin döküldüğü, helal ekmeğin kazanıldığı yerde emek sahibi değil, emek hırsızları zengin olur.

    Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir.
    Hud Suresi, 6

    Büyük değeri olan şeyler, ucuza mal olmaz. Bulduğunuz şeyin değeri; ararken sarf ettiğimiz emek kadardır. İmam Maverdi

    Sevgi emekmiş. Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş.
    Can Yücel

    Emek, sermayeye öncüldür ve ondan bağımsızdır. Sermaye ancak emeğin meyvesidir ve emek olmadan sermaye olmazdı. Emek sermayeden üstündür ve daha büyük önem arz eder. Abraham Lincoln

    İnsanların hepsi kendi rızıkları peşinden koşar. Emek harcayarak çalışırlar ve bundan kazandıklarını kendileri ve ailelerine harcayarak yaşarlar.

    Büyük olmanın yolu da, deha gibi çalışma ve alın terinden geçer.  
    Albert Camus

    Emek vermeden kazanılanların, gözden çıkarılması da kolay olur.

    İnsanların hepsi kendi rızıkları peşinden koşar. Emek harcayarak çalışırlar ve bundan kazandıklarını kendileri ve ailelerine harcayarak yaşarlar.

    Emek için çekilmiş her şey, değerlidir. Mimar Sinan

    Emeksiz yazılan yazı, keyifsiz okunur.  Samuel Johnson

     

    Emek değerdir ama en yüce değil. - Gürbüz Azak

    Büyük değeri olan şeyler, ucuza mal olmaz. Bulduğunuz şeyin değeri; ararken sarf ettiğimiz emek kadardır. İmam Maverdi

    Kimin sana bir emeği geçerse, sen ona karşılık daha fazlasını yapmalısın.

    Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.  Sofokles

    Büyük değeri olan şeyler, ucuza mal olmaz. Bulduğunuz şeyin değeri; ararken sarf ettiğimiz emek kadardır.  İmam Maverdi

    Emeksiz yazılan yazı, keyifsiz okunur.  Samuel Johnson

    Emek, alın teri ve başarı el ele yürür. Niyazi F. Eres

    Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.  Sofokles

    Emek sermayesiz, sermaye emeksiz olmaz.  
    Papa Leo xııı

    Emek vermeden bir şeye ulaşmayı düşünmek, hayalperestlikten başka bir şey değildir.  
    Niyazi F. Eres

    Kırışmış alnıma bakma hor, değerimi asil adamlara sor, mücadele demektir verdiğim emek, ihanettir hortum ile emmek.  
    Selim Temiz

    İnsanlar kötülüğe yığınla akın eder çünkü yol düz ve kısadır fakat iyiliğin önüne Allah alın terini koymuştur.
    Hesiodos

    Emeğin kutsal bir değer olduğu anlatılmadıkça; insanlık için, toplum için emek harcanması gerektiği ruhlara yerleştirilmedikçe geleceğimiz karanlıktır.  
    Gündoğdu Yıldırım

    Kul, dünyadan göç etmeden kendisi için takdir edilen rızkı alacaktır. 
    Hadis-i Şerif

    İçinizden biri, rızık talebini bırakıp da mescitte oturmasın. Kim böyle yapar ve Allah’ım beni rızıklandır derse, şüphesiz bu, sünnete aykırıdır. Bilirsiniz ki, gökten ne altın yağar, ne de gümüştür.
    Hz.Ömer (r.α.)

    En hayırlı ve tatlı kazanç, insanın eI emeği, göz nuru, alın teri ile kazandığı rızıktır.
    Hz.Muhammed(s.a.v)

    Emeğin kutsal bir değer olduğu anlatılmadıkça; insanlık için, toplum için emek harcanması gerektiği ruhlara yerleştirilmedikçe geleceğimiz karanlıktır. Gündoğdu Yıldırım

    Alın teriyle ıslanan toprak, kurumaz. İbrahim Olcaytu

    Emek çekilmiş her şey, değerlidir. Mimar Sinan

    Alın teriyle elde edilmiş kazanç, hem güzel hem temiz hem de helaldir.

    Alın teriyle kazanılan kutsal ekmek, başı boşluğun getirdiği ekmekten daha tatlıdır.
    Crowquill

    Emeksiz yazılan yazı, keyifsiz okunur. Samuel Johnson

    Alın teriyle kazanılan kutsal ekmek, başı boşluğun getirdiği ekmekten daha tatlıdır.
    Crowquill

    Büyük olmanın yolu da, deha gibi çalışma ve alın terinden geçer.
    Albert Camus

    Hiç kimse, elinin kazandığından daha hayırlı ve tatlı bir yiyecek yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da (A.S.) bizzat çalışarak elinin emeğini yerdi. Buhari

    En çok bolluk getiren yağmur, alın teridir.
    Cenap Şahabettin

    Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şu soruyu sorun; kimin alın teriyle?
    Don Marquis

    Hiçbir şey kendi alın teri kadar bir insanı tatmin edemez. Çalışan insan, kendi varlığında hüküm süren bir ahengi bütün kainata nakleder. Hayatın biricik nizamı bu ahengin kendisi olmalıdır.
    Ahmet Hamdi Tanpınar


    “Devletin malı deniz yemeyen domuz” mantığı ile değil, emeğin yüceliği değeriyle ülke bireyleri yetiştirilmelidir. Emek vermeden, taş taş üstüne konamayacağı öğretilmelidir. Güzel bir gelecek için bedelinin ödenmesi gerçeği, tüm ülke bireylerinin beyinlerine kazınmalıdır.  
    Gündoğdu Yıldırım

    Yakın geçmişin tarım toplumunda insanın can ve ter yoldaşı olan emektar atın, öküzün kanını emerek geçinen at sinekleri, günümüzde de insanın yakasına, etine, kanına yapışarak asalaklığını sürdürmektedir.
    Alper Akçam

    Kapitalizmin kuralıdır; üretim sürecinde emeğin maliyetinin artışı kâr oranını azaltır. Bu maliyetin içinde en temel olan işçilerin ücretleridir, işçi sağlığı ve güvenliği maliyetleri de bu başlık altında ele alınır. Günümüz dünyasında mevcut işçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri sanıldığı gibi işverenlerin yufka yürekleri ile ilişkili değildir.  
    Nilay Etiler

    Kılıç ve saban. Bu iki fatihten birincisi ikincisine daima mağlup oldu. Tarihin bütün vakaları ve hadiseleri, hayatın bütün müşahadeleri bunu teyit ediyor. Milletimiz çok büyük elemler, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bütün bu olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa, bunun hikmeti aslisi şudur; çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanıyorken, öteki eliyle sabanla topraktan ayrılmadı.  Mustafa Kemal Atatürk

    İşçi; emek verendir. Alın teri dökendir. Faiz yerine bereketi tercih edendir.Kimseye boyun bükmeyen, rızkını Allah’tan bilendir. Üç günlük dünyaya gereken dokuz öğünü, helalinden isteyendir. İşine kattığı niyet ve besmele ile onu ibadete çevirip, kaderine düşen rolü, dürüst, temiz, örnek olarak yaşayıp; bunları da ameli salihe çevirendir. Veren eldir. Minnet etmeyendir.
    Mehmet Deveci

    Toplumların değişmesinde, teknolojinin gelişmesinde, demokrasinin yeşermesinde, ekonomik kalkınmada kısacası yaşamın her alanında emek işçilerinin alın teri el emeği, göz nuru vardır.
     Gündoğdu Yıldırım
  • (Aşağıda okuyacağınız tarihçe, 30 Ağustos zaferinin ilk yıl dönümünde Falih Rıfkı Atay tarafından “Akşam” gazetesinde yazılmıştır. 24 Ağustos 30 Ağustos’a kadar geçen bir hafta içinde Türklük kaderinin nasıl baş döndürücü bir hızla döndüğünü gösteren bu tarihçeyi o günleri görmemiş olanlar için tekrarlayalım. [Yayıncının notu])

    24 Ağustos- Gazeteler, Fethi Beyin Londra’daki şeriat [şartlar] ve teklifatından bahsetmektedir. “Lifild” ajansının bir tebliğine göre, Llyod George Mart teklifatı reddedildiği Türklere bildirilecektir. “Akşam” gazetesinin bu serlevhası [manşet]: “Konferansa ne zaman davet edileceğiz?”

    25 Ağustos- Venedik’te aktedilecek konferans hakkında henüz hiçbir tebliğ olmamıştır. İngiliz sansürü tarafından bazı şartları tayyolunan [değiştirilen] bir havadise göre konferansa aynı zamanda Ankara hükümeti ve Babıali davet edecektir. Babıali murahhaslarına ya İzzet veya Tevfik Paşa riyaset edecektir.

    26 Ağustos -Her gün olduğu gibi, matbaada çalışıyoruz. Henüz Çatalca üstüne yürüyen Yunan fırkalarından endişe içindeyiz. Bir rivayete göre, eğer biz son teklifleri reddersek, Yunanlılar İstanbul'u alacaklar. Bütün ümit Fransız işgal ordusunun ve siyasetinin mukavemetine bağlıdır. Henüz Saray Babıali ve hepsinin fevkinde Kroker Otelinin saltanatı var. Rum ve Ermeni sansürlerinden geçirebilmek için yazılarımızı bin itina ile yazıyoruz.

    Ankara yolcularından bermutat [alışıldığı üzere] hazırlık ve harp haberleri alıyoruz. Bu haberlere kendilerinin de inandığı yok. Fakat hemen herkesin kafasına su ‘fikr-i sabit’ yerleşiyor. Bu sonbaharda eğer Ankara iyi kötü bir harekette bulunmazsa, kışın Anadolu'yu tutmak mümkün değildir. Ordunun siperler içinde bir kış daha geçirmeğe tahammül edeceğinden şüphe ediyoruz. Usanç umumidir. Zafer kelimesi ancak politika edebiyatının ağzında, salâhiyet sahibi zannettiklerimizin hemen hepsi bizim bir taarruz teşebbüsümüzün cinnet olduğu kanaatindedir. Sonra öğrendik ki, Ankara'da dahil vaziyet daha başka türlü değildi. Zafere iman etmiş olanlar orada da ekall-i kalil’idiler [azınlık]. Bir gözümüz Çatalca’da, bir gözümüz Londra'da. Siyasetin ânı bir kararını bekliyoruz.

    *- Ne yapacağız?" Hepimizin dilinde bu acı sual var, saat on bire geliyor Arkadaşlarımızdan biri odadan içen girdi, yüzünde sır taşıyanlara mahsus bir acaiplik göze çarpıyor.

    *- Size Hilâl-i Ahmer’de [Kızılay] bir havadis getiriyorum, fakat son derece ihtiyat ile yazalım, doğru çıkmayabilir," dedi Havadis şuydu:

    “Bugün öğleyin şehrimizin salahiyettar [yetkili] menabiinde [kaynak] Kocaeli mıntıkasında Türk ordusu tarafından harekât-ı muhimme-i askeriye icrasına başlandığı söylenmekte idi. Vakit geç olduğundan dolayı bu harekâtın bir taarruz mukaddemesi [başlangıç] mahiyetinde olup olmadığını tahkik edemedik. Havadisimizin mevsukiyetine [kesinlik] itimat etmekle beraber, karilerimizin [okurlar] tebliği resmilerimize intizar [öngörü] etmelerini tavsiye ederiz. Haber doğru ise, Allah ordumuzla beraberdir, neticeye itminan [inanma] ile muntazır [bekleyen] olabiliriz "

    Ve tam altında Ajans Röyter'in bir tebliği “Murahhaslar Venedik’te ya Saray-i kralide yahut Lido adasında içtima edeceklerdir.”

    27 Ağustos - Roma’dan bir küçük telgraf var. “Menderes vadisinde Türk ileri hareketi teeyyüd [askeri yönden güçlenme] ediyor."

    Atina'dan gelen başka bir telgrafta deniyor ki: “Türkler vakıa cephenin bazı noktalarında kuvvetsiz müsademelere [çarpışma] teşebbüs etmişlerdir. Bu faaliyet ehemmiyetsiz müsademeler mahiyetindedir."

    Hilâli Ahmer’den, Fransız mehafilinden [loca], her taraftan tahkik ediyoruz. Muhbirler havadissiz dönüyor Akşama kadar öldürücü bir merak içindeyiz. Havada asabiyet var.

    28 Ağustos - Anadolu, telgraf ve posta muhaberatını tatil etmiştir. Motorlar ve kayıtlar Anadolu ile İstanbul arasında münakalâttan menolunmuştur. Ve ilk doğru haber “Ordumuz Afyonkarahisar cephesinde Yunan hatlarına taarruz etti.” Yunan tebliği ise mütemadiyen muvaffakiyetsizliğimizden geri çekildiğimizden, bazı kariyerlerin birer müddet işgal ettiğimizden bahsediyor.

    Istırap içinde eziliyoruz. “ Muvaffak olamazsak her şey bitti değil mi?" Bu suale herkes '-Evet!' cevabını veriyor Ya Mustafa Kemal Paşa, o nerede? Her halde taarruzu bir maksada veriliyor. Bazıları diyorlar ki “Meclisteki muhaliflerden o kadar bıktı ki herçebadâbat [her ne olursa olsun] bir harekete geçti." Bu herçebadâbat sözünü reise bu türlü yakıştıramıyoruz. Muhakkak bir bildiği, bir düşündüğü var. Fakat nedir? O esnada bu lâhza onun beynindeki esrara vâkıf olmak için, canımın vereceğiz. İstanbul’u taarruzun muvaffakiyetinden sonraki meserretten ziyade bu ric'atten [geri çekilme]sonraki facialar işgal ediyor. Sokakla ecnebi askerlerini bize yemeğe hazırlanan canavarlar gibi görüyoruz.

    29 Ağustos - Anadolu hâlâ susuyor "Akşam"da rivayet kabilinden bu havadis; "Bir habere göre askerlerimiz Afyonkarahisar’a girdiler." Fakat altında meseleyi tasrih ediyoruz; "Bu sabah telgrafhane hiç bir malûmat almamıştır. Yunanlılar öğleye kadar hiçbir tebliğ vermediler.'

    30 Ağustos - Anadolu tebliğleri karanlık içinden ilk ışıkları getirdi Dört sütun büyük serlevha ile şu havadis veriliyor "Ordumuzun sol cenabı düşmanın bir seneden ben tahkim ve tel örgülerle takviye ettiği üç sıra siperden mürekkep müstahzar [hazır] mevazii tamamen zaptederek süngü hücumlarla Afyonkarahisar'a girmiştir. Üsera [esir] ve ganaim [ganimet] pek çoktur.”

    Rivayet, istediğimiz kadar: Eskişehir’i zapt etmişiz. Bilecik boğazı ateşimiz altında imiş. Bu akşam gazetesi bizi fersah fersah geçiyor. Hattâ Uşak'ın alındığını bile yazmak gayretkeşliğine düşüyor. Aramızda şöyle konuşuyoruz: “Anlaşılıyor ki Uşak-Bursa hattını alacağız. Şimdiden meseleyi bu kadar büyütmeye ne lüzum var? Ahali muvaffakiyetimizin derecesini ölçmek imkanlarını kaybedecek."

    Bu gazetenin havadisleri muhayyel, buna şüphe yok ve biz meslek, biraz da siyaset endişesiyle onun bu yaygarasından sıkılıyoruz. Meğer o gün Yunan ordusu artık yokmuş. Hakikat, Akşam uydurucusunun hayalini bile geride bırakmış. Meğer o gün İzmir'e doğru yürüyormuşuz.

    31 Ağustos - Sönük bir gün, son havadis şu: "Taarruzumuz olanca şiddetiyle berdevamdır, yalnız henüz resmi haberler gelmemiştir.” Gönlümüz kararıyor. Acaba bir bozguna mı uğradık?

    Ertesi sabah zafer haberleri tevali etti. Gazeteleri sormayınız, hepsi serlevha halinde çıkıyor: “Yunanlılar Dumlupınar meydan muharebesini kaybettiler; kahraman ordumuz mağlûp Yunan kıtaatını Uşak’tan evvel yakalamış ve kısmı küllisini imha derecesinde bir hezimete uğratmıştır. Eskişehir istirdat edilmiştir. Mukaddes Bursa’nın istirdadı haberine anbean intizar ediyoruz.”

    Fakat henüz izah edemediğimiz bir nokta var: Bizim tebliğlerimiz pek ihtiyatlı geliyor Erkân-ı Harbiyenin sükûtunu bir türlü anlıyamıyoruz. Bu son mübhemiyet [belirsizlik] günlerinde, galiba Eylülün biriydi, akşamüstü Adaya gidiyordum. Vapurda büyük bir Rum kalabalığı vardı. Eski yeisleri [üzüntü] gitmiş, bir şeyler konuşuyorlar, gülüşüyorlar, bize garip bir tarzda bakıyorlardı. Merakla soruşturdum, acaba ani bir musibete mi uğramıştık? Arkadaşlarımdan biri, çeneleri kilitlenmiş, yanıma sokuldu, kulağıma eğilerek: “- Güya bozulmuşuz Uşakta Mustafa Kemal Paşayı esir almışlar. ”

    O dakika nasıl ölmediğime hayret ediyorum. Geceyi nöbet içinde kendini kaybeden bir ağır hasta gibi, hezeyan içinde geçirdim. Sabahleyin matbaaya can attık, kimimiz Hilâl-i Ahmer’e, kimimiz Beyoğlu’na koştuk. Şehirde büyük yağmurlardan evvelki boğucu hava vardı, teneffüs edemiyorduk. Hilal-i Ahmer Ankara’ya sordu. Akşama kadar heyecan ve ateş içinde dolaştık, durduk.

    Nihayet Hilâl-i Ahmer'e bir şifre geldiğini haber verdiler. Bu şifre âdeta Türk tarihinin anahtarı idi; gittik, şu haberi okudular: ‘Yeni Yunan Başkumandanı General Trikopis Erkân-ı Harbiye Reisi, Levazım Reisi, Onüçüncû Fırka Kumandanı 2 Eylül akşamı Uşak civarında esir edilerek Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin karargâhlarına gönderilmiştir. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretleri esirlerine nezaketle muamele ederek yeni Başkumandanı mukadderatın bu cilvesinden dolayı teselli eylemiştir."

    Gûya havadisi gizli tutacaktık, Ankara’nın tenbihi böyle idi. Mümkün olsa gazeteyi bir tarafa bırakıp münadi gibi sokaklarda bağırırdık. Susmak ve saklamak mümkün mü idi?

    Nihayet “Akşam" gazetesinin matbaa pencerelerinden, sokakla çıldırmış gibi, saçlarını yolan, göğüslerini döven, yerlere yatarak çırpınan halka tevzi ettiğimiz nüshası ve bütün sayfayı dolduran klişe; “Elhamdülillah İzmir’e kavuştuk."

    Başkumandan ilk günü beyannamesini şu cümle ile bitirmiştir: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri."

    Ve son günü hâdiselere şu cümle ile nihayet veriyordu. “Akdeniz hedefine varıldı."
  • Sevgili Günlük
    Bugün tuhaf bir şey oldu. Çalıştığım kuruma giderken yolda biri yanımda sürekli konuşuyordu. Beni sinir etti.
    -Deli misin deyip durdu. Yürüdük hemen hemen yan yana ya da o önde ben arkada bir süre gittik.
    - 'Neden anlamıyorsun ki' diye devam ediyordu.
    -'Psikoloğa gitmelisin. Ben götüreceğim seni senin gideceğin yok'
    La havle çekip yürüdüm. Neyse ki işe geldim. O da girdi kapıdan. Kapşonunu başından çıkardı. Kulaklıklarını kulağından. Telefonu kapattı. Meğer biriyle konuşuyormuş. Ben sandım ki bana söylüyordu. Ne bileyim. Bir ara
    -Oğlum bak git diyecektim ama iyi ki dememişim. :) Az kalsın bir facia olacaktı.

    /Atlantis