• 464 syf.
    ·15 günde·Beğendi·7/10
    Çünkü yalnızlık ,anılarını ayıklamış ,yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem süprüntüleri yakmış , geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş ,sonsuzlaştırmıştı.!
    Yazar ,bu kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek bir cümlemi bulamazsınız demişti kitabın arka kapağında !
    Yüzyıllık yalnızlık .O kadar gerçek ve o kadar etkileyici bir romandın ki .. Kendimi kahramanların yerine koyup okuduğum ve kitap bittiğinde kahramanlara veda ettiğime üzüldüğüm bir kitap oldun.Kendimi ailedeki toprak yiyen kızın yerine koyarak bu kitabı okudum ve ruhumdaki açıkları dolduran bir eserdi
  • 1 Fareler ve insanlar / John Steinbeck
    2 Bin dokuz yüz seksen dört George Orwell
    3 Hayvan çiftliği / George Orwell
    4 Kürk mantolu Madonna / Sabahattin Ali
    5 Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali
    6 Suç ve ceza / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    7 İnce Memed / Kemal Yaşar
    8 Şeker portakalı / José Mauro de Vasconcelos
    9 Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar
    10 Huzursuzluk / Ömer Zülfü Livaneli
    11 Dönüşüm / Franz Kafka
    12 Sefiller / Victor Hugo
    13 Çalıkuşu / Reşat Nuri Güntekin
    14 Yalnızız / Peyami Safa
    15 Olasılıksız / Adam Fawer , Adam Fawer
    16 Fesleğen / Hikmet Anıl Öztekin
    17 Yeraltından notlar / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    18 Eyvallah / Hikmet Anıl Öztekin
    19 Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar
    20 Uçurtma avcısı / Khaled Hosseini
    21 Gün olur asra bedel / Cengiz Aytmatov
    22 Acımak / Reşat Nuri Güntekin
    23 Bilinmeyen bir kadının mektubu / Stefan Zweig
    24 Aşk-ı Memnu / Halid Ziya Uşaklıgil
    25 Bin muhteşem güneş / Khaled Hosseini ;
    26 Genç Werther'in acıları Goethe , J .
    27 Hasret / Canan Tan
    28 İnsan ne ile yaşar / Lev Nikolayeviç Tolstoy
    29 Kötü çocuk / Büşra Küçük
    30 Olağanüstü bir gece / Stefan Zweig
    31 Yüzyıllık yalnızlık / Garcia Marquez
    32 Karamazov kardeşler / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    33 Küçük Prens / Antoine Saint-Exupéry ,de
    34 Bir bilim adamının romanı / Oğuz Atay
    35 Yaban / Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    36 Dava / Franz Kafka
    37 Beyaz geceler / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    38 Sol ayağım / Christy Brown
    39 Tutunamayanlar / Oğuz Atay
    40 Bülbülü öldürmek / Harper Lee
    41 Dokuzuncu hariciye koğuşu / Peyami Safa
    42 Aşk ve gurur / Jane Austen
    43 Mutluluk / Ömer Zülfü Livaneli
    44 Fatih - Harbiye / Peyami Safa
    45 İçimizdeki şeytan / Sabahattin Ali
    46 Yaprak dökümü / Reşat Nuri Güntekin
    47 Kumarbaz / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    48 Budala / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky
    49 Mor salkımlı ev : anı / Halide Edib Adıvar
    50 Şizofren / John Katzenbach
    51 Bir kedi, bir adam, bir ölüm / Ömer Zülfü Livaneli
    52 Kırlangıç çığlığı / Ahmet Ümit
    53 Sözde kızlar / Peyami Safa
    54 Fahrenheit 451 / Ray Bradbury
    55 Körlük : roman / Josê Saramago
    56 OZ / Adam Fawer
    57 Ruh adam / Hüseyin Nihal Atsız
    58 Yaralı / Kahraman Tazeoğlu
    59 Beyoğlu’nun en güzel abisi / Ahmet Ümit
    60 Bir tereddüdün romanı / Peyami Safa
    61 Devlet / M.Ö. 428-347. Platon
    62 Milena'ya mektuplar / Franz Kafka
    63 Bukre : bazı aşklar aşka ihanettir / Kahraman Tazeoğlu
    64 Cesur yeni dünya / Aldous Huxley
    65 Kırmızı saçlı kadın : roman / Orhan Pamuk
    66 Da Vinci şifresi / Dan Brown
    67 Dorian Gray'in portresi / Oscar Wilde
    68 Gazap üzümleri / John Steinbeck
    69 Matmazel Noraliya'nın koltuğu / Peyami Safa
    70 Notre-Dame'ın kamburu / Victor Hugo
    71 Amok koşucusu / Stefan Zweig
    72 Başlangıç / Dan Brown
    73 Fi / Akilah Azra Kohen
    74 Toprak ana / Cengiz Aytmatov
    75 Anayurt oteli / Yusuf Atılgan
    76 Anna Karenina / Tolstoy
    77 Babalar ve oğullar / İvan Sergeyeviç Turgenyev
    78 Beyaz diş / Jack London
    79 Bozkurtlar / Hüseyin Nihal Atsız
    80 Böğürtlen kışı / Sarah Jio
    81 Güneşi uyandıralım : roman / José Mauro de Vasconcelos
    82 Ölüm hükmü / Elçin İlyasoğlu Efendiyev
    83 Sineklerin tanrısı / William Golding
    84 Türk milli kültürü. / İbrahim Kafesoğlu
    85 Yabancı : roman / Albert Camus
    86 Psikopat / Mihri Mavi
    87 Yeniden insan insana / Doğan Cüceloğlu
    88 Aeden / Akilah Azra Kohen
    89 Aşk / Elif Şafak
    90 Ateşten gömlek / Halide Edib Adıvar
    91 İnsancıklar / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    92 Mai ve Siyah / Halid Ziya Uşaklıgil
    93 Nar ağacı / Nazan Bekiroğlu
    94 Yedi güzel adam / Cahit Zarifoğlu
    95 Börü : yeniden dirilişin ve intikamın kitabı / Çağlayan Yılmaz
    96 Bu ülke / Cemil Meriç
    97 Bulantı / Jean-Paul Sartre
    98 Korku / Stefan Zweig
    99 Son ada / Ömer Zülfü Livaneli
    100 Veba : roman / Albert Camus
  • 464 syf.
    ·6 günde
    Başlarda sıkan; ortalarda akıp giden; sonlarda tekrar sıkmaya başlayan...
    'Albaya Mektup Yok', 'Kırmızı Pazartesi' ve 'Kolera Günlerinde Aşk' kitabından sonra yazara ait okuduğum dördüncü kitap.

    Yüzyıllık Yalnızlık kitabında yazar, babaannesinin anlattığı gerçeküstü hikâyelerden yola çıkar. Gerçek hayattan beslenebildiği için dünya çapında bilinen ve sevilen bir kitaptır. Marquez kitabının arkasında Yüzyıllık Yalnızlık adına kendi dilinden şunları söyler;

    "Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

    Kitabın arka kapağındaki yazarın tanıtım yazısı ve kitabın ön kapağındaki resim aslında kitabı tam manasıyla özetliyor... Tabii ileride değineceğim birkaç husus dışında. Kitap, fantastik öğeler içermekle birlikte sıradan insanların hayatlarını anlatmakta. Sıradanlığın ve fantastiğin iç içe geçmişliği ile hayranlık uyandıracak derecede zengin bir içeriğe sahip roman çıkmıştır ortaya.

    Roman, bir yerleşim yeri olan Macondo’nun kuruluşunu, gelişimini, yok oluşunu ve bu yerleşim yerinin en önemli ailelerinden Buendia’ların tarihini anlatıyor. Bunun içinde destansı bir anlatıma başvuruyor yazar. Büyücüler, uçan halılar, sihir yapan çingeneler, ölüler diyarından çıkıp gelen ruhlar, birkaç kere öldükten sonra çıkıp gelen Melquiades, büyük kırmızı karıncalar, toprak yiyen kız.. Ve öte yandan gerçek yaşamın sıradanlığı. Hâsılı epik bir roman ortaya koymaktadır yazar. Her epik romanda olduğu gibi bu romanında belli bir toplumun tarihsel gerçekliğiyle bağlantıları var.
    Latin Amerika ülkesi olan Kolombiya’nın tarihi ile bağlantılıdır aslında romanda anlatılanlar. Roman, Kolombiya’nın, 19.yy.'ın başlarında İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesi ile başlayan tarihi süreci de konu ediniyor. 19.yy.'ın sonlarındaki iç savaş romanda hiç bitmeyecek gibi süregiden iç savaş şeklinde, 5 Aralık 1928'de Cienaga'da yaşanan katliam da romanda istasyon meydanını dolduran binlerce kişinin katledilmesi şeklinde anlatılmıştır. Kolombiya’nın ağırlıklı olarak siyasi tarihini anlatması romanda belli bir siyasi mesaj mı var sorusunu akıllara getirmiştir...

    Romanda istasyon meydanında gerçekleşen, tarihte ise 1928 yılında Cienaga'da meydana gelen katliama değinmek gerekecek: Bana göre yalnızlık temasını bir kenara koyarsak romanın ana teması bu olaya dayanmaktadır. Romana göre istasyon meydanında gerçekleşen katliamın nasıl gerçekleştiğini anlatmak için öncelikle muz şirketinin kuruluşunu anlatmak yerinde olacaktır.

    Macondo kasabasında henüz demiryolu yoktur. Albay Aureliano Buendia’nın gayri meşru çocuklarından Aureliano Triste ve Aureliano Centeno birlikte buz ticaretine atılırlar. İşi öyle geliştirirler ki, kasabanın dışına da buz ticaretini taşımak isterler. Bu arada Buendia ailesinde erkek çocuklara hep Aureliano ve Jose Arcadio ismi verilmektedir. Bu isimlerle birlikte hem yaşadıkları hem kişisel özellikleri tekerrür eder. Bu da romandaki döngüsel tarih anlayışının varlığını gösterir. Tabi sadece döngüsel tarih anlayışı değil doğrusal tarih anlayışı da mevcuttur romanda. Macondo’nun sıfırdan kuruluşu, iç savaş yaşaması, sonra ekonomik refaha ermesiyle birlikte manevi çöküşe sürüklenmesi ve nihayetinde fiziksel olarak yok olması, döngüsel tarih anlayışının göstergesidir. Kaldığımız yerden devam edecek olursak, buz ticaretini kasaba dışına da taşımak isteyen Aureliano kardeşlerin aklına bir fikir gelir;

    "Buraya demiryolu getirmeliyiz." Ancak yazarın trenin gelişine yorumu şöyle olacaktır; "Bir yığın kuşku ve kesinliği, bir yığın tatlı ve tatsız olayı, bir yığın değişikliği, felaketi ve özlem duygusunu Macondo'ya bu sapsarı, masum tren getirdi."

    Trenin gelişi aynı zamanda yeni yüzlerin, farklı kültürlerin ortaya çıkması demekti. Yani 'yabancılar' gelmişti kasabaya. Ve Macondo git gide yabancılaşıyordu. Bunlara birde kuzeyden gelen Muz Şirketi eklendi. Ancak Muz Şirketi, işçileri insandan bile aşağı görüyor ve onları sömürüyordu. Çalışma koşulları hiç iyi değildi. İşçiler için yapılan lojmanlarda tuvalet bile yoktu. Sıhhi tesisatları yoktu ve sağlık hizmetlerinden yoksundular. Her gün çalışıyorlar, pazar günü çalışmak istemiyorlardı. Muz Şirketi için önemli olan olabildiğince çok muzu pazara sürmek ve patronların ceplerini doldurmaktı. Ancak işçiler greve başlar. Muz şirketi ile sözleşme yapmak ister. Hatta şirketin patronuna bir şekilde toplu sözleşmeyi imzalatırlar. Fakat patron, siyah takım elbiseli avukatlarının türlü oyunları ile sözleşmeyi imzalamadığını 'ispat eder'. İşçiler istasyon meydanında çağırdıkları yakınları, arkadaşları ile büyük bir eylem gerçekleştirirler. Muz şirketi yöneticileri aslında sadece Muz Şirketini değil sahip olduğu ekonomik güç ve hükümet içindeki adamları sayesinde hükümeti de yönetmektedir. Bu yüzden hükümet istasyon meydanına askerlerini gönderir ve halkı katleder. Ve istasyon meydanındaki bu olay kasabalılardan saklanır. Adeta resmi tarih yazmamaktadır bu olayı. Tabi ülkemizde de resmi tarih yazımında birçok olayın üstü örtülmüş, bazı olaylar konusunda üstü örtülmek şöyle dursun, olay tamamıyla farklı anlatılmıştır. Kolombiya tarihinde vuku bulan olay romanda kısaca böyle geçmektedir...

    Keyifli okumalar!
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Márquez ile tanışma kitabım Yüzyıllık Yalnızlık olmuştu birkaç yıl önce. Ancak o kadar sevmemiş ve okuyamamıştım ki yarım bırakmıştım. Yıllar sonra öğrendiğim şey, bu kitapların bir sıraya göre okunması gerektiği oldu ve Macondo olarak adlandırılan grubun ilk kitabı Yaprak Fırtınası'ydı.


    #spoiler
    Uzun öykü kategorisinde yer alan kitabın kısaca özetini anlatmaya çalışayım.
    Macondo, yazarın kurguladığı hayali bir kasaba. Bu kasabada yaşayan ve herkesin nefret ettiği biri olan doktorun defnedilme hikayesi diyebilirim. Halkın tüm karşı çıkmalarına rağmen doktora verdiği söz gereği onu gömmeye çalışan yaşlı bir albay, kızı ve torununun anlatımıyla ve geriye dönüşleri saymazsak yarım saatlik bir zaman dilimi aktarılıyor.


    Grubun ikinci kitabı Albaya Mektup Yok. Ve o albay bu kitapta geçen albay mı çok merak ediyorum. Çok vakit geçirmeden onu da okumayı umuyorum.


    Anlatımın 3 farklı kişinin bakış açısıyla aktarılması en sevdiğim şey oldu sanırım. Her birini okumak çok keyifliydi. Yüzyıllık Yalnızlık'a giden yolda önemli bir adım attığımı düşünüyorum.
  • Amaranta, " Şu erkekler de ne tuhaf, " dedi. Diyecek başka bir söz bulamamıştı çünkü. " Papazlara karşı dövüşüp canlarını veriyorlar, sonra da armağan diye dua kitabı getiriyorlar. "
  • 464 syf.
    ·32 günde·Beğendi
    Öncelikle bitmememesi için çok direndiğim ilk kitap. Söylenenlerin aksine kitapta bulunan karakterler karışık değil. Çünkü yazar kişileri o kadar güzel betimliyor ki size, siz kimin kim olduğunu, yazarın kimden bahsettiğini çok güzel anlayabiliyorsunuz. Sadece dikkatinizi kitaba vermeniz gerekiyor. Ben soy ağacına bakma gereği duymadım hiç.

    Kitabın konusu aslında çok fazla, tek bir konu üzerinde durmamış. Fakat bütün konular ve olaylar karakterleri ile bağlantılı. İçeriğinden bahsetmek istemiyorum.

    Beni şaşırtan asıl sayfa kitabın 459. sayfası yani sondan 2. sayfa. Orda aynen şöyle diyor Malquíades:
    "Soyun atası ağaca bağlanır, sonuncusunu da karıncalar yer."
    Kulağa çok muazzam etki yaratan bir cümle gibi gelmiyor, değil de. Ama asıl sır, kitabı okuduğunuzda sizde bırakacağı etki bence hissedilmeye değer.
    Benim için muhteşem bir kitaptı.
    İyi okumalar...
  • 464 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitap ile ilgili yazılan yorumları okuduğumda kitabı hayatımın en karmaşık döneminde seçtiğim için kuşku duymuştum oysa ki ne kadar yersizmiş..Kitabın akıcı olmadığını okuduğum incelemelere hayretle bakıyorum şimdi ayrıca zengin karakter bulunmasının bir kez olsun benim için anlam karışıklığına yol açmadığını samimiyetle söyleyebilirim.Okumadım resmen yaşadım muazzamdı ileri de tekrar okuyacağım o vakte kadar hoşçakalın Buendialar...