Yıkıntılar, hırslarımızı, mükemmellik arayışımızı ve tatmin olma çabamızı bir kenara bırakmaya yönlendirirler bizi.
Zamanı yenemeyeceğimizi, yıkımın güçlü ellerinde oyuncak olduğumuzu hatırlatırlar. Yıkım öyle güçlüdür ki onu yenmek olanaksızdır. Zaman zaman zafer kazanabiliriz belki, yalnızca birkaç yıl için bu kaosa bir nebze olsun düzen getirdiğimiz düşüncesine kapılırız, ama çok geçmeden her şey ilk çağlardan beri kaynayan o kazanın içinde kayboluverir. Bu düşünce bizim yüreğimizi ferahlatır; çünkü endişelerimizin temelinde, aslında pek mühim insanlar olduğumuz, çok önemli projeler peşinde olduğumuz gibi abartılı birtakım duygular vardır. İdeallerimiz bize eziyet eder, yaptığımız işlerin belli bir ağırlığı olduğu düşüncesi canımıza okur.