1000Kitap Logosu

Zaman .Doldu

Faruk
bir alıntı ekledi.
Bir gün —ah o ne gündü!— Aşk kendi ayı olan mayısta, Hoş kadınsı bir havada Güzeller güzeli bir gonca gördü. Rüzgar kendini göstermeden, Kadife yapraklar arasından bir geçit buldu; Ölesiye seven aşığın yüreği Cennetin nefesiyle doldu. “Ey hava” dedi o, “şişir yanaklarını rüzgarla; İçime dolsun aşk nefesin, Belki o zaman hayat bulabilirim! Yeminimle elim kolum bağlı ne yazık ki, Asla dikeninden ayırıp koparamam seni. Böyle bir yemin hiç yakışmaz gençliğe, Gençlik için uygun olan sarılmaktır güzele.
2
Hülya Dumanoğlu
Şeker Portakalı'ı inceledi.
200 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
#Kasımyorum2021 #Jose Mauro De Vasconcelos #Şeker Portakalı(200 sayfa) Bu kitabı okumayan bir ben kalmıştım,zamanı geldi deyip basladım.Cok akıcıymıs,aynı gün bitti. Beş yasındaki Zeze nin yaşamına göz atıp,bir cocugun sevgi eksikliği yüzünden neler yapabileceğine ve bir ağaçta bir yabancı da buldugu sevgiyi anlatıyor kitap. Zaman zaman gözlerim doldu okurken.Özellikle anne babalar okumalı bu kitabı bence Geceye huzurla
Şeker Portakalı
Okuyacaklarıma Ekle
2
sonbahar
Altın rengi gözleri yanan bir semaverdi Ilık bir çay kokusu akardı saçlarından. Yanmanın lezzetini onda hissettiğim bir an Ve yazın sevgisini bana önce o verdi. Yaz gibi iri olgun meyveleri severdi, Bir çocuk gibi şendi ve gülerdi her zaman Bir mevsim gözlerinden içime doldu cihan Ve güzel yaz günleri ne çabuk geçiverdi. Artık donuk bir cam var mavi gökler yerinde. Güneşi benden çalan o sıcak bakışlardır, Ve yazı o götürdü mutlak beraberinde. En güzel rüyaların bile bir sonu vardır: Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız. Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır. Yaşar Nabi Nayır
5
Yorulmak
Yorulmak Bugün biraz iç dökmeye geldim bino. Biraz sınırını aşabilirim gerçi. Başlayınca durmak zor oluyor. Çokça iç dökmeye geldim o zaman. Bilmiyorum nerden başlasam, nereye götürsem. son zamanlarda çok yorgundum zaten. Hayatıma aldığım insanlar beni çok yordu. Yalan, çıkarcılık, bencillik, kindarlık, karşındakini aptal yerine koymak... hepsini gördüm. Fazlasını da. Söyleceklerimin çoğunu içimde tuttum. Uzatmamak ve yıpranmamak için dikkatli davrandım. Benim bu tavırlarım karşımdaki insanların daha çok üstüme gelmesine sebep oldu hep. İnsanlara pençelerini göstermezsen seni savunmasız sanıyorlar işte. Sonra düşündüm, bunca zaman ne kadar şey yutmuşum diye. Şimdi bazen o sözler paçalarıma yapışmış gibi geliyor. Beni bırakmıyorlar. Önüme bakmaya çalışıyorum ama geçmişe takılıyorum. Geçmişin hayal kırıklıkları ve üzüntülerini unutamıyorum. Mutluluğumu bile buruk kılıyorlar. İşte bu beni çok yoruyor. Gün geliyor birlikte büyüdüğün arkadaşın en büyük vefasızlığı ediyor, gün geliyor içini döktüğün arkadaşlarım dediğin insanlar mutsuzluğuna oh olsun diyecek kıvama geliyor, gün geliyor canından çok sevdiğin insan senin canının kıymeti yokmuş gibi kalbini kırıyor. Bazı şeyleri gerçekten aşamıyorum. Sürekli çalışıyorum.. Şu gerizekalı bilgisayarı alıp fırlatasım geliyor bazen. Ekrana bakmaktan gözlerim çürüdü. Hep yapılacak iş var. Sürekli bir mesaj ve hatırlatma. Şunu yaptın mı, bu oldu mu, bu ne durumda, bunu nasıl yapacağız... en son ne zaman rahatça oturup yapılacak işleri düşünmeden dinlendiğimi hatırlamıyorum. Her şeyden çok yoruldum. Yorulmak, vücudun üretecek fazladan atp’si kalmaması olayıdır. Panzehiri uykudur. Yoruldum bino, inanılmaz yoruldum. Ağlayamamaktan yoruldum, avaz avaz susmaktan yoruldum, bağırıyorum, sesimi duyan yok, bundan yoruldum, gülmekten yoruldum, siktir boktan halimi gülmek maskesi ile kapattığım için yoruldum, mutlu görünüyor olmaktan yoruldum, herkese yetişip kendimi kaçırmaktan yoruldum, kendime yaslanıp dik durmaktan yoruldum. İşin garibi beni yoran insanları da ben aldım hayatıma, varsın iyi olsunlar, yeter. Akıntıya karşı yüzmekten yoruldum, kendimi akıntıya bırakmak istemiyorum. Akıntının sonu alüvyon doldu. Saçlarım beyazladı. Bahtım karardı. Olumlu olan tek şey ise hala kulaç atıyor olmam... Neşet Ertaş'ın; “bana öldü demeyin, yorulup gitti deyin.” dediği, şey değil mi? Kimin ruhu ağırsa onun yorgunluğu en çoktur. Sonsuz varlığının hafifliğine rağmen. Neşemin dahi bana yetmediğini fark ettim. Yaşım henüz genç. Beynimin içi hep çalı sesi; kaburgalarımın içi de pili bitmiş bir radyo kutusu. Adım atacak, yemek yiyecek, birisine bir şey anlatacak kuvvetim yok. İnsan, yorulmaktan ibaret galiba. A. Karaçay
1
4
Havva
bir alıntı ekledi.
"Ah! Ne hayattır bu! Şehrin gürültüsü ne berbat şey! Özlediğim cennete ne zaman kavuşacağım? Ne zaman doğduğum kırlara, ormanlara kavuşacağım? Bir ağacın altında otlar üstünde yatıp, yaprakların arasından güneşe bakmak, dallara konan kuşları saymak isteği içine doldu. Pembe yanaklı, güneşten yanmış boyunlu, çıplak dolgun kollu bir hizmetçi kız yemeğini getiriyor, çapkın gözlerini utangaç utangaç önüne dikerek gülümsüyordu... Ah, bütün bunlara ne zaman kavuşacaktı?"
4