• Ortaçağ'daki acımasızlara ilişkin bir söyleşinin ardından bana demişti ki: "Bu acımasızlıklar gerçekte acımasızlık değildir. Ortaçağ'ın bir insanı bizim bugünkü yaşam üslubumuzu bambaşka açıdan değerlendirir, tümüyle acımasız, dehşet verici ve barbarca görüp aşağılardı! Her çağ, her uygarlık, her gelenek ve görenek kendine özgü bir üslubu içerir, kendisine yaraşır incelikleri ve sertlikleri, güzellikleri ve acımasızlıkları barındırır kendisinde, kimi acıları pek doğal karşılar, kimi kötülükleri sabırla sineye çeker. Ne zaman ki iki çağ, iki uygarlık ve iki din birbiriyle kesişirse, işte o zaman insan yaşamı gerçek bir acıya, gerçek bir cehenneme dönüşür. Ortaçağ'da yaşayacak antik dünyanın insanı havasızlıktan içler acısı bir şekilde boğulup giderdi, bizim uygarlık ortamında bir ilkelin havasızlıktan boğulup gideceği gibi tıpkı. Öyle çağlar vardır ki, bütün bir kuşağın insanları iki çağ, iki ayrı yaşam üslubu arasında sıkışıp kalır, her türlü doğallık, her türlü gelenek ve görenek, her türlü korunmuşluk ve suçsuzluk duygusu çıkıp gider elden. Kuşkusuz herkes bunun aynı ölçüde ayrımına varamaz. Nietzsche gibi biri bugünkü sefaleti bir kuşaktan çok daha fazla süre önce yaşamak zorunda kaldı; onun tek başına, hiç anlaşılmadan yaşadığını bugün binlerce insan yaşamakta."
  • Herhangi bir şeyin inandığım gibi olmayışını çok zor kabulleniyorum ama kendimi buna ikna ettiğim zaman dünyanın en acımasız insanı olabiliyorum. Biri ya da bir şey beni yanıltırsa onu komple silerim, kabullenmesi ne kadar zor olursa olsun.
  • 118 syf.
    ·4 günde
    "Türkler önsöz okumaz" diye bir şey duydunuz mu bilmiyorum. Bu durum bu kitapta geçerli olamaz çünkü kitabın yarısı önsöz.
    Önsöz kısaca idamın gerekliliğinden söz ediyor yani o zaman ki insanlara onu gerekli bulmasında ve şöyle devam ediyor;
    "Yargılayanlar ve mahkum edenler ölüm cezasının toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırma nedeni ile gerekli olduğunu söylüyorlar. Sadece bu söz konusu olsaydı müebbet hapis cezası yetecekti. Öldürmek neye yarar? Hapishaneden kaçabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. Demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?" Ve şöyle bitiriyor yazısını; "Zindancının olduğu yerde cellata gerek yoktur."
    Önsözün ardından bu kitabın ilk baskılarının hangi siyasi, ahlaki ve edebi eleştirilere maruz kaldığını hatırlatmak için diyalog geliyor. Diyaloglar zaten açıkça kitabın idam edilen kişinin çektiği acılar üzerine olmasından ötürü kitabı iğrenç bulunmalarından bahsediyor
    Bu kitabı okuyacak bir hakkın var olduğunu tasavvur edemiyorlar :p
    Ve sonunda asıl yer olan hikayenin kendisi geliyor. İdama mahkum olmuş bir adamın fiziki ve daha çok ruhi acılarını ele alıyor. En acımasız kısmı ise hayattaki tek varlığı olan kızının ölümünden bir saat önce kendisine hatırlamadığını söylemesi....

    Siz hala bu kitabın roman olduğuna inanıyor musunuz?
  • ... fakat çoğu zaman bize çocukluğun görünmeyen ama yine de çok acımasız olan hapishanesinden sonunda kurtulmak ve geçmişin bilinçsiz bir kurbanından geçmişini bilen ve onunla da yaşayabilen bir insana dönüşmek fırsatını verir.
  • 200 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Geçip giderken zaman, geçip giderken insan, zamana boyun eğerek ve zamanın içinden geçerek...

    Ömür tükenirken her saniyemizle nasıl bir hayat yaşamak gerek?

    Şimdi diye bir zaman dilimi olmadı çünkü şimdi bir geçmiştir. "Şimdi" dediğimizde bile şimdinin üstünden saniyeler akar ve kimliğini kaybeder. Zaman bu kadar acımasız alıp götürürken ömrümüzden bizim bu sosyal mecralarda vakit öldürmemiz ne trajikomik!?Zaman değerlidir ve kime verdiğinize, neye verdiğinize dikkat edin. Tembellik yapmayın, iradenizi yönetin ona hakim olun kölesi olmayın!?
    Bu kitap disiplinli bir çalışmayı anlatıyor, yukarıda yazdığım zamanın değerini anlatıyor Özellikle hayatını daha düzenli ve akıllıca yaşamak isteyenler kesinlikle bu kitabı okusun. Özellikle gençler!?
    Değindiği konular kesinlikle çok önemli bunu yabancı bir yazarın kaleminden okumak çok mutlu etti beni.
    Okuyun :)
  • 428 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamlar herkese.Değinmek istediğim ondüleli konular var özellikle o yüzden ilk ve en önemli odak noktasına dikkat çekip kendimce kısa bir eleştiri payı da bırakacağım incelemenin sonuna.O hâlde şimdilik biraz daha puslu sahalara terk edilme yazgısından muzdarip,benzer tartışmalara günümüzde bile kaynaklık eden soruya geçelim.
    Eski Yunan ve Roma'dan başlayan(cinsiyet ayrımcılığına dayanmayan) "cinsel kategorileştirme",güncel yaşam koşullarıyla desteklenen bugünlere taşınırken nasıl ve ne zaman "cinsel alışkanlıklara göre sınıflandırma hareketi"ne dönüştü? Bu kompleks soru için kişisel bir cevabım var ve yeryüzünde yaşayan gelişmiş organizma sayısı kadar da farklı cevabının olduğu kanaatindeyim.
    M.S 4.yy'a kadar İsa'nın takipçileri Roma imparatorluğundaki çok sayıda yasadışı korporasyondan biriydi ve hristiyanlığı "organizeleştirilmiş bir din" seviyesine ulaştıran sofular ve asketik keşişler müstehcenlik sınırlarını deforme eden pagan dünyasından kendini sıyırmaya çalışırken dinsel doktrini anlaşılabilir ve uygulanabilir değerlere uydurmak yerine libidoya karşı sürdürdükleri ahlak kampanyalarını güçlendirip triolojik bağlamda nişimta(seksin hasara uğrattığı ruh) ve pagra(seksi arzulayan beden)'yı birbirini dışlayan iki katman olarak nitelendirdiler.Dikkatinizi çekmek istiyorum,değerler yasalar gibi sonradan oluşturulmuş kurallar dizisi olmayıp toplumun beğenisini kazanmak gibi önemli bir koşulu da içeriyor.İleride evlilik içi ilişkiyi "yalnızca zevk vermediği sürece caiz" ilan eden ve bu fikrini yasalaştıran papa Büyük Gregor'un sebep olduğundan daha ciddi sorunları doğuracak olan bu gibi mesnetsiz görüş ve davranışlar,tarihteki birçok büyük olayda da etkinliğini korudu ne yazık ki.
    İlk kılavuzlar(cinsel günahlar ve onlara verilen cezaların toplandığı eser)cinsel perhizin fetişli versiyonunu keşfeden İrlanda'nın acımasız yörelerinden çıkıyor 6.yy'da ve misyonerler aracılığıyla önce İngiltere'ye sonra da tüm Avrupa'ya yayılıyor.Uzun bir aradan sonra müslümanları livatacılığı Avrupa'ya taşımakla,yahudileri de 1400'lü yıllarda şeytanla ilişkiye giren lanetli ırk olmakla suçlayan nice papalar önce Haçlı Seferleri'ni ardından da ulaslararası fişlemeleri başlatıyorlar.Sonrasında Amerika'nın keşfi,Fransa devrimi ve başka global düzeyde gelişmeler neticesinde yoz ırksal köklerin her türlü temel hakkının sömürüsüne varıyor iş.Doğal olarak, küresel çapta yayılım için uygun imkânları elde eden düşünce tüm ülkede şu oluyor:İngiliz yasa koyucularına göre yüzyıllardır genç kızlar,hizmetçiler ve her türlü sınıftan gelenler onların bitmek bilmeyen arzularına hizmet ediyorduysa keşfettikleri yeni topraklarda yaşayan egzotik dişiler neden etmesindi?Ki bu da çok ama çok sayıda göçmen,kâşif ve askerin yerli kadın,çocuk ve yaşlıları yaklaşık 50 yıl boyunca şiddete maruz bıraktığı anlamına geliyor kabaca fakat endişelenmeyin,Butler gibi yeryüzünün ilk feministleri reşit olma yaşı,bireyleri cinsel meta olarak kullanma ve hayvanlarla cinsel ilişki gibi ahlâk lobisini rahatsız eden konuları parlamentoya sunmayı başarıyor nihayet 1885'te! Ne var ki yüksek mahkemeler feministlerin ve masum kesimin açtığı yüzlerce davayı geçersiz sayıyor ve biz (1932'de!)henüz reşit olmayan kızların ırza geçmeye teşebbüs vakalarında dahi gayri meşru ilişkiye girmekle suçlanabileceğini öğreniyoruz.
    "Kız henüz reşit olmasa bile yasayı çiğnemekten suçludur..Onu yasal açıdan masum görmek mümkün değildir."Kayıtlara geçirilmiş bir mahkeme kararıdır bu.(syf 335) Bu neredeyse "her kız potansiyel baştan çıkarıcıdır," demekle aynı şey.
    1885'te gerçekleşen "Kızlık Haracı" olaylarını da göz ardı etmezsek Fransız dekadan edebiyatı vesilesiyle ömrünü tüketen Oscar Wilde'den,şiirleri uzun yıllar sansürlü kalan Baudelaire'den tutun da erotomaniden şikayetçi Descartes ve cins aristikrotlara kadar geçmişten günümüze her statüden,ulustan ve fikirden insan bu konunun esneklik katsayısında büyük değişimlere yol açıp dallandırıp budaklandırıyorlar mevzuyu özetle.Sonuç olarak dikkat etmemiz gereken husus:Bu heretik ve karanlık tarihimizden sorumlu tutulması gerekenler majikal bir cinsel imaj oluşturmaya çalışanlar mı olur yoksa şimdi bile malum konular üzerine uygulamaya geçirilmesi gereken hamleleri seçemeyen kafası karışık ayak takımı,yani bizler mi oluruz?Bu benim cevap veremeyeceğim bir soru fakat incelemeyi buraya kadar okuyan kullanıcılar fikirlerini paylaşmaktan çekinmesin konuyu tartışmaya değer görürse.
    İyi okumalar.
  • _Nesnel olana karşı olan her tavır özneldir ve ironiktir.
    _İnsan iki şekilde kendini yanıltabilir, ilki olmayan bir şeye inanarak, ikincisi olanı görmeyerek.
    _En büyük sessizlik susmak değil konuşmaktır. Benim içinden içtiğim sessizliğin sonsuz denizi ile kıyaslandığında, bir bardağın sarhoş eden içeriği bir damlacık değil de nedir? Sadece gerçekte nasıl suskun kalacağını bilen bir kişi gerçekten konuşabilir. Suskunluk içe bakışın, iç dünyanın özüdür.
    _Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır; çıkmak ise bir başyapıt. Kız ruhu uçurum gibidir ve olası her yöne, azar azar ve ansızın esintilerle değil, bütünüyle sürüklenmeli. Sınırsızı keşfetmeli ve bir insana en yakın olanı yaşamalı.
    _Bir insanın özgünlüğü ne kadar büyükse, o insan boğuntu karşısında o kadar çaresiz kalır.
    _Bilinç arttıkça, umutsuzluk şiddetlenir.

    _Adem havayı seçti çünkü başka seçeneği yoktu.
    _Nefret başarısızlığa uğramış sevgidir.
    _Nerede kalabalık varsa hakikatsizlik oradadır.
    _Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir. İki kişi birbirleri için yaratıldıklarını düşünmeye başladıkları anda ayrılma vakti gelmiştir çünkü devam ederlerse her şeyi jaybedecekler ve hiçbir şey kazanamayacaklardır. Paradoks gibi gelebilir.
    _Her şeyden vazgeçmiş olan kendi kendine yeter.
    _Herkesin maskesini çıkarıp atacağı bir gece yarısının geleceğini bilmiyor musun?
    _Tiyatroda bir yangın çıkar ve palyaço herkese haber vermek için sahneye koşar ama bunun şaka olduğunu sanan izleyiciler alkışlamaya başlamış. Dünyanın sonu da her şeyin şaka olduğunu sananların alkışları arasında gelecek.
    _Umutsuzluk ölümcül hastalıktır. Ölüm umut olduğu sürece umutsuzluk ölememenin neden olduğu umutsuzluktur. Buradaki ölüm, hastalığın sonu değil, bitmeyen bir sondur. Bu hastalıktan kurtulmayı ölüm bile sağlayamaz çünkü ölüm ölememektir.
    _İronist, içine kapalı ve havalıdır. Tıpkı ademin hayvanların geçişini izlemesi gibi insanoğlunun önünden geçip gitmesini izler. Kendisine arkadaş bulamaz. Böylelikle sürekli ait olduğu edimsellikle çarpışır.
    _Kendimi hasta hissediyordum ve doktora gittim ve doktor bana: Muhtemelen çok kahve içiyorsun ve yeterince hareket etmiyorsun dedi. 3 hafta sonra yine gittim ve iyi olmadığımı fakat bu sefer kahveden olamayacağını çünkü ağzıma sürmediğimi ve her gün yürüdüğümü söyledim. Doktor ise: o zaman sebep kahve içmemen ve hareket etmemen dedi.
    _Yalnızlık tinselliktir. Kuşbeyinli insanlar sürüsü bu gereksinimi o kadar az hisseder ki muhabbet kuşları gibi yalnız kaldıkları an ölürler. Kendilerine ninni söylenmeden uyuyamayan çocuklara benzerler.
    _Kurnaz insanlar bir delinin söylediği her şeye inanacak kadar aptaldırlar ya da bir delinin söylediği hiçbir şeye inanmayacak kadar aptaldırlar.
    _Aslında avarelik hiç de kötülüklerin anası değildir, tam tersi, neredeyse tanrısal bir hayattır, yeter ki can sıkıntısına kapılma
    _Benim için hakiki olan bir hakikat bulmalıyım. Yaşayıp uğruna ölmek isteyeceğim bir fikir
    _Bir erkek hiçbir zaman bir kadın kadar acımasız olamaz.
    _Kadının erkekten daha duyusal olduğunu, onun vücut yapısı bile gösteriyor.
    _Karşılaştırma eylemi mutluluğun terki ve memnuniyetsizliğin başlangıcıdır.
    _Nedir bir şair? İç çekmelerini ve çığlıklarını güzel bir müziğe dönüştüren dudaklara sahip olan, fakat ruhunda gizli acılar barındıran mutsuz bir insan.
    _Günah kavramından dolayı gerçeklik gizlenmiştir.
    _İnsan kendisini sessizce kaybeder. Kaybettiği başka her şeyi fark eder kendini kaybettiğini anlayamaz. /
    _Bulutların hızlı uçuşları, ışık ve karanlığın birbirini kovalaması beni öylesine sarhoş eder ki uyanık olduğum halde düş görürüm.
    _Her aptal, mutlaka, kendisine hayran olacak başka aptallar bulur.
    _Tecrübe sahibi insanlar bir ilkeden yola çıkmayı çok akıllıca bulurlar. Ben de onların gönlü olsun diye, ?bütün _insanlar sıkıcıdır' ilkesiyle başlıyorum. Bu konuda bana karşı çıkacak kadar sıkıcı biri yoktur heralde.
    _Bütün düşüncenin en yüksek çelişkisi, düşüncenin, düşünemeyeceği bir şey bulma çabasıdır.
    _En çok yaşamış olan uzun yıllar yaşamış olan değil, yaşamının anlamını en fazla anlamış olan insandır.
    _Soren, hakikatin öznellikte olduğunu savundu ve asla hegelinki gibi nesnellikte değildi.
    _İdeaların dinlenmeye ihtiyacı varsa, aralarında çekiştikleri, varoluşlarını ruhun derinliklerinde, yüzeydeki küçük baloncuklar olarak gösterdikleri, asla çiçek açmadıkları ve birer goncayken harcandıkları, varoluş için başlarını hafifçe kaldırdıklarında doğar doğmaz düyevi kaygılardan boğulan ve anne karnına geri dönen çocuk gibi kahırdan öldükleri zaman dinlenemez de ne zaman dinlenir?
    _Günah, tanrı önünde kendi olmanın istenmediği umutsuzluktur.
    _Kısskançlık gizli hayranlıktır. Mutsuzluğun olanaksızlığını hisseden hayran kıskanmayı seçer.
    _Ölüm deliksiz bir uyku yada diğer insanlarla toplanacağımız bir yerse bundan daha büyük bir iyilik olur mu_

    _Sokrates_Beni dinleyenler başkalarının bilgisizliğini ortaya çıkardığım için bilgili sandılar hep. Hegel :Böylece Sokrat tanıştığı kişilere hiçbir şey bilmediklerini bilmeyi öğretti, üstelik de hiçbir şey bilmediğini, bu nedenle hiçbir şey öğretemeyeceğini söylüyordu. Sokrat ne zaman istese onlardan kurtulmaktadır. Kurtulmuyorsa bu yalnızca kurtulmak istemediği içindir. Eğer sofistler bir şeye cevap verirlerse o her şeyi sorabilirdi. Her şeyi bilirlerse o hiçbir şey bilmezdi. Durmadan konuşurlarsa o hiç konuşmazdı. Sofistlerin ukalalığı karşısında Sokrat alçakgönüllüydü. Sofistler lüks içinde yaşıyorsa Sokrat sadelik içinde yaşardı. Sofistler yemeğin onur konuğuysa, Sokrat masanın bir ucunda oturmakla yetinirdi. Sofistler bir şey olmak istiyorsa Sokrat hiçbir şey olmazdı. Bunların hepsi sokratın ahlaki özellikleriydi. Sofistler ve Sokrates zıtlıktan iler igelen uyum içinde olduklarından ve birbirleri için yaratılmış olduklarından bahseder.