Geri Bildirim
  • "Eskiden, eskiden Mahmut, yalnız Yeni Cami önünde altı yüz kuşu birkaç saat içinde havaya gökyüzüne salıvermiş, Eminönü alanını, İstanbul şehrini sevinçle sevgiyle mutlulukla,
    dostlukla, bir acımanın güzelliğiyle doldurmuştu. Kuş salıvermenin, bir can kurtarmanın mutluluğuyla... Mahmut, bir kuş
    salıverip de, avucu boş kalan, uzun bir süre bıraktığı kuşun, yitip gidinceye kadar ardından bakan insanın yüzündeki çocukça
    sevgiyi, mutluluğu, güzelliği unutamıyor. Bazı çok yaşlı, beli bükülmüşler kuşlar avuçlarından uçup gidince sevinerek çocuklar gibi zıplayıp el çırparlardı, kuşun ardından da ağız dolusu bir sevinç kahkahası fırlatırlardı. Şimdi, şu İstanbulda herhangi bir güzellik, iyilik, sevinç verecek bir olay üstüne böylesine ağız dolusu bir sevinçle gülecek bir kişi var mı?"
  • Ayrıldığımız gündü.
    Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı,
    Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
    “Biliyor musun” dedin.
    “Sen neye benziyorsun biliyor musun?”
    Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç,
    Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
    Sis ışığa çıkmıştı.
    Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
    “Neye?” dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, “Neye?”
    “Bilardo toplarına.”
    “Neden?” dedim.
    “Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan…”
    Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya.
    Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
    Sonra iki arkadaşım geldi, birinin omzunda ağladım, hangisiydi şimdi hatırlamıyorum.
    Sonra birlikte başka bir kente gittik,
    Anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım,
    Sonra ben başka aşklara,
    Sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler astım.
    Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor kulaklarımda
    Ardından bilardo topları dağılıyor dört bir yana
    Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha
    Bir daha
    Bir daha
  • Başımızın üstünde hızla uçan kırlangıçlar kül rengi gökyüzünü parçalara ayırıyorlardı. “Ne kadar da neşeliler,” diye mırıldandım biraz da şu kasvetten kurtulalım diye. “Ne güzel şarkı söylüyorlar.”
    Başını yukarıya çevirdi Evgenia.
    “Şarkı söylemiyorlar Nevzat.” Gözleri uçan o güzelim kuşlara takılmıştı. “Ölen arkadaşlarının yasını tutuyorlar.” Başını indirdi, kederle gözlerimde durdu. “Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış."
    Gülümseyerek sordum.
    "Güzel hikaye, nerede okudun?"
    Yüzündeki keder zerre eksilmedi. "Okumadım, Medeni anlattı. Kendilerini kırlangıçlara benzetiyordu. 'Biz de göç sırasında yakınlarımızı kaybettik ama şu kuşlar kadar bile olamıyoruz. İnsanları rahatsız etmemek için yasımızı bile tutamıyoruz.' dedi.
  • Masaya ulaşıncaya kadar hiçbir şey söylemedi. Derin sessizlik olmuştu aramızda. O anda duydum sesleri. Başımızın üstünde hızla uçan kırlangıçlar kül rengi gökyüzünü parçalara ayırıyorlardı.
    ''Ne kadar da neşeliler,'' diye mırıldandım biraz da şu kasvetten kurtulalım diye. '' Ne güzel şarkı söylüyorlar.''
    Başını yukarı çevirdi Evgenia.
    ''Şarkı söylemiyorlar Nevzat.'' Gözleri uçan o güzelim kuşlara takılmıştı. '' Ölen arkadaşlarının yasını tutuyorlar.'' Başını indirdi, kederle gözlerimde durdu. '' Sevinç çığlıkları değil bunlar, acı dolu haykırışlar. Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlık atarlarmış.
    Gülümseyerek sordum.
    ''Güzel hikaye nerde okudun?''
    Yüzündeki keder zerre eksilmedi
    'Okumadım, Medeni anlattı. Kendilerini kırlangıçlara benzetiyordu. '' Biz de göç sırasında yakınlarımızı kaybettik, ama şu kuşlar kadar bile olamıyoruz. İnsanları rahatsız etmemek için yasımızı bile tutamuyoruz,'' dedi.'
    Ahmet Ümit
    Sayfa 289 - everest yayınları
  • Ayrıldığımız gündü.
    Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
    "Biliyor musun," dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
    Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren gizi bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırıklığı. Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
    "Neye?" dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, "Neye?"
    "Bilardo toplarına."
    "Neden?" dedim.
    "Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..."
    Murathan Mungan
    Metis Yayınları (Ebub)
  • Bayraklarla donatılmış kürsüye çıktığında,vali,etrafını dolduran kalabalığı ilk kez bütünüyle gördü.O anda hepsinin yüzündeki ifadeyi sonsuza kadar resmedebilmek için,elinde sihirli bir fırça olsun istedi.Etrafına bakındı fotoğrafçıları çağırmak için.Halkın tenine sinmiş,gözlerine,dudaklarına yansımış mutluluğu,bu sevinç anını kaydetmeliydiler.Herkesin apaydınlık,güleç yüzü aynı şeyi müjdeliyordu,çile bitmişti,çile...
  • Mahmut, bir kuş salıverip de, avucu boş kalan, uzun bir süre bıraktığı kuşun, yitip gidinceye kadar ardından bakan insanın yüzündeki çocukca sevgiyi, mutluluğu, güzelliği unutamıyor. Bazı çok yaşlı, beli bükülmüşler kuşlar avuçlarından uçup gidince sevinerek çocuklar gibi zıplayıp el çırparlardı, kuşun ardından da ağız dolusu bir sevinç kahkahası fırlatırlardı. Şimdi, şu İstanbulda herhangi bir güzellik, iyilik, sevinç verecek bir olay üstüne böylesine ağız dolusu bir sevinçle gülecek bir kişi var mı?