• Kimse, durumun farklı olduğu zamanlarla ilgili hiçbir şey bilmiyordu. Kimse farklı durumların olabileceği bir yer olduğunu bile bilmiyordu. Biz şimdiki zamana tutsak edilmiştik.
  • İlle savaşmanız gerekiyorsa, düşüncelerinizle savaşın. O zaman; ne ölüm, ne kan ve ne de barut kokusu olur.
  • 216 syf.
    ·8 günde·10/10
    Yazacaklarımı okumasanız da olur. O kadar güzel yaşanmışlıklar ortaya döküldü ki benim şimdi burada yazacaklarım onların yanında ne derece hissiyatımı yansıtır bilemiyorum. Lakin yine de bir şeyler karalamak istedim. Evet, bir öğretmen değilim (aslında öğretmenim) -parantez içi bir kenarda dursun… anlatacaklarım, o yöne doğru aksın istemiyorum- bu sebeple kitaba, bir öğretmen gözü nazarıyla yaklaşamayacağım yahut okurken onların gözyaşlarının neden bende yer etmediğine dair açıklamalar da yapmayacağım. Sadece yazacağım… Yine de bu yazıyı okumaya devam etmek istiyorsanız buyurun…

    Okur, kitapları da dostlarını seçer gibi seçmelidir. (Bu başlangıç, yazı özelinde oldukça mantıklı bir gaye olabilir yani okurun kitap seçimine ya da dostunu belirlemesine veya fikir edinmesine yardımcı olacak bir gaye/gaye temennisi.) Her okurun, kitaptan beklentisi pekâlâ farklı olabilir. Bu beklentiler, edebi lezzetten tutunda atmosferin yoğunluğuna yahut kitabın açıklılığına kadar çeşitlilik doğurabilir. Yazarlarımız ise bu çeşitlilikleri kendilerine; az-az, az-çok ya da çok-çok edinerek bir üslup edinirler ve bir zaman sonra okur, bir alıntı gördüğünde veya bir paragrafa tesadüf ettiğinde der ki; İşte bu yazım filanca yazarındır imkânı yok başkası olamaz. Okur nezdinde, üslubun varlığını hissettirdiği dışa vurumlardır bunlar. Sonrasında okur, okuya okuya kendine yakın üslupları arar olur ya da üslup seçiciliği hastalığına tutulur mu demeli emin değilim. Kimisi postmodern yazımları okuyamaz, kimisi ise halk edebiyatı yazımlarını sıkıcı bulur. Birde şiir dünyası vardır ki orası apayrı bir dünya, bilhassa en doğru kelimeleri seçecek ve oldukça kısa vaziyetiyle birleştirecek ama aksi istikamette bütünüyle geniş anlamlar doğmasını sağlayacaksın. Hiçte kolay bir iş gibi gözükmüyor.

    Sanırım konuya dönmem için şu açıklama ile yazıya devam etmem gerekiyor; Yukarıda roman ve şiir ile alakalı bir takım bilgilendirmelerde bulundum kendi zihnimdeki halleriyle… Birisi çıkar, hayır filanca verdiğin bilgi doğru değildir aslı şöyledir derse şaşırmam ona kızmam da doğruyu belirttiği için teşekkür bile ederim ama anlatmak istediğim farklı bir husus. Farklı bir yazarı farklı bir anlatı ile tanıtmak istedim belki de...

    Ferit Edgü.

    Muzaffer abimiz bakın ne demiş yazar özelinde; “Kelimeleri seçen, işleyen, onlarla oynayarak yerlerini belirleyip cümle ile istediği anlamı veren, kelime ustası kişidir yazar.”

    Kelimeler seçilmiş, işlenmiş, onlarla oynanıp bir cümle ile meram okura nakşedilmiş usta kişisi tarafından. Hem şiir hem de roman(gibi gibi az biraz şiir, biraz az roman). Akıcılığa anlam derinliğine, az sayıda kelime ile yoğun hislere boğmasıyla bir bakıma şiir, atmosferin yoğunluğu, anlatımın ve betimlemelerin detayları ile de bir roman. Yeni bir tür mü acep? Adı konmuş mu ki ola? Benim rast gelmediğim bir tür böylesine başka bir yazım varsa yazın lütfen. Yazarı anlatmayı burada bırakayım yoksa ucu nerelere varacak kestiremiyorum da işin içinden çıkamam diye korkuyorum…

    Kitaba yazarın Hakkâri’ye seslenişi ile başlıyoruz... esasen geçmişe özlemi de denebilir. Bir denizcinin, bir dağ başına kaza sonucu savrulması ise bir nevi metafor gibi algılanmalı şeklinde düşünüyorum. Denizlerin özgürlüğü, tepelerin, yükseklerin inişe de çıkışa da izin vermeyen karlı kışlı engelleriyle de bir anlamda tutsaklığı ifade ettiğini düşünebiliriz.

    Bu tutsaklıkta neler oldu onlara tanık oluyoruz, okurun okuma aksiyonunda, anlatımın çeşitliliği ve tatlılığı ise itici bir kuvvet görevinde. Kötü şeyler oluyor ya da kötü şeylerin olmasına engel bir şeyler yapılmıyor, elden gelen de bir şey yok. Karamsar bir hava, öğretmen ha kaçtı ha kaçacak ya da kendine bir şey yapacak beklentisi ile okuduğunuz bir kitabın keyfini doruklarda yaşıyorsunuz! Sebebi ise bütünüyle yazarın başarısı mı? Kötü hatta çok kötü olayları okuyarak keyif alınması! Sizce de garip değil mi? Hayır hayır bu yazımda yazar gibi sorular sorarak ona öykünmeye çalışmayacağım ya da şiirimsi öykümsü bir inceleme yazarak da bunu yapmayacağım yalnızca bırakacağım ve bu yazım türü ona özel kalacak…

    İşte böyle bir yazım ve yazar sizi bekliyor onu dost edinecek misiniz size kalmış, benden bu kadar.
  • ÖZGÜR EŞ YAŞAM IV

    Özgür eş yaşam pratiğini geliştirirken, kadın ve erkek cephesinde dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır. Özgür yaşam şansı olan veya bu şansı elde etmek isteyen kadının öncelikle yapması gerekenleri şöyle belirleyebiliriz:

    a- Kadın erkekle girişeceği cinsiyetlik paylaşımının salt bir biyolojik tatmin olmadığını, kaplan kafesinde kaplanla yatmaya eş bir güç ve iktidar pençesiyle yüz yüze kalacağını peşinen bilmelidir. Özellikle kafesteki kaplanın açlık ve esaret hali, erkeğin pençelerini daha ölümcül kullanmasına yol açabilir. Kadın klasik evlilik ilişkisiyle kafese girdikten sonra kolay sağ çıkamayacağını, bunun karşılığını ya canıyla ödeyeceğini ya da tamamen teslim olmuş dişi bir kaplana dönüşeceğini iyi bilmelidir. Dişi kaplan erkekleşmiş kadını temsil eder, iğrenç ve çirkindir. Hegemonik erkek ve ona tamamen teslim olmuş erkeksi kadın arasındaki cinsellik, bu iğrençlik ve çirkinliğin gerçekleşmesinde başat rol oynar. Erkekler kadın bakireliğini ‘bozma’ gününü gururla yaşarken, bunun altındaki neden güdü tatmini (biyolojik olgu) değil, bu ilişkinin iktidar köle ilişkisinin oluşmasındaki payıdır. Bozmak, kadını sınırsız köleliğe mahkum etmenin başlangıcıdır. İktidar efendi duygusuna yol açar ki, bu da erkekliğinin kanıtlanması anlamına gelir. Daha sonra bu yöntem genç erkeklere de uygulanır. Kölelik kurumu her iki cinse de uygulandı. Kadının erkek kadar cinsel ilişki peşinde koşmaması kölelik kurumuyla bağlantılıdır. Kapitalist modernitenin sınırsız çoğalttığı cinsellik eylemi, insanlık türüne dayatılan en kapsamlı kölelik aracıdır; sınırsız iktidar ve sömürü imkanına yol açar. Çoğu dinlerin bu ilişkiye kuşkuyla yaklaşması anlamlı olup, onun düşüş, çirkinlik ve hakikat dışılığa yol açmasıyla bağlantılıdır.

    b- Kadın, eş evlilik durumunda olmadan, erkek egemen toplumun her alanında karşısındaki erkeğin her an avının üzerine atlamak durumunda olan bir panter psikolojisiyle hareket edeceğini bilerek kendi hareket tarzını geliştirmelidir. Erkek panter fırsat bulduğunda, yani önünde aşabileceği bir toplumsal engel çıktığında mutlaka kadına bir pençe atacaktır. İktidarcı erkek bu anda hiçbir ahlaki ve vicdani gerekçe tanımadan kadını avlamak isteyecektir. Ne dini örtünme ne de hukuk bunun önünde engeldir. Kadın bu durumu bilerek toplumsal alana çıkmalı, daha doğrusu garantili bir öz savunma olmadan tekin olmayan toplumsal sahalara inmemelidir.

    c- Kapitalist modernitenin temel hedefinin özellikle gerek para ve iktidarın gücünü ifade eden sert yöntemlerle, gerekse başta edebiyat olmak üzere sanatın gücünü yansıtan yumuşak yöntemlerle kadını modern köle haline getirmekle yüklü olduğunu iyi bilmelidir. Kadın karşısında modernite gerek para ve iktidar yöntemleriyle gerekse bol aşk vaatleriyle eski toplum erkeğinin katbekat üstünde bir saldırı gücü konumundadır. Para ve aşkın korkunç erkek egemen gücüne karşı kadının özgür yaşam arayışı boş bir hayalden öteye anlam taşımaz. Tüm dürüstlüğü ve güzel hareketleriyle ne kadar yaklaşım gösterip özgür eş yaşam peşinde koşarsa koşsun, kadın geçerli modernite erkeği karşısında hüsrana uğramaktan kurtulamaz. Yani her yol, modern kadın köleliğine götürecektir.

    d- Eğer kadın tüm bu erkek egemen topluma rağmen özgür kalmakta ısrarlıysa, o zaman ya büyük bir yalnız yaşama ya da her anı sosyalist mücadeleyle dolu geçen bir militanlığın zorluklarına katlanmak durumundadır. Yalnızlıkmarjinal durumlar için geçerlidir. Sosyalist yaşam ise, eski tanrıça kültürüyle eş bir tanrıça yaşamını gerektirir. Tanrıçaların bir özelliğinin insan erkeğiyle evlenmemek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Erkek tanrılaştığında ise, kadın tanrıçadan pek eser kalmadığını tarihten bilmekteyiz. Geriye melek kadın olmak kalıyor. Fakat melek kadın biraz da cinsiyet gücünü kaybetmiş güçsüz kadını temsil ediyor. Böylesi bir kadının toplumdaki rolü elçilik olmaktan öteye gitmez. Mitolojideki İnanna-Afrodit figürü daha farklı bir kadındır.

    Güzelliğini, cinsiyet cazibesini ve fiziki gücünü henüz yitirmemiş kadın imgesini temsil eder. Aşk Tanrıçası olarak İnanna-Afrodit kadınının eş yaşam arayacağı unsur, özgür eş yaşamı paylaşacağı unsurdur. Böylesi bir unsurun çoğunlukla sadece yarı tanrı, yarı insan bir Prometheus erkeği olabileceği iyi anlaşılmalıdır. Tarihte ve günümüzde bu unsur veya çoğunlukla erkek de sadece bir figür olarak tasarlanabilir. Somutlaşması olağanüstü bir savaşçılıkla mümkündür. Kapitalist modernitenin korkunç güçleriyle donanmış maskesiz tanrılarını yenmeden kendini gerçekleştiremez. İmkansız olmayan ama zor bir somutlaşmadır bu. Sosyalist olmak, biraz da İnanna-Afrodit ve Prometheus imgesini somutlaştırmakla mümkündür.

    Özgür eş yaşamın peşinde koşan bir erkeğin öncelikle yapması gerekenler şöyle özetlenebilir:

    a- Bu erkek karşısına çıkarılan kadının beş bin yıllık uygarlık ve onun beş yüz yıllık kapitalist hegemonyası altında her tür kölelik şartlanmasına uğratılmış kadın olduğunu bilmelidir. Bu kadının tek çaresi kaplansı erkeğe karşı kaplansı dişi olmaktır. Bütün yaşam stratejisi ve taktikleri anlık olarak bu temelde inşa edilmiştir. Tersinden okursak, onun da kendine göre eş erkeği içerisine düşürmek istediği bir kafesi vardır. Eğer erkek özgür eş yaşam peşindeyse, böylesi kadın stratejisi ve taktiklerinden kurtulması en az köle kadınınki kadar zordur. Bu kadının karşı kölelik olarak dayattığı strateji ve taktiklerden kurtulmak özgür eş yaşam peşindeki sosyalist erkek için öncelikli bir savaş alanı olup, burada kazanmadan sosyalist toplum mücadelesine adım bile atamaz.

    b- Eş evlilik durumundaki erkek en az kadın kadar bir kölelik kurumunun etkilerine maruz kaldığını bilmelidir. Kurumun olumsuz etkilerini aşmak için bu erkeğin ev mekanında sürekli sosyalist yaşam peşinde koşması gerekir. Köle kadınla kölece yaşanır, yanlış yaşanır. Özelleşmiş genelev kültürünü aşmak, özgür eş yaşam kültürünü edinme başarısını göstermeyi gerektirir.

    c- Kapitalist modernitenin baştan çıkarıcı cinsiyetçi kültürüne karşı nefs savaşını sürekli ve başarıyla vermek gerekir. Erkeği teslim almak için geliştirilen strateji ve taktikler en az kadın tutsaklığı kadar bitiricidir. Unutmamak gerekir ki, kapitalist modernitede erkek bir yandan sadece biyolojik olarak abartılmış bir erkekliğe dönüştürülmüş iken, öte yandan tüm toplumsal kültürüyle kadınsılaştırılmıştır. Aşırı cinsiyetçi biyolojik erkek bir yandan kaplanlaştırılırken, diğer yandan kadınsı (kölemsi kadın) kültürlü bir kediye dönüştürülür. Modernitenin dayattığı bu erkeklik yıkılmadan sosyalist olunamaz, sosyalist toplum mücadelesi verilemez.

    d- Tüm bu olumsuz etmenlere karşı özgür eş yaşam için en az özgür kadın kadar özgür erkek mücadelesi gerekir. Özgür erkeklik tersinden erkek egemen toplumun köleleştirdiği erkek kişiliğini aşmakla mümkündür. Toplumsal gerçekliğimizde halen geçerli olan ariflik mertebelerini kazanmak gerekir. “Erkek doğulmaz, erkek olunur” kadar, uygarlık erkeği olarak doğulur ama özgür erkek de olunur. Prometheus erkeklik imgesi çağımızda ancak demokratik modernitenin bilimi, felsefesi ve sanatıyla somutlaştırılabilir. Mitoloji, din, felsefe, bilim ve sanatın yaşam için olduğu ve başta gelen rolünün özgür eşleşmeyi gerçekleştirmek, inşa etmek olduğu önemle kavranmalı, ahlakileştirilmeli ve estetikleştirilmelidir.

    Mevcut çağdaş evlilikler hiyerarşik hanedanlık kültürünün (bu yaklaşık yedi bin yıllık bir kültürdür) devamı olup, devletçi toplumun temel değerlerinin üretildiği alan olarak, tecavüzün norm, namus tarzında kadın ve erkek kişiliğine azami içerilmesiyle yüklüdür Aşkın gerçekleşmeyişi, yaygın boşanmalar ve ailenin çözülüşü, kişiliklere yüklenen iktidar ve sömürü amaçlı tecavüz kültürünün sonucu olarak anlaşılmalıdır. Özgür ve sosyalist toplum ancak tecavüz kültürüne karşı anbean felsefe, bilim, etik ve estetikle yüklenen kişiliklerce gerçekleştirilebilir. Bu temelde gerçekleştirilecek özgür eş yaşamların birey ve toplum için sürekli güzellik, doğruluk ve iyilik üreteceği açıktır. Kapitalist modernitenin yıktığı mucizevi, büyüleyici yaşamı ancak özgür eş yaşamla, onun sosyalist kişiliği ve toplumsal mücadelesiyle kazanıp paylaşabiliriz. Bunun için çocukluktan itibaren özellikle kız çocuklarını demokratik modernite zihniyeti ve kurumlarıyla eğitmek, demokratik sosyalist toplumsal mücadeleyle pratikleşmek yaşam tarzımız olarak benimsenmeli, özgeleştirilmeli ve kazanılmalıdır.
  • "nedense aklına bu kuyuyu ilk bulduğu günkü sevinci geliyordu.bu sevincin intikamı gibiydi şimdiki tutsaklığı.ya da her sevinç bir zaman sonra insandan öcünü alıyordu "