• Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında ‘kendini bulmaktır’.
  • Hikâye meşhurdur: Zamanın birinde su, ateş ve ahlâk dostluk kurmuşlar. Bir gün ormanda dolaşmaya çıkmışlar fakat bir müddet sonra içlerine bir korkudur düşmüş. Orman çok büyük ve çok karmaşıkmış. Her türlü ihtimale karşı birbirlerini kaybederlerse, nasıl bulacaklarını düşünmeye başlamışlar.
    Ateş ve ahlâk, suya sormuş:
    "Kaybolursan seni nasıl bulacağız?"
    Su cevaplamış:
    "Nerede bir şırıltı duyarsanız ben oradayım." demiş.
    Sıra ateşe gelmiş.
    Su:
    "Seni yitirirsek ne yapalım?" diye sormuş.
    Ateş:
    "Duman gördüğünüz yerde ben varım." cevabını vermiş.
    Sıra ahlâka gelince cevabı şu olmuş:
    "Beni asla kaybetmeyin; eğer kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız!"
  • Sevmek; güzel birinde aşkı aranmak değil.
    O kişide, bilmedigin bir zamanın beklenmedik bir anında, 'kendini bulmaktır' diyordu şair.
  • Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil.
    O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, "kendini bulmaktır" diyordu şair.
  • "Sevmek;
    Güzel birinde aşkı aramak değil,
    O kişide ,bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında ,kendini bulmaktir ."
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • 224 syf.
    Kemal Sayar'ın "Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez" kitabını okuduktan sonra başka kitaplarına geçmek istememiştim. Bu kitabı okumak da aklımda hiç yoktu, birkaç kez karşıma çıktı en son başka bir kitabı araştırırken tekrar "oku lan artık beni" dercesine karşımdaydı "aga sakin, tamam" dedim ve indirip okudum. :D

    Kundera'nin Yavaşlık kitabını okuyorum bu ara, buna da M. Serdar Kuzuloğlu'nun "zihnimin kıvrımları" isimli videolarının birinde bir alıntı paylaşmıştı:
    "Düşünmek yavaşlatır." diye oradan geldim :)
    birebir aynı alıntıyı bulamadım henüz.
    En yakın alıntı şu:

    "Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır."

    Yav bu kız ne anlatıyor demeden devam edeyim. :D
    Sayar da kitabının bir yerinde Yavaşlık kitabına atıf yapıyor. :D (müptelasıyım böyle olayların)

    O da şu:

    “Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde” diye yazmıştı
    Kundera, Yavaşlık adlı romanında, “kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.”
    ...
    Kitap dört bölümden oluşmaktadır bunlar:
    1. Bölüm Yaşamak Güzeldir
    2. Bölüm Modern Mutsuzluk
    3. Bölüm Modern Zamanlarda Aile
    4. Bölüm Benliğin ve Toplumun Krizi

    Yaşamak Güzel Midir?
    Her insana göre cevabı değişecek olan soru. Kimi şu bu olsa daha güzel olabilir, kimileri yaşıyoruz işte bu da bir şey diyor. Bana göre her şeye rağmen yaşamak güzel. Bütün kayıplarına, terk edilişlere, hayal kırıklıklarına, incinmişliklere rağmen.. Bunları okuyunca hakikaten güzel tarafı yokmuş gibi görünüyor. Var var..
    Mesela sabah erken vakitte uyanınca kuş sesleri duymak, onlara eşlik eden köpek, kedi,horoz seslerinin muazzam orkestrası ile günü selamlamak!
    Yaşamın güzel olması için güzel bakmak gerek, durup etrafına bakmak "içine çektiğinin gökyüzü" olduğunu bilmek. Yavaşla Dostum!

    Ne ulan bu modern mutsuzluk?
    Her şeye yetişmeye çalışırken hayata yetişememek. Ne diyor ya bu?
    Günlük hayatımızda rollerimiz o kadar kalabalık ki her rolün kendine ait bir sorumluluk yükü var üzerimizde ve yetişemiyoruz. Yarım kalıyor çoğusu, yetişenlere selam olsun ama. :) Bu fazla yük insanın kaygısını ve stresini artırmakta ve bu da dolayısıyla fizyolojik ve psikolojik olarak bizdeki yansımalarını göstermektedir. Örneğin, sürekli yorgunluk hâli, yetersizlik duygusu hayatımızı mahvediyor.
    Diğer bir husus da kendimizi anlatamıyoruz, yaşadıklarımız hep içimizde birikiyor. Etrafımızdaki insanlara güvenemiyoruz acabalar ile savaşıyoruz. Halbuki her insan güveni hak eder, istersek bin kez kazık yiyelim. Yine de güvenelim.. Bizi para, mal mülk mutlu etmiyor. Kurduğumuz sosyal ilişkiler, bağlanmalar sayesinde mutlu oluyoruz. "Kalpten kalbe yol vardır" bu yolda giderken arabaya binmek yerine yürüyün. Ve son olarak - bu bölümle ilgili- yaşanılana ve yaşanılacak olana razı olmak. Anahtar kelime bu "razı olmak". Başımıza ne gelirse gelsin daha kötüsünün olabileceğini bilmek ve daha kötüsü olmadığı için şükretmek.

    Ailenin modern hâli?
    Bizi şekillendiren özelliklerimiz erken çocukluk dönemine denk gelmektedir. Aile ile bağ kurma veya kuramama daha sonraki dönemlerimizi etkiler.
    Özellikle kritik dönem olarak adlandırılan zamanlar kaçırılırsa bunun bir telafisi ne yazık ki olamıyor. Günümüzde çocuklarımız bakıcılar tarafından büyütülmekte ve çocuk ihtiyacı olan anne baba sevgisini tamamlayamamakta. Bir diğer faktör anneliğin değersizleştirimesi sorunu. Rousseau'nun Emile kitabında "Herkesin asıl görevine dönmesini istiyorsanız, işe annelerden başlayın." der, demek ki değişim aileden ve özellikle annelerden başlayacak.
    "Anne babaların çok uzaklarda ve hep meşgul olduğu evlerin yalnız çocukları, duygularını yerli yerince düzenlemeyi öğrenemeden büyüyor. Modern hayat bize ilişkinin değil işin öncelikli olduğunu telkin ediyor."

    Kitapta şöyle bir başlık geçiyor 'Yeni bir spor dalı: Anne babalık'
    Çocuğunu geleceğe hazırlarken şimdiden mahrum eden spor dalı.
    Küçücük yaşlardan itibaren her gün bir başka kurstan diğerine koşarken çocuk olmaya, çocuğun yere düşüp ağlamasına bile vakit kalmıyor. Bırakın da kendi yolunu biraz da kendi bulsun gölge etmeyin. E yuuh ama ya!
    Çocuğun ruhuna seslenin onunla yapacağınız 10 dakikalık bir konuşma bile hayatını olumlu etkileyebilir, bu sıkışıklıktan vazgeçin be.

    Benliğin ve Toplumun Krizi
    Bana göre tek bir alıntı ile anlatmak kâfi.

    "Modern dünyada başarının her şeyi meşrulaştıran bir işlevi var. Kişi eğer başarı merdivenlerini tırmanmışsa, oraya hangi yöntemleri kullanarak ulaştığı sorgulanmıyor. Başarının, bireye kendisini diğer insanlardan üstün görme hakkını verdiği kabul ediliyor. Benlikleri kutsamanın en önemli vasıtalarından birisi başarı. Ama neyi başarmak? İyi bir bilim adamı olmanın, hayırseverliğin veya dürüst bir yurttaş olarak kalmanın günümüz toplumunda şöhret, para ve iktidara tahvil edilebilir bir tarafı yok. Başarı, günümüz Türkiyesi’nde şöhret, para ve iktidarın kapılarını açabildiği sürece anlamlı."

    Bitti..
  • Bazen onun günün birinde yavaşlayıp yavaşlamayacağını düşünüyor,girdiği yolun koşullarını fark edemeyecek kadar hızlı yaşayıp yaşamadığını aklından geçiriyor.Ne de olsa,zamanın kavşağından bir kere döndün mü,önceki gün bile insana yabancı gelir.