• 584 syf.
    ·Puan vermedi
    -Bozkurtların Ölümü:
    “Gönül nedir? Bir gonca...
    Hayat dikendir onca.
    Yaşamaya doyunca
    Can, görünmez kuş olur.

    Bozkurt bizim ünümüz;
    Şan doludur dünümüz.
    Erince son günümüz
    Bütün dirlik düş olur.”

    Bu kitap serüvenimde ise yine akıcı bir olay örgüsü ile karşılaştım. Ele alınan her kesit şüphesiz anın içindeymiş gibi düşündürdü. Bu sebeple kitabı okurken yaşanılan çoşku ise kaçınılmaz oluyor. Ayrıca sadece yaşanan olayların dışında alınan kararlar, uygulanan kurallar gibi Türk töresine ait pek çok şeyi de tanımış oldum bu sayede.
    Bahsettiğim coşkudan farklı olarak pek çok yerde de hüzünle karşılaşırız. Çünkü Gök Börü diye gözlerini kaybetmiş bir kahramanımız da vardır ki Işbara Han’ın ölümüne ağlayacak bir çift göz bulamazken, bu düşü yalnız gözyaşları içine akarken gerçekleşir.
    “Gök Börü’nün yüzü kızarmış, başını göğe doğru kaldırmıştı. Bu büyük yas arasında, kaskatı bir sesle:
    -Işbara Han’ın ölümüne ağlamak için gözlerimin olmasını isterdim.” demiştir.

    “Tarihin kırk meçhul kahramanı karanlıkta yürüyordu.
    ..ırkının şiir tarihine en güzel mısraı yazmak üzere, gözler ilerde, el kirişte yürüyordu.”
    Ümitsizlikten yana ne bir nokta şüphe ne de pişmanlık sezinledim bu yürüyüşte. Zihinlerinde beliren tek şey eski Türk Devleti’ni tekrar hayata getirmek iken göze alınan hiç bir şey bu çoşkuyla boy örtüşemez der gibi.
    “Türkler ata bindi mi artık onların gözleri yalnız ileriyi görür, geride bıraktıkları çocukları, evdeşleri, anaları akıllarına gelmezdi.”

    Kıtlık döneminde ise teker teker ailesini kaybeden bu kahramanlar, içlerinde yalnız devletlerinin sağ olması tesellisini taşırken bir yandan da Kür Şad’ın kızına, babasının ölümünün gösterilmesiyle, beklenilen, diri bir tutum da söz konusudur.
    “Babasının kesik başını gösterdiler. Gözlerinden yaşlar akarak:”Yurt ve şeref için...” diye karşılık verdi.”

    “Yüzbaşı Sançar uçmağa varalı on üç yüzyıldan çok oldu. Onun düştüğü meçhul yerde, ay ışıklı yaz gecelerinde hâlâ ıztıraplı kahkahalar ve şeref ilahileri işitilir. Bu ilahiler rüzgarın çıkarttığı sestir. Onu herkes işitir. Fakat o ıztıraplı kahkahaları herkes duymaz. Onun yankılarını uzak, yakın ellerden, ancak içinde Tanrı Dağı’nın odu yanan gönüller sezer. Bu ıztıraplı kahkahalar Yüzbaşı Sançar’ın soyu, onun düştüğü yerde zafer töreni yapıncaya kadar yıllarca, belki yüzyıllarca sürüp gidecek.”

    Yani iri gövdeli Yamtar’dan koca yürekli Gök Börü’ye, hayatını “Er kişi çadırda doğar savaş meydanında ölür” tutumu üzerine sürdüren Bögü Alp’e kadar bütün kahramanlar, Atsız’ın işlemek istediği soylu Türk Irkını temsil eder. Tarihte pek çok destanına rastalanılacak olan Türkler, Atsız’ın kaleminden de okunmalıdır bana göre. Bozkurtların dirilişini konu alan ikinci kitabını da okumak için sabırsızlandığımı belirtebilirim.

    Ve son olarak...
    “Dünyada en güçlü kişi ölümü göze almış olandır.”
  • 'Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş; 
    Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş!'
    Hüseyin Nihal Atsız

    Atsızlığı nam eden yiğitlerim atlansın; 
    Kor taşıyan avuçlar, pas çözsün, pusatlansın! 
    Yıkılsın Ergenekon; yurtlarım azatlansın!

    Hainlere kargışlı, kahpe acun dar olsun! 
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Ayzıt yarenlik etsin, kurt doğursun Almıla,
    Demir yığan, vade az, koşsun Atam Irkıl’a,
    Kara Ozan söyleye, gök çöke yer yıkıla,

    Bay kılınsın budunum, kalanı bizar olsun! 
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Sançar bas kahkahayı, çınlat Tanrı Dağı’ndan,
    Kara Kağan gafleti, az bu gaflet çağından,
    “Kurtkaya elini çöz”, çık sürgün otağından,

    “Kanlı sınır boyları yağıya mezar olsun”
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Deli kurt Çakır alsın, Gökçen’i terkisine,
    Açığma-kün kul olsun, Burkay’ın kargısına,
    İ-çing katun delirsin, Kürşad’ın korkusuna

    “Hayat çelik kollarla atılan bir zar olsun”,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Geçmesin geri gelen o mektubun yarası,
    Selim Pusat sorgusu, bir mektebin sırası,
    Yurt olmaya yetmesin iki kutbun arası,

    Atam’a süngülerim, kılıçlarım yar olsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Yeşermesi ektiğin her bir tohumun haktır,
    "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır,"
    Genç Atsızlar tohumdur ve orman olacaktır!

    Kadınları Almıla, erleri Yamtar olsun,
    Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun…

    Bozkurtlar diriliyor, ey kutlu atam Atsız,
    Yolların başıdır bu; onun için pusatsız,
    Bir işimiz hep yarım! Yapılmıyor Kürşad'sız!

    Ve katında ona da kırk ayrı selam olsun,
    'Vaktiyle bir Atsız varmış', var olsun!

    Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
    Belirsiz mezarlarda bir “tabutluk” geçimi,
    -ki bugünün erleri, iyi görsün öcümü,

    Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Onbaşı Pars alamaz, Almıla'nın alını,
    Ne de Yüzbaşı Selim, Güntülü'nün gülünü,
    Kralların taçları çözemez bu düğümü,

    Sezar olsun, şah olsun, sultan olsun, çar olsun,
    "Vaktiyle bir Atsız varmış", var olsun!

    Ordularla yenilmez bir gayız var kanında,
    Bizim gönlümüzdesin, Kürşad'ın sofrasında,
    Dilek adlı sarayın, artık Tanrı Dağı'nda.

    Kutlu Atam durağın, en kutlu diyar olsun,
    "Vaktiyle bir Atsız varmış"; var olsun.

    Bilsin cihan ki sen bu cihanın nesindesin
    Bu ırkın şeref taşan efsanesidir sesin
    Atsız'ın uçmağına, sağlar Türk yurdu desin

    Altay'ın ötesinden Tuna'ya kadar olsun
    "Vaktiyle bir Atsız varmış"... Var olsun!

    Sen ömründe bir kere,bir kere sevinirken,
    Tanrı yolu uzaktır! Biz sıkı giyinirken,
    Ve demirdağ bir daha, bir daha delinirken,

    Yastığımız mezar taşı,yorganımız kar olsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Caner Kara
  • Yüzbaşı Sancar uçmağa varali on üç yüzyıldan fazla oldu. Onun düştüğü meçhul yerde, ay ışıklı yaz gecelerinde hâlâ ızdıraplı kahkahalar ve şeref ilahileri işitilir. Bu ilahiler rüzgarın çıkardığı sestir. Onu herkes işitir. Fakat ızdıraplı kahkahaları herkes duyamaz.
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 302 - Ötüken
  • Gökte parlak bir ay, havada serin bir rüzgâr vardı.
  • Yüzbaşı Sancar Uçmaga varalı on üç yüzyıldan çok oldu..Onun düştüğü meçhul yerde, ay ışıklı yaz gecelerinde hala ızdıraplı kahkahalar ve şeref ilâhileri işitilir. Bu iláhiler rüzgarın çıkardığı sestir. Onu herkes işitir. Fakat o ızdıraplı kahkahaları herkes duyamaz. Onun yankılarını
    uzak, yakın Ellerden, ancak içinde Tanrı Dağı'nın odu
    yanan gönüller sezer. Bu ıztıraplı kahkahalar Yüzbaşı Sancar'ın soyu, onun düştüğü yerde zafer töreni yapıncaya kadar yıllarca, belki yüzyıllarca sürüp gidecek.
  • Gece tutsaklar ufukta bile görünmez olduktan sonra gökten melekler indiler. Ötüken in bu somurttugu zaman söz etmeyen, güldüğü zaman dört yanı çınlatan hem asık yüzlü, hem şakrak yiğidinin kahraman yüzbaşı Sancar in topraktan yaratılmış gövdesini toprağa bırakarak çelikten ve ateşten yaratılmış ruhunu göğe yükselttiler.
  • Yüzbaşı Sançar uçmağa varalı on üç yüzyıldan çok oldu. Onun düştüğü meçhul yerde, ay ışıklı yaz gecelerinde hala ızdıraplı kahkahalar ve şeref ilahileri işitilir. Bu ilahiler rüzgârın çıkardığı sestir. Onu herkes işitir. Fakat o ızdıraplı kahkahaları herkes duyamaz. Onun yankılarını uzak yakın Ellerden, ancak içinde Tanrı Dağı'nın odu yanan gönüller sezer. Bu ızdıraplı kahkahalar Yüzbaşı Sançar'ın soyu, onun düştüğü yerde Zafer töreni yapıncaya kadar yıllarca, belki yüzyıllarca sürüp gidecek.