Her gece sadık bir arkadaşım var, bazen onun karanlığına sığınır bazen onunla dertleşirim, onun milyonlarca arkadaşı var. O bütün perdeleri açar ve tüm çıplaklığıyla her şeyi ortaya koyar. Saklanamazsın, kaçışın yok, hesap verecek, her şeyi olduğu gibi anlatacaksın. Gece tüm günahkarların yüzleşme, aşıkların düşlere daldığı, hastalıkların şifa bulması için ümit ettikleri, yolcuların evlerine sağ salim ulaşması için yollara düştüğü, bazılarının da sadece uyumak istediği buluşma noktası, gecenin anlamı çok derin eşeledikçe bir arkeoloğun kazısı gibi keşifler diyarı...

Uykucu Midilli, bir alıntı ekledi.
 13 Şub 13:44

Yüzleşme Noktası
Ey ademe gitmiş, yok olmuş, helak olmuş zamanlarım, amellerim, duygularım! Hepinize geçmiş olsun.

Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 20 - Kapı yayınları)Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 20 - Kapı yayınları)
Uykucu Midilli, bir alıntı ekledi.
 13 Şub 11:16

Yüzleşme Noktası
Dünya hayatı, gölgenin hareketlerine benziyordu. Bir bakarsın uzar, derken kısalıverir; zamanla iyice yayılır, derken yok oluverirdi. Gölgesi üzerime düşen ölüme hazırlanmalıydım.

Ölümün gölgesi her an üzerimdeydi.

Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 19 - Kapı yayınları)Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 19 - Kapı yayınları)
Uykucu Midilli, bir alıntı ekledi.
 13 Şub 10:54

Yüzleşme Noktası
Sahiplendiğim bir bedeni sahiplendiğim yiyeceklerle dolduruyordum; o kadar.

Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 16 - Kapı yayınları)Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 16 - Kapı yayınları)
Girift, bir alıntı ekledi.
19 Oca 21:56

Yüzleşme Noktası
"Bunca kalbî, aklî, ruhi hastalığa rağmen kimse beni akıl hastanesine yatırmıyor, üzerime kilit vurulmuyor, kimse bana deli gömleği giydirmiyor, akıl hastası nazarıyla bakmıyordu. Bunların hiçbiri olmayacaktı. Hatta tam tersine, bu zamanın çarşısında makbul olan düşünce buydu."

Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 20)Nietzsche ve Babaannem, Mustafa Ulusoy (Sayfa 20)
Sadık Cemre Kocak, Yanmış'ı inceledi.
22 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Belki Spoiler !
Neferet’in, Kalona’yı ruhlar alemine Zoey’i öldürmeye göndermesi ile başlıyoruz romanımıza.
Diğer yandan da Stevie için bir baskı söz konusu. Kırmızıların yüksek rahibesiydi ama Zoey artık yok diyerek genel itibariyle onu istiyorlardı.
Öte yandan Stevie ve Rephaim de damgalandıkları için birbirlerini hissediyorlar ve birlikte hareket ediyorlardı. Biri babasını diğeri de en yakın arkadaşını kurtarmak istiyordu ama sakıncalı olan durum her iki kurtarılacak (Zoey ve Kalona) kişinin birbiriyle can düşmanı olmalarıydı.
Sıkıcı bir Stevie romanı olmuştu resmen bu roman. Ara sıra ayıp olmasın diye Zoey verilmiş, bazen de –oldukça nadir- Afrodit ve arkadaşlarından bahsedilmişti.
Tabi bunların yanında iyi şeyler yok mu ? Var. İşte “bir ara hatırladın da hep beraber kusalım” veya “çifte kavrulmuş gerizekalı”, ikizler için “siz aynı beyni ortak mı kullanıyorsunuz veya sağ ve sol beyin” gibi sokak ağzı kullanımı olsun, Afrodit’e ait jeneriklik –ve bol küfürlü- sözler olsun, en azından buralarda bir çekim hissetmek mümkün.
Bir de hep unuttuğum bahsetmediğim biri var. Şiirleriyle gelecekten haber veren Kramisha. Onu eklemezsem bayağı ayıp ederdim herhalde.
Stark bir patlama yapıyor, olaylara İskoçlar dahil oluyor, Zoey'i kurtarmak için kalan günler göz önüne alındığında söylenebilecek en güzel sözü Stark söylüyor ve bu bir dönüm noktası oluyordu. Rahibe ölmesiydi Elementler Kraliçesi olacaktı. İşte bu tahminimce –gelecek kitapla birlikte- bir dönüm noktası olacaktı.
Stark'da arkadaşlarıyla toplanmış ve kutsal ruh ayini ile koruyucusu olduğu Zoey'i geri getirmek için ruhunu bedeninden ayırıp Zoey'e koşuyordu.
Kalona ve Zoey'den finalde efsane yüzleşme. Tabi ben tüm bunları bir kenara bırakarak Heath için biraz üzüldüm ama final de oldukça iyiydi bence. Ancak genel itibariyle de serinin diğer kitaplarına nazaran geri kaldığını belirtmem gerek.
Son olarak Zoey adına gelecek kitap böyle olmazsa çok daha iyi olacak demem gerekiyor. Bunun yanında bir de son kitapta gördüğüm üzere Tanrıça serisinin reklamı yapılıyor. Sanırım bu 12 kitaplık seri sonrasında bir de Tanrıça serisine -araştırmalarım sonucu- başlama olasılığım var. Hatta bu konuda sizlerin de çok değerli fikirlerinden faydalanmak istediğimi belirtmeliyim. Keyifli okumalar dilerim..

Peki ya Okumak?
Gelelim okumaya. Bunun için de şöyle bir hikâyecik aktaracağım size. A.Y. orta sınıftan bir kadın. İlkokul mezunu. Bugün 42 yıllık evli bir kadın. İlk evlendiği zamanlarda kitap okumaya çok düşkünmüş ama evlendikten iki yıl sonra bu âdetinin bittiğini söylüyor. Evlendikten sonra da bu geleneğini devam ettireceğini düşünmüş. Ancak kocası işe erkenden giden bir adammış ve erken yatıyormuş bu yüzden. Işıkta uyumaya alışkın değilmiş adam. “Ben uyumaya çalışıyorum sen ışıkta keyif için kitap okuyorsun, bu böyle olmaz” demiş ve hemen ardından eklemiş kocası: “Git yan odada oku, o kadar istiyorsan.” A. Yatağını bırakıp giderse bunun sonucunun nereye varacağını düşünmüş ve kitapları okumayı bırakmış, kocasını tercih etmiş. Buna karşılık zaman içerisinde, birçok defalar kocasının onun yerine başkalarını tercih ettiğini biliyorum.
Oysa okuyabilirdi. Kendine ait bir oda yaratabilirdi, elbet. Oda olmasa bile beyninde ufak bir nokta bırakabilirdi bunun için. Tabii bu arada kaç kadının kitap okumayı bir serüven haline getirebildiğini de unutmamak gerekiyor. Kendine ait bir oda, dahası kendine ait bir kütüphane yaratabilmek, orada yazıp okumak için sizi sürekli sübvanse edecek bir banka hesabının olması kaçınılmaz görünüyor. Aksi takdirde ışığı söndürüyorsunuz ve uykuya dalıyorsunuz; ya da yan odaya geçip ruhunuz elverdiği müddetçe kaderinize başkaldırıyor ve okumaya başlıyorsunuz…
Alice Walker’ın Pulitzer ödülü kazandığı The Color Purple adlı romanın anti-herosu Celie ise hayata, ensest ilişki yaşamış olduğu babasına, kocasının zulmüne karşı ilk direnme noktası olarak okuma yazma öğrenmeyi, zamanla kitap okumayı ve zamanla yazmayı koyabiliyor. Ancak bu esnada ciddi bir şiddete maruz kaldığını söyleyebilirim.
Nasıl ki kadın yazar olmak bir çığlığın içerisinde kaybolmak demekse, kadın okur olmak da benzer bir çığlığı içinde taşımakla özdeştir. O beyaz mürekkebi kâğıdın üzerine döken cesareti hayatın çetrefil alanlarında üretebilmek: Bunun karşılığı “okuyabilmektir”. Boş zamanlarda değil, bu edim için zaman yaratacağımız bir pratikten bahsettiğimi belirtmeliyim bu arada. Görünmezliği göze alabilmek, görünmezliği içselleştirmek demek, kaçmamak demektir.
Peki, bir kadın okur için kitap neyi ifade eder günümüzde? Bir kaçışı. Gerçekten kaçıp hayallere sığınmayı, o hayallerle dış dünyada yaşanan gerçeklere biraz daha katlanmayı ve boyun eğmeyi. Günümüzde bunun cevabı bu. Nihai olarak derecelendirilirse de böyle bu. Okuryazar kategorisinden kitap okuyan kategorisine geldiğimizde böyle bir noktanın egemen olduğunu düşünüyorum. Başta sözünü ettiğim bir yazma edimi ile karşılattırabileceğim okur profili ise okuduklarıyla yüzleşebilen okur profilidir. Ve bu yüzleşme bir dizi istenmeyen duyguya yol açabilir içimizde. Bir kadın okurun yüzleşmeyi göze aldığı kitap aynı aşamadan geçer: Pencereyi açarsınız ve atlarsınız! Belirtmekte yarar var: Bu bir umutsuzluk mesajı değil; ancak şu da bir gerçek ki umudun yeni tanımlara ihtiyacı var…
Müge İplikçi