• Antolojinin hazırlıklarına ilk başladığımda bu kadar çok yazar ve eserle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Çoğu insanın kafasındaki yanılgılardan bazıları bende de vardı. Ancak listeyi hazırlarken son ana kadar adını daha önce bilmediğim pek çok yazarla karşılaştım. İleride bu antolojiyi sözlük olarak daha gelişmiş ve detaylı bir şekilde yazmayı da düşünüyorum. Bu çalışmayı da, “Türkler bilimkurgu yazamaz,” diyenlere ithaf ediyorum.

    Listeye basılı ya da elektronik dergilerde çıkan, çeşitli elektronik ortamlarda yayımlanan yazarları dâhil etmedim. Ele aldığım kriter en az 1 basılı yapıtının olmasıydı. Yazarların bütün eserlerini listeye almadım, sadece külliyatları içindeki bilimkurgu yapıtlarını değerlendirdim. Öyküleri seçki içinde yayımlanan yazarlar için * işaretini kullandım.

    Bütün dikkatime ve çabalarıma rağmen elbette bu antolojinin eksiksiz bir sunuma sahip olduğunu düşünmüyorum. Gözden kaçan yazar ve eserleri yorumlarda belirterek siz de bu seçkiye katkı sağlayabilirsiniz.

    Abdülkadir Doğanay
    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Adam Şenel
    Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı (1968)

    Ozmos Kronos (1993)

    Afşin Kum
    Sıcak Kafa (2016)

    Ahmet Avcı
    Mars’a Yolculuk (2018)

    Ahmet Doğru
    Işığın Oğulları (2015)

    Reptilian (2017)

    Ahmet Tural
    Uzay Çocukları(1980)

    Akın Başal
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Poyraz’ın Gelecek Öyküleri Serisi (2018)

    Alev Alatlı
    Schrödinger’in Kedisi (Kâbus) (2011)

    Ali Demirel
    Ya da (2001)

    Zamanın Kaçak Yolcuları (2002)

    Acun 2 (1996)

    Ali Nar
    Uzay Çiftçileri (2002)

    Arzu Eylem
    Çok Çağı (2018)

    Aşkın Güngör
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)

    Gohor Serisi: Cam Kent (2003)

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Kurtlar Yolu (2011)

    Mesih’in Klonu (2012)

    Gohor: Kıyametten Sonra (2009, Gohor serisi tek cilt)

    Atilla İlhan
    Yengecin Kıskacı (2002, yalnızca Dr. Cemile Ceyda adlı öyküsüyle)

    Aydoğan Yazıcı
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Ayhan Yıldırım
    C-4000 Ufkun Ötesi (2013)

    Aysun Bitir
    Excido (2011)

    Ayşe Acar
    Yüzyıl: Bay Binet (2017)

    Yüzyıl 2: Yeşil Adam (2018)

    Ayşegül Engin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003, Robot ile Söyleşi)

    Badahan Canatan
    Adsız İnsanlık (2009)

    Bahadır İçel
    Benim Adım Z (2015)

    Bahar Korçan
    Gelecek Öyküler(2003)

    Barış Müstecaplıoğlu
    Osmanlı Cadısı: Bir İstanbul Bilimkurgusu (2016)

    Beyazıt H. Akman
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Burak Eldem
    Seni Tılsımlar Korur (2004)

    Fraternis: Kayıp Kitaplar (2006)

    Günbatımı Fandango (2007)

    2012 Mardukla Randevu (2008)

    Kozmik Okyanus (2011)

    Burak Özdemir
    Yıl 2binyüz2 (2002)

    Burhan Can Ahıpaşaoğlu
    C-4000: Ufkun Ötesi (2013)

    Bülent Kayran
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Bülent Özden
    Sonsuz Gençlik Tröstü (2007)

    Kozmik Tayyare (2012)

    Bülent Tanyolaç
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Coşkun Hepyonar
    Geçmiş Olsun (e-kitap)

    Herşeyi Bilen Adam (e-kitap)

    Gümüş Kemikler(e-kitap)

    Sinek İkilisi (2018)*

    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Gültekin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Uçman
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Çağdaş Bozkurt
    Bağlantı (2017)

    Çağıl Yaman
    Güneş Makinesi (2015)

    Doğu Yücel
    Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları (2000)

    Güneş Hırsızları (2014)

    Dost Körpe
    Zaman Sona Ermeli (1993)

    Günah Yiyen (1997)

    Kıyı (1998, şiir)

    Nötralizör (2010)

    Efekan Efeoğlu
    Gerçeğe Alınan Yol (2014)

    Efsun Önder
    9 (2009)

    Ege Görgün
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Engin Eryıldız
    Temas (2010)

    Ölüm Adası (2012)

    Sabaha Karşı Öyküleri (e-kitap)

    Erdoğan Ekmekçi
    Londra İnekleri (2005)

    Eren Sezen
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Esin Kıroğlu
    Nessehira (2013)

    Esra Avgören
    İlya’nın Sırrı (2013)

    Ethem Kocabaş
    Bir (2014)

    Fatih Çatallar: Evrenin Kapısı (1997)

    Dönüşüm (1995)

    Fatih Emre Öztürk
    Mut (2012)

    Andromedan-Bumerang’ın Ölümü (2013)

    Funda Özlem Şeran
    Dünyalılar (2016)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    GÖZ ATIN Bilimkurgunun Kısa Tarihi
    Gamze İstanbulluoğlu
    Omartha (2015)

    Giovani Scognamillo
    Dünyamızın Gizli Sahipleri (2007)

    Gökcan Şahin
    Düşlerin İzinde Seçkisi (2015, yalnızca Metal Fareler Kenti öyküsüyle)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017, Karavanlar Çağı öyküsüyle)*

    Yeryüzü Müzesi (2018, A-T-G-C öyküsüyle)*

    Gurur Asi
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Cam Dünya (1998)

    Gülten Dayıoğlu
    Işın Çağı İnsanları (1984)

    Gürhan Öztürk
    Varoluş (2013)

    H. Mükremin Barut
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Hakan Alpin
    1001 Soruda Çizgi Roman (2002)

    1001 Soruda Bilimkurgu ve Fantastik (2005)

    Çizgi Roman Ansiklopedisi (2007)

    Hakan Yılmaz Çebi
    Kara Divan: Yeraltının Gizli Tarihi (2006)

    3.Dünya Savaşı (2013)

    Haldun Aydıngün
    2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Başkan Oyunu: 2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Dağın Ötesi (1996)

    Boğaziçi ve Ötesi (1999)

    Planımız Katliam (2001)

    Gelecekten Öyküler (2003)*

    Toso: Dağın Ötesi (2006)

    Koyun Paradoksu (2009)

    Halil Gökhan
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Halil İbrahim Balkaş
    Yıldızlar Işıyacak (2001,aynı eseri 2002’de bir de yayınevinden bağımsız olarak kendisi yayımlamıştır.)

    Halil Kocagöz
    Uzaya Kaçış (2012)

    Hüseyin Tuğrul Atasoy
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)

    İhsan Oktay Anar
    Puslu Kıtalar Atlası (1995)

    İlknur Uğur
    Yansıma (2012)

    Karanlık Fısıltı (2016, Yansıma romanının tekrar yayımı)

    İmren Mutlu
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003,Yosun Kokusu adlı öyküsüyle)*

    Gelecek Öyküler (2003)*

    İskender Fahrettin Sertelli
    Makineli Kafa (1928)

    Kaan Arslanoğlu
    Sessizlik Kuleleri 2084 (2007)

    Kadir Özden
    Bir Başlangıç (e-kitap)

    Kazım Çende
    Andromeda’ya Dönüş-Durkonlar (2011)

    Kudret Alkan
    2080 (2017)

    Lami Tiryaki
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Levent Caşka
    Astera Kaşifleri: İçdünya Destanı (2015),

    Astera Kaşifleri: Türlerin İttifakı (2017)

    Levent Şenyürek
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Çıldırtan Kitap (2007)

    İsa’yı Beklemek (2013)

    Levent Tuğrul
    Ay Koruyucuları (Vigilante Lunaris)

    1. Kitap: Somata Et Gezegeni (2017)

    M.H. Kan
    Umay (2017)

    M.İhsan Tatari
    Yitik Öyküler Kitabı (2011)

    Yitik Öyküler Kitabı 2: Bilekbüken (2012)

    M. Ömer Nayır
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Mazlum Akın
    Türk Çocuk Edebiyatında Bilimkurgu (2009)

    Mehmet Açar
    Siyah Hatıralar Denizi (2000, ikinci baskısı 2005, üçüncü baskı 2018)

    Mehmet Barış Albayrak
    Kırmızı Top (2018)

    Mehmet Emin Arı
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Mehmet Mutlu
    Uzay 3981 (1999)

    Mehmet Sağbaş
    Barbar Yeni Dünya (2018)

    Mehmet Zaman Saçlıoğlu
    Kader Yıldızı Pars (2017)

    Meltem Özkaya
    Yeni Dünya-Ametist (2016)

    Metin Atak
    Gezegenler Savaşıyor (1970)

    Arena (1971)

    Metin Güçlü
    Evrenin Türk Bekçileri (2007)

    Hedef Dünya (2017)

    Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi
    Rüyada Terakki ve Medeniyet-I İslamiyeyi Rüyet (2012)

    Morpheus
    Beyaz Kelebek: Kopya Hayatlar (2017)

    Murat Kaya Beşiroğlu
    Aşk Algoritması (2018)

    Anlam Satan Android – Dünyalılar (2016)*

    Onsekiz – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Ogox (2016)

    Murat Yılmaz
    Zenar’ın Geleceği (2012)

    Murathan Mungan
    Şairin Romanı (2011)

    Mustafa Ali Targaç
    Ölüm İlahları (1970)

    Arılar Tarikatı (2015)

    Mustafa Öncel
    7 Gezegenin Sırrı 2: Sır Açığa Çıkıyor (2014)

    Mustafa Resul Yalçınkaya
    Ambrosia Laneti (2012)

    Mustafa Semih Arıcı: Uluğ Bey
    Ganimid Savaşçıları (2002)

    Müfit Özdeş
    Asker Kaçağı (1991,Krrciysk adlı öyküsüyle)*

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Son Tiryaki (1996, yeni baskısı 2018)

    Nevra Bucak
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Nihan Sarı
    Benek’in Masalı-Tuhaf Yolculuk (2011)

    Benek’in Masalı-Issız Gezegen (2011)

    İki Dünya Arasında (2016)

    Nurcihan Doğuç
    Hayalet Kentin Kadınları (2009)

    GÖZ ATIN Türk Edebiyatında Vampirler Dizini
    Olcay Şeker
    7 Pencere (2016)

    Hiçbir Zamana Ait Olmayan Adam (2017)

    Orhan Duru
    Yoksullar Geliyor (1982)

    Sarmal (1996)

    Fırtına (1997)

    Düşümde ve Dışımda (2003)

    Boğultu (2011)

    Orhan Seyfi Şirin
    Cennet Atları (1993)

    Orhan Yüksel
    Merihe Yolculuk (1966)

    Orkun Uçar
    Kızıl Vaiz: Derzulya (2002)

    Kült (2019)

    Ömer Faruk Yazıcı
    Pezevenk Gömleği – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Deux Ex Kaynata – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Ömer Serkan Turan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Öner Çayırlı
    1. Kâinat Savaşı 2050 (2012)

    Özcan Güler
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Özgen Biçgin
    Kayıp Rota (2018)

    Özgün Özerk
    Relorya (2011)

    Özlem Ada
    Fafa ile Mimi-Fafa Bilgisayarda (1995)

    Embriyogenesis (1997)

    Özlem Alpin Kurdoğlu
    Son Cephede Şafak (1996)

    Karanlığı Taramak (1998, Philip K. Dick çevirisi)

    Sıfır Noktası (1999, William Gibson çevirisi)

    Robot Öyküleri Antolojisi (2002, çeviri)*

    Yüreğin Zafere Çağrısı (2000)

    Alacaşafağın Rengi (2002)

    Gelecek Öyküler (2003)*

    Karanlık Uykusu (2006)

    Son Cephede Şafak (2003) 2.baskı

    Son Cephede Savaş (2000)

    Zamanda Kuşatma (2014)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Çemberkıran (2018)

    Pia
    GriTopya (2017)

    Rafet Arslan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Refik Halid Karay
    Hülya Bu Ya… (1921, hikaye)

    Refik Özdek
    Uzaylı Bargan’ın Dönüşü (1979)

    Sabri Gürses
    Boşvermişler: Bir Bilimkurgu Üçlemesi (1996)

    Sadık Yemni
    Hayal Tozu Gölgecisi (2009)

    Akisfer (2011)

    Zaman Tozları (2011)

    Ağrıyan (2012)

    Sokaklar Benim Yeniden (2011)

    Arafor (2012)

    Korkulobin (2012)

    Ela (2016)

    Selim Erdoğan
    Denizatı Vadisi (2012)

    İkibinseksendört: Bir Dijital Kara Ütopya (2013)

    Trinidad’ın Dönüşü (2015)

    Gofer Ağacı (2014)

    Selma Mine
    Uzay Yolu(1973)

    Renkli Ülkeler(1976)

    Tarihin Başladığı Gün(1979)

    Obi JS 927(1980)

    Unutulan Gezegen: Dunia (2002)

    Tanrıların Kenti- A’bab’ilu (2002)

    Ben Robot: Mekanik Adam Devri (1983, Isaac Asimov çevirisi)

    Semih Bulgur
    Düş Mühendisi 2123 (2018)

    Seran Demiral
    Hayat Üretim Merkezi (2015)

    Karanlıktaki Kadınlar (2018)

    Sercan Leylek
    Cydonia (2012)

    Piri Reis ve Nostradamus (2015)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Serdar Hamdi Semiz
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Serdar Yıldız
    İllet (2013)

    Karanlık Gökkuşağı (2014)

    Yüksek Doz Gelecek (2017)

    Sinem Ataklı
    Proje 2417 (2018)

    Soner Işıksal
    En Gerçek Dünya(2014)

    Suat Başkır
    Mekanik (2015)

    Biz Diğerleriyiz (2017)

    K-X İnsanın Vedası (2018)

    Süleyman Akdoğan
    Küller-Nayakun (2011)

    Ş. Yüksel Yılmaz
    M4Y4: Tehlike Yaklaşıyor (2016)

    M4Y4: Nesil (2017)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Şükran Tunç
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Şükrü Soydaş
    Gerçek 1.0: Geçmişe Dönüş (2017)

    Taner Güler
    Supra: Bir Parçacık Sonsuzluk (2015)

    Tevfik Uyar
    İz Odası (2011)

    GİO Ödülleri Seçilmiş Öyküler (2013)*

    Galaktik Tiyatro (2014)

    CCLXXX (2015)*

    Dünyalılar (2016)*

    Tek Kişilik Firar (2016)

    Yeryüzü Müzesi (2018)*

    Tolga RA
    İsyankâr (2016)

    Diktatör (2017)

    Ufuk Ata Bora
    Zaman Kaptanı (2012)

    Umut Altın
    Metal Fırtına 5-Tengri (2015)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    Ümit Yaşar Özkan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Vedii Bilgin Hataylı
    Rüya mı Hakikat mi? (1943)

    Yeşim Demir
    GriTopya (2017)

    Yiğit Kulabaş
    Zamanya (2006)

    Yusuf Eradam
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Zübeyir Tokgöz
    Küre (2006)

    Ongay (2007)

    Jüpiter’den Kaçış (2018)

    Zühtü Bayar
    Filler Mezarlığı (1991)

    Geyşa Android Şirketi (1999)

    Sahte Uygarlık (1999)

    Bilimkurgu ve Gerçeklik (2001)

    Kıyametten Sonra (Jack London çevirisi)


    Derleyen: Emrecan Doğan
  • 672 syf.
    ·Beğendi·10/10
    West World dizisini izlediniz mi bilmiyorum. Ama eğer izlemediyseniz bence bir an evvel başlamalısınız. Çünkü dizide bir tarafta insanların yarattığı robotlar, diğer tarafta kendi benliğini bulmaya çalışan insanlar. Ama aslında zaten var olan benliklerini açığa çıkarmaktan başka bir şey yapmayan insanlar. Kendini insan sanan, insanımsı robotların buna o kadar çok inandığını görüyoruz ki bir zaman sonra gerçeği öğrenmek dahi onları buna inandırmıyor. İşte geçmişte bizim, şu an çocuklarımızın ve gelecekte de torunlarımızın okuyacağı tarih batılı dediğimiz emperyalist düşmanlarımızın yazmış olduğu tarihtir. West World gibi oldu değil mi? İnanamıyorsunuz... Çünkü okuduğunuz şeyin gerçekliğine o kadar çok inanmışsınız ki bu kalıpların dışına çıkmanın sizi -mecazi olarak- cehenneme götüreceğine inanıyorsunuz. Ama ya ben haklıysam? Ya gerçekten onlarca yıldır okuduğumuz tarih tek merkezden yönetilen yalanlar üzerine kuruluysa? O zaman ne yaparsınız? Ben cevabı biliyorum. Çünkü Atatürk’ü okuyorum. Ve Atatürk’ü anlamış bir insanın kitaplarını okuyorum. Şu an okuduğunuz kitap yorumu da o ilk domino taşının devrilmesidir. Atatürk, bunu çok önceden fark etmişti. Herkesten daha önce. Ve mücadele etmesi gerektiğini, aksi takdirde gelecek yıllarda mensubu olmaktan gurur duyduğu Türk milletinin ve tabi ki Müslüman dünyasının karşı karşıya kalacağı acıları görmüştü. Örnek mi istiyorsunuz, ne yapabilirler ki mi diyorsunuz? Amerika’nın İspanyollarca keşfine tanık olan İspanyol tarihçi Bartolome de Las Casas’ın, gördükleri karşısında yazdığı şu satırlar oldukça düşündürücüdür: “Kazıklara geçirmek, ızgaralar üstünde alttan verdikleri ateşle ağır ağır pişirerek öldürmek, vücutlarına kuru saman bağlayıp ateşe vermek, köpekbalıklarına atmak, çeşitli uzuvlarını kestikleri yerlileri ayaklarından dar ağaçlarına asarak sergilemek, etoburlaştırdıkları köpeklerin önünde yerlileri koşturarak av sürmek, annelerinin kucaklarından kopardıkları bebekleri tek hamleyle ikiye ayırmak...” Ne kadar da medeni ve uygar bir Avrupa değil mi! İşte ulu önder birleştirdiği bu noktalarla Batı’nın yazdığı tarihe başkaldırdı. Vicdan ağır bir yüktür. Atatürk, geçmiştekilerin kendi nesline yüklemiş olduğu bu ağır yükün acısını çekmiş ve gelecek nesil olan bizlerin aynı yükü taşımaması için elinden gelen çabayı sarf etmişti. Ama kendisinden sonra gelenlerin o ağır yükü taşıyamayarak gelecek nesillere aktardığı apaçık ortadadır. Bugün mücadele etmek zorunda kaldığımız acımasız gerçekler bir Atatürk’ün daha olmayışından mı kaynaklanmaktadır? Bence hayır. Herhangi birimizin Atatürk gibi düşünmemesinden kaynaklanmaktadır. Tam da bu kitap size tarihinizi gösteriyor. Atatürk’ün adı öylesine Atatürk değildir. Baştürk olmayı hak ettiği için Atatürk’tür O. Şimdi, tam bu satırda bir karar vermeniz gerekiyor. Atatürk gibi düşünüp, bu ağır vicdani yükü üstlenip ulus devlet karşısındaki emperyalizm ve İslam karşısındaki birleşik müstevlilerle mücadeleye mi başlayacaksınız yoksa siz de bu ağır yükü torunlarınıza bırakıp, Kızılderililerin sonunu yaşamalarını diğer alemden, hak etmediğiniz için Allah’ın, cevapsız bırakacağı dualarınızla gözü yaşlı bir şekilde izleyecek misiniz? Eğer birinci şıkkı seçiyorsanız okumaya devam edin. Ama uğraşamam diyorsanız, sizi anlarım. Kalan hayatınızı size verecekleri kadar mutlu bir şekilde yaşayarak ölebilirsiniz. Bundan sonraki satırlar, mücadele edecek olan Müslüman Türk milleti içindir. Atatürk, sağlam bir geleceğin ancak doğru kavranmış bir geçmiş üzerinde yükselebileceğini düşünmüştür. Elbette ki yeteneklerinin bir kısmını okuduğu kitaplardan elde etmiştir. Ancak yaşadığı yüzyılın toplumsal ve siyasal koşullarına baktığımızda, Atatürk’ün emperyalist kuşatmayla çevrilmiş bir ülkede yaşadığını ve sürekli Batı tarafından aşağılanan bir ulusa mensup olduğunu görüyoruz. Doğal olarak Atatürk’ün kendini kitaplara vermesi, sürekli araştırıp kültürel bir devrim yapması tüm bu etkenlerin sonucudur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, Atatürk’ün vermek zorunda kaldığı hem bir sıcak savaş hem de bir kültürel savaş vardır. Sıcak savaş Atatürk’ün önderliğindeki Türk milleti tarafından başarıyla sonuçlandırılmıştır. Ancak kültürel savaş, hala devam etmektedir ve korkarım ki Atatürk kararlılığında olmadığımız için her geçen gün kaybediyoruz. Atatürk gibi bir insansanız, -yani üstlenmiş olduğu sorumluluklardan bahsediyorum- o zaman yapmanız gerekenleri çok önceden planlamalı, bu plana göre stratejiler geliştirmelisiniz. Atatürk de aynen bunu yapıyor. Silahlı mücadeleyi başarıyla sonuca ulaştırdıktan sonra kültür savaşına başlıyor. Peki ama nedir bu kültür savaşı dediğimiz şey? İçeriği nelerden oluşmaktadır ve neyi amaçlamaktadır? Çalışma şekli nedir? Cevap şudur; tarih, dil ve antropolji çalışmalarıdır. Batı'ya Batı'nın silahıyla karşılık vermek. Batı dediğimiz kavram emperyalist devletlerdir. -Kabul etmek gerekir ki her ülkenin namuslu insanları vardır. Ama bu insanlar genellikle fakir ve devlette en fazla memuriyet pozisyonunda ya da etkisiz milletvekili statüsünde olabilirler. Namuslu yazar ve bilim insanlarında ise durum biraz daha farklıdır. Ancak orada bile göz yumulamayacak bir başarı elde etmişseniz zoraki bir ödüllendirmeyle onure edilirsiniz.- İş bu devletler, emperyal amaçlarına hizmet edebilecek hemen her argümanı kullanma noktasında doktoralarını tamamlamışlar diyebiliriz. İşte bu Batı, Doğu'yu baskısı ve etkisi altına almak için de hedefindeki coğrafyadaki insanları kültürsüz ve tarihsiz bırakmaya çalışmış, bu toplumları zayıf, güçsüz ve aşağı göstererek bu insanların kendilerine olan güvenlerini kırmıştır. Bakın diyebilirsiniz ki onların silahları, teknolojileri, güçlü istihbarat örgütleri ve en önemlisi çok paraları var. Evet, bu doğru. Ancak size bam başka ama alakalı bir konudan bahsedicem. Hepimiz modern çağa ayak uydurmuş insanlarız değil mi? Cafelere ve alışveriş merkezkerine gitmeyi de seviyoruz. Bu benim için geçerli değil diyebilirsiniz ama büyük bir çoğunluğumuz için geçerli bir durumu anlatıyorum. Üstünüz kirliyse, saçınız akşamdan kalmaysa, güzel kıyafetler giymediğinizi düşünüyorsanız hiç inkar etmeyin ama insan içine çıkmak istemezsiniz. İnsanlar arasına karışsanız bile herkesi gözünün sizin üzerinizde olduğunu zanneder, ikili diyaloglarınızda özgüvenli bir şekilde konuşamasınız. İşte emperyal Batı'nın, Doğu halklarına bir zaman yaptığı şey de buydu. Bugün bunu tam anlamıyla başaramasalar da bizi kapitalizm psiklojisine hapsetmiş durumdalar. Yüzyıllar içinde bu özgüveni sarsılmış toplumlardan biri de biz Türklerdik. Doğu'nun ilk uyananı ve son kahramanı Atatürk, emperyalizme ve sair türevlerine kültürel ve siyasal anlamda başkaldırmıştır. Şimi, Atatürk'ün hangi silahları kullandığına bakalım. Öncelikle Tarih silahı. Türk Tarih Tezi'ne göre Türkler, Anadolu ve Mezopotamya'ya Malazgirt'ten çok çok önce gelip ileri uygarlıklar vücuda getirmişlerdir. Bunlardan da en çok Hititler (Etiler) ve Sümerler üzerinde çalışılmıştır. Hatta zamanın en tanınmış Hititologlarından Prof. Hans Gustav Gütterbock ve en tanınmış Sümerologlarından Beno Landsberger'ı Türkiye'ye davet etmiştir. Bu da yetmemiş Atatürk, sırf bu çalışmaların daha bilimsel bir şekilde yapılabilmesi için Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Hititoloji ve Sümeroloji bölümlerini kurdurmuştur. Bu iki ünlü isim 1935'den itibaren Atatürk'ün yanındadır. Ulu önder tarih çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, bu konuda kitaplar okumuş ve tarihçilerle sert tartışmalara girmiştir. Ki zaten emin olun Atatürk'ü merak eden biriyseniz onun "benim" diyen tarihçiden de daha tarihçi olduğunu görürsünüz. Batı merkezli tarih anlayışının geliştirdiği emperyalist projeye karşı Atatürk ve Türk Tarih Kongresi askerleri de Türk Tarih Tezi'ni geliştirmişlerdir. Atatürk önderliğindeki Türk Tarih Kurumunca 606 sayfalık Türk Tarihinin Ana Hatları adlı bir kitap ayrıca liseler için 4 ciltlik Tarih serisi hazırlanmıştır. Sinan Meydan'ın deyişiyle; "Türklerin tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret zannedenlere gerçekler gösterilmiş, Türklerin uygarlığa hiçbir katkıları olmadığını dillendiren Batılı tarihçilere de gereken yanıtlar verilmiştir." Batı merkezli emperyalist tarih anlayışında karşı bilimin ışığıyla aynı şekilde karşılık verilmiştir. Afet İnan Hanımefendinin şu sözleri oldukça manidardır; "Dünden gafil olan insan bugünü bilemez ve yarına intikal eyleyemez. Aslını bilmeyen bir mevcudiyet, içinde yaşadığı cihana yeniden kendini tanıtacak hayat ve eserleri gösterinceye kadar meçhul varlık halinde kalmaya mahkumdur." Şimdi geldik başka kültürlerle beslenerek büyüyen bu kültür canavarlarına etki eden bir diğer Türk kültür silahına :"dil". Yaratıcı düşünce dışında bilimsel gözle baktığımızda Güneş'in yaşamın başlangıcında ve deviniminde etkili olduğu apaçık ortadadır. İşte Atatürk'ün Güneş Dil Teorisi'nin amacı da nasıl ki Güneş, doğudan doğup dünyayı aydınlatıyorsa Türk dili de doğup dünyaya medeniyeti yaymıştır. Bu teorinin temel iddiası, bütün kültür dillerine kaynaklık eden dilin Türk dil kökleri olduğudur. Böyle söylendiği zaman size ne kadar mantıksız geldiğinin farkındayım. Ancak her zaman ne dedik; Atatürk gibi düşünmek... Yani ön yargılı olmamak, karar vermeden evvel konuyu araştırmış, alanında çeşitli kaynakları okumuş, neden ve sonuçlarıya birlikte kafamızda bir tez oluşturabilmiş olmalıyız. Bundan sonra mevcut kaynaklarla ilerleyerek, kendi tezimizi sorgulamalı ve yanlışlanabilirliği ihtimalini araştırmalıyız. Çünkü bilimde ne vardır, bir hipotez sonsuza kadar değil yanlışlanıncaya kadar doğru kabul edilir. Bugün Güneş Dil Teorisi ile dalga geçen bilge insanların(!) bu teorinin bilimselliği üzerinde kafa yormadıkları açıktır. Çünkü tek başına I.Türk Dil Kurultayındaki sonuç bildirisi bile bu tezin bilimselliğini ispat etmekdetir: "Güneş Dil Teorisi ile ilgilenenlerden ricamız şudur: 1.Tenkit ediniz, 2.Reddediniz, 3.Tahlil ediniz, 4.İkmal ediniz (tamamlayınız), 5.Tavzih ediniz(eleştiriniz). Tavzih edinizden maksadımız, müspet veya menfi tavzihtir. Yani, bu olamaz diyorsanız,niçin? İzah ediniz ve buna karşı teorileriniz varsa onunla mukabele ediniz. Olur diyorsanız,niçin? Bunu izah ediniz." Bunu da mı yeterli görmüyorsunuz. O halde size şunu arz edebilirim ki, Atatürk,bu teoriyi geliştirirken sadece alanında uzman kişilerle değil, aynı zamanda milletiyle paralel bir çalışma yürütmüştür. Bakın, Atatürk dönemi Cumhurbaşkanlığı süreci, Türkiye'de eğitimin, bilimin ve sürekli okuyup araştırmanın tavan yaptığı bir dönemdir. -Her zaman derler ya nasılsanız öyle yönetilirsiniz diye. Evet buna katılıyorum ancak zaman içerisinde iktidar sahiplerinin görev süreleri arttıkça, halkın devletin başındaki isim nasılsa aynen o şekle büründüğünü de düşünüyorum. Çünkü devlet adamı dediğin rol modeldir. Tıpkı sanatçılar gibi. Çocuklarımızmın odalarının duvarlarına asacağı posterlerin sahiplerinin kim olduğuna çok dikkat etmeliyiz. Devlet adamlığı da böyle bir şeydir. Halk devletin başında kim varsa onu rol model alır.- İşte böyle bir dönemde Atatürk'ün rol modelliği neticesinde Türk milleti de bu rüzgardan etkilenmiş ve ülke de herkes Atatürk'ün dil ve tarih tezleri üzerine kafa yorar olmuştur. Doktor, memur, milletvekili, gazeteciler ve birçok kesimden insan, kökeni bilnmeyen kelimeler üzerine araştırmalar yapıp, kelime türetir olmuşlar. Atatür ve TDK tarafından incelenen kelimeler, kabul edilebilirliği varsa kabul edilmiştir. Ülkede esen rüzgara inanbiliyor musunuz! Yok olmanın ateşinde terlemiş bir milletin bilimin rüzgarında ferahlıyor olması... Böyle bir ortamda bilim insanı ya da hangi alanda olursa olsun uzman insanların yetişmemesi mümkün değildir. Yani soruşturmanın lideri Atatürk de kelime türetiyor, halkın içinden insanlar da. Hani nerede baskıcı ve totaliter rejim anlayışı! Hani nerede halk dil devrimini istemiyordu iftirası. Halkın dahi dil bilim araştırmalarına katıldığı bir devletde hangi halk istemiyordu acaba devrimlerin yapılmasını, burası da ayrı bir drama gerçekten. Bilim yine galip gelmiştir Amerikan merkezli yobaz, liboş ve ikinci cumhuriyetçi ordusuna. Şimdi geldik Emperyal canavarın kullanmış olduğu bir diğer silah olan Antropolojiye. Atatürk, canavarın en etkin silahlarından birinin bu olduğunun farkındaydı. Zira bugün ülkemizde inanılmaz bir deizm patlaması yaşanmaktadır. Deizm'in sonraki aşaması ise Ateizm'dir. Yani önce sizi Allah'ın kuralları koyup, sonra da uyanları cennete uymayanları cehenneme hapsettiği ve bunun haricinde de dünya işlerine karışmadığı bir sisteme inandırırlar. Sonra da uğramış olduğunuz adaletsizliklerin ekonomi de dahil olmak üzere kendi kurmuş oldukları sosyal düzenin etki etmesini beklerler. Yani sizi Tanrı tanımazlığa götürürler. Deizme kadar onlar çalışmışlardır ama deizmden sonra kurdukları sistem gereğini yapmıştır. İşte emperyal canavarın antroplojiyi kullanması da en etkili saikle Charles Darwin ile başlamıştır. En temelden gidelim istiyorum. İnsanlığın ırka dayalı ilk sınıflandırması 1750'de Linnaeus tarafından yapılmıştır. Bu sınıflandırmaya göre Avrupa beyaz, Asya sarı, Amerika kırmızı, Afrika ise siyahlardan meydana geliyordu. Bundan tam 100 yıldan fazla bir süre sonra Charles Darwin adında bir adam ortaya çıkıyor ve önce 1859'da Türlerin Kökeni ve 1871'de İnsanın Türeyişi adlı kitaplarını yayımlıyor. Emperyalizmin artık iyice hareketlenmeye başladığı bu yıllarda Darwin'in ortaya çıkışı tam da emperyal devletlerin işgallerine dayanak noktası oluşturdu. Darwin'in teorisini bu amaçla ortaya atmadığı düşünülebilir. Ancak yaptığı etki tam da buydu. Darwin'i hep evrim teorisiyle biliriz. Ancak burada bahsettiğimiz temel konu şu ki Darwinizm'e göre dünyada doğal kaynakların besleyemeyeceği bir nüfus fazlası bulunmaktadır. Bu savaşta ancak güçlüler ve uygunlar galip çıkabilir. İşte emperyalizmin ari ırk kuramı da bu noktadan itibaren işlemeye başlamıştır. 1853'de Gobineau tarafından geliştirilen ari ırk kuramı Darwin'in doğal seleksiyon kuramıyla birleşince, teknolojik ve ekonomik gelişmişliği geri kalmış ülkeler bir anda alt ırk konumuna düşmüş, yok edilmeleri gerekliliği ortaya çıkmış ve ülkelerinin işgal edilmesi için gerekli olan doğal neden ortaya çıkmıştır. Görüldüğü üzere küresel düzenin hegemon sahiplerinin gene herhangi bir çaba sarfetmesine gerek kalmamıştır. Her şey bitmiştir. "Ama durun bir dakika, bu da nesi böyle. Doğudan yoğun bir ışık huzmesi geliyor. Bu nasıl bir parlak ışık böyle. Ne, olamaz! Bu ışık Türkiye'den geliyor. Biz bu adamları karanlığa mahkum etmemiş miydik? Buna cüret eden göstersin kendini, kimsin sen?" Bu kişi Doğunun ilk uyananı ve son kahramanı Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildir. Bu emperyal canavara eline aldığı tarih ve dil silahlarıyla ağır darbeler indiren Atatürk, bu sefer de Antropoloji ile nihai bir darbe indirmeyi planlıyordu. Batı, biz Türk ulusunu evrimini tamamlamamış, sarı ırka mensup, geri kalmış ve ikinci sınıf şeklinde nitelemelerle damgalıyordu. Böyle bir ortamda yapacağınız Antropoloji çalışmaları da gayet tabiidir ki Türk ulusunun bu sıfatlardan olmadığını ispat etmeye yönelik olmalıdır. Bu antrolopoloji çalışmalarını tutup da ırkçılık ve bilim dışı temellerine oturtmaya çalışmak oldukça mantıksız bir hareket olur. Zira günümüzün gelmiş olduğu insanlık teknolojisi çağında antropolojik çalışmalar karşısındaki bu tarz bir duruş sizi inanılmaz bir utanca düşürür, teşebbüs etmemeniz sizin yararınıza olur. Peki ama Atatürk ne yaptı da antropolojik bir karşı silah geliştirdi? Birinci olarak ırk incelemeleri yapabilmek için konuya dair verilere ihtiyacınız vardır. Bu amaçla 1925 yılında Türk Antropoloji Kurumu'nu kurdurmuştur. Buna bağlı olarak da bu kurumun elde etmiş olduğu sonuçları yayımlaması amacıyla Türk Antropoloji Mecmuası yayımlanmaya başlanmıştır. İkincil olarak da 64 bin kişi üzerinde yapılan Antropometri anketidir. "Dur biraz, anket mi? Atatürk ırkçıydı işte, al milletin kafatasını ölçtürmüş, yuhhh!" Yok, öyle değil güzel kardeşim. Dur bir dinle. Anlatıyoruz. Batılı emperyal canavar, o tarihlerde Avrupa ülkelerinde antropometrik çalışmalar yaptırır. Avrupa insanının fiziksel özelliklerini çıkarır. Sonra da der ki, bunun dışında kalanların hepsi ari ırk dışındadır, geri kalmıştır, ikinci sınıf insandır. Ari ırk dışındaki insanlar da Allah tarafından Avrupa insanına hizmet amacıyla yaratılmıştır. Şimdi sen olsan ne yaparsın? Elbette sen de bu çalışmaların aynısını kendi ülkende yaptırır, elde ettiğin verileri dünyanın gözüne sokarak sizden bir farkımız yok, belki de sizden daha iyiyizdir, dersin değil mi? "aaa,hmm,eee,şey evet sanırım" Ha şöyle, aferin bak dinleyince nasıl da anlıyorsun. Bu fiziksel ölçümler incelendiği zaman Türk ırkı ile diğer ırklar arasında büyük bir fark göze çarpmamış ve emperyal canavarın ırk farkına dayanarak yaptığı aşağılama silahı da o büyük insan, Atatürk sayesinde etkisiz hale getirilmiş. Tüm bu veriler ışığında şunu söyleyebiliriz ki Brekisefal (kısa kafa) Avrupai bize bağlıdır. Emperyal canavarla olan savaşımız, Atatürk'ten sonra da devam ediyor. Okyanus ötesindeki sarı kafalı canavar, bizi rahatlıkla tehdit edebiliyor. Sormadan edemiyorum, Türk ülkesi neden bir Almanya gibi ekonomik endüstrisi güçlü, neden bir Hollanda gibi tarımsal güç, neden bir Amerika gibi siyasal kudret sahibi ve neden bir küresel oyun planlayıcısı değil? Allah bize tarihsel süreç içerisinde çok büyük liderler, çokça da fırsat vermiş. Her şeyi bir kenara bırakalım e büyük peygamberi de bize vermiş. Biz bu fırsatları belirli süreler değerlendirmiş, belirli süreler de görmezden gelmişiz. Bugün geriye yani tarihe baktığımızda damarlarımızdaki o asil gücü görebiliyorum. Atatürk önderliğindeki Türkiye'nin Batıya karşı verdiği mücadele aynı zamanda Doğu'nun özgürlük savaşıdır. Ve bu savaş yüksek bir ihtimal kıyamete kadar da sürecektir. Ancak bu mücadelenin şeklini yalnızca Doğu halklarının öldüğü tek taraflı bir kıyımdan çıkararak silahlar yerine kalem ve kitapların kullanıldığı bir kültür savaşına dönüştürmek de bizim elimizdedir. Yakın geçmişe kadar Orta Doğu'daki sorunlar yalnızca sınırlarımız dışında kalıyordu. Ancak bugün öyle bir hal almıştır ki yalnızca güvenlik değil aynı zamanda kültürümüzü bile tehdit eder hale gelmiştir. Toplumsal yapımız hızla değişmektedir. Değişen toplumsal yapının sonucunda değişen yönetimler, değişen kanunlar ve değişen insanlar vardır. Tarih göstermektedir ki terakkiden geriye gidişlerdeki değişimler hiçbir zaman olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Hiçbir zaman umut eksik değildir. İnanmak lazım, değişim lazım. Bir yerden başlamak lazım. Neydi o güzel şiir;
    Koç yiğidim, Bahadırım, Ozanım
    Alp Dadaşım, Yağız Efem, Ozanım
    Bir narada dokuz tümen bozanım,
    Tuğ kaldırıp yürüyecek Bozkurdum!
    Tanrı Türk'ü koruyacak Bozkurdum!
    "İnanmaktan vazgeçmeyin, bir gün başaracağız, sadece çok çalışın."
  • Tanecik kuramına katkısından dolayı Einstein'a Nobel ödülü verildi. Buna karşın Einstein evrene şansın hükmettiğini asla kabul etmedi; duyguları şu ünlü deyişle özetlenebilir: "Tanrı zar atmaz."
  • 453 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Selam ola size akşamdan kalma ay haleleri ve dışarda ayaza gark olan kar taneleri .. İşte bir incelemeyle daha sizlerle beraberiz .. Bugün işe gitmediğim için kaleme alayım dedim bu incelemeyi .. Çok uzatmak niyetinde değilim .. Niçin bu kitaba inceleme yazıyorum önce onu bir açıklayayım .. Arkadaşım bu kitap "AZMANİSTAN" tarihi okuyacaksan çok güzel ama YETERSİZ bir kaynak .. Yani şu açıdan yetersiz ; tarih anlatımında unutulan pek çok nokta var ..Kısmi olarak yanlı bir anlatım söz konusu .. Ben bunlar unutulmasın diyerek vurdum sazın bağrına tezeneyi .. Üstünkörü bir araştırma yapıp- pekte araştırma yapmadım ama- sizler için derledim gerekenleri.. O yüzden şimdi şurda anlatacaklarımın kitapla HİÇ AMA HİÇ İLGİSİ YOK ! Dolayısıyla spoiler da yok ! Bununla beraber kitabın da nesnel ve TARAFSIZ bir Amerika tarihi ile alakası yok ..

    Hiç tarih sevmeyenler için kısa ve uygulamalı bir drama sahnesinden sizlere kitabın konusunu açmam gerekirse .. Sayın cevizkabuğu, bu insanlığa illallah dedirten , orayı burayı sömürüp bir zaman sonra gözünü anavatana çeviren ingilizler kendi aralarında da didişip düzen -nizam - dirlik komayınca kendi memleketlerinde ,napalım napalım diyorlar .. Biniyorlar gemilere alıyorlar soluğu Amerika'da .. Pek tabii sadece onlar değil .. Sadece onlar olur mu ? Çinlinin, Caponun , Fransızın falan başı kabak değil ya ! Onlar da parsayı bölüşelim diyerekten atlayıp geliyorlar kıtaya .. İlk zamanlar herşey çok güzel tabii.. Tüm kaynaklar bakir .. Bolluk bereket topraktan fışkırıyor falan fistan gülistan .. Sonra sonra aslen doğalarında olan aç gözlülükten dolayı bu milletler topluluğu ikiye ayrılıp vuruşmaya başlıyorlar kendi aralarında .. Senin anlayacağın Kuzey Tellioğulları , Güney ise Seferoğulları .. Amerika YEŞİL VADİ .. Al sana Amerikan iç savaşı cicim=)) Burdan start alan macera ile kıta içinde önce kendilerinin sonrada yerlilerin çanına ot tıkıyorlar .. İşte burda devreye ben giriyorum işi gücü OLMAYAN bir kardeşiniz olarak.. Şu anlatacaklarımın kitapta esamesi dahi yok .. Yahu arkadaş bu kadar yamukluk yapmışsın tarih boyunca, kanunsuzluğun , eşkiyalığın ve dünyanın jandarmasıyım diyip her türlü haksızlığın sözlük karşılığı olmuşsun , katliam denince adı seninle beraber anılır olmuş ; hadi bir, üç, beş olsa diyeceğim ki tamam .. Kaç üç kaç beş ?!?! Sadece yerlilere yapılanları LÜTFEN anlatıp geçmiş kitap ..

    Bakın bu kitabı okurken bilip de aklınızın bir köşesinde olması gereken bir kaç tarihi olayı YER isimleri ile ben iliştireyim şuraya ...

    TEXAS , ARIZONA, NEW MEXICO , KALİFORNİYA , NEVADA , UTAH, WYOMING 1848' de Meksikadan ZORLA ALINDI ! (dedelerimin kanını yerde kor muyum ulan ben !! ) Hawai de sonradan topraklara katılan zorla alınmış bir bölge..

    ŞİLİ : "ULUSAL KAYNAKLARI MİLLİLEŞTİRME" politikası yürüten Salvador Allende' nin katli .. Seçimle başa gelen Allende'yi içerdeki işbirlikçilerinin yarattığı kaosla yıldırmaya çalışan CIA' in faşist diktatör Pinochet 'ye el vermesi sonucu 30 bin muhalif stadyumlarda infaz edilerek öldürüldü ..

    FİLİPİNLER : 1890 larda İspanya'yla savaşan Filipinler'e , AZMANİSTAN sözde yardım ederek , kendilerine bağımlı hale getirip sömürgeleştirmeye kalktı .. Filipinlilerin ulusal kahramanı Emilio Aguinaldo olayın iç yüzünü anladı ve direndi.. Sonuç : Tuzağa düşürülen 15bin Filipinli öldürüldü .. Bugün AZMANİSTAN' ın bölgede pek çok askeri üssü var ..

    KÜBA ,: İspanya ile Küba'nın savaştığı bir dönemde AZMANİSTAN benim gemimi batırdın diyip İspanya' ya savaş ilan etti.. Sonrasında İspanya'yı yenip her ne akla hizmet ise Küba'yı işgal etti?!?!? Faşist ve AZMANİSTAN yanlısı generaller sultasında idare edilen Küba 'da bu devir Castro gelene dek devam etti .. Baktılar ki baş edemiyorlar bu kez ambargo yoluyla yola getirmeye çalıştılar .. Che'nin falan öldürülmesini bilmem anlatmaya gerek var mı ?!? Domuzlar Körfezi harekatı falan ..

    PANAMA : Kolombiya'dan kopardıkları Panama topraklarında kukla ve AZMANİSTAN yanlısı bir devlet kurdurdular .. Bu devlet de Panama Kanalı'nın işletilmesini AZMANİSTAN'a verdi .. Ülkedeki gençler ayaklandı .. İsyanlar kanla bastırıldı .. Daha sonra tekrarı yaşanmasın diyerek AZMANİSTAN tarafından bölgeye paralı asker yetiştirilmek üzere bir okul açıldı .. Mezunları bu ve benzeri olayları bastırmak üzere bolca kullanıldı .. 1989' da CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışıp uyuşturucu ticaretinin kantarının topuzunu tam ayarlayamayınca ülkesi AZMANİSTAN tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

    NİKARAGUA 'nın ulusal servetleri yani madenleri ve ormanları AZMANİSTAN tarafından sömürülmekteydi .. Bu işe bir dur diyen çıktı .. İsmi Augusto Cesar Sandino idi .. Küçük çaplı başlattığı gerilla hareketi çok etkili oldu .. Hareketin hem kendisi , hem de harekete gelen yardımlar çığ gibi büyüdü. Halk tarafından benimsendi .. Buna müteakip AZMANİSTAN bölgeden çekilmek zorunda kaldı ama kahpeliğin bini bir para ..Sonrasında evinde pusu kurdukları Sandino'yu öldürdüler.. Kim ya da niye diye sorma caniko ! Sonuç : Nikaragualılar bugün halen daha mücadeleye devam ediyorlar ..

    SALVADOR ve HONDURAS da üç aşağı beş yukarı aynı senaryolar.. Diktatörlere karşı ayaklananların üzerine ,hakimiyet sözü verilen diktatörlerce hep ordu sürüldü .. Bu arada 1977' de El Salvador’daki askeri yönetime yeşil ışık yakan AZMANİSTAN 70 bin Salvadorlu'nun ölümüne sebep oldu..

    VENEZUELA : Sömürü düzeninden hakkını almış ve almaya devam etmiş bir başka latin Amerika ülkesi .. İsmi , Maracaibo Gölü civarında selden korunmak amacıyla sütunlar üzerine ve dolayısıyla su üstünde inşa edilmiş evleri Venedik'e benzeten ve zamanında ülkeye gelen conquistadorlar tarafından verilmiş.. Küçük Venedik demek .. Conquistadorlar kim dersen , onlar da eski zamanın AZMANİSTAN halkını sömüren İspanyol fetihciler .. İşbu ülkede de AZMANİSTAN rahat durmamış Chavez' i devirmeye kalkmıştır ..

    İRAN : Esasen bu leş kargalarına ve kurdukları "Yağma Hasan böreklerinin" ikram edildiği talan düzenine en iyi ve istikrarlı bir şekilde direnen ülkelerden biriydi .. 1950 lerde petrolü MİLLİLEŞTİRMEK isteyen Musaddık darbe ile indirildi..Yerine arabacı Pehlevi geldi .. AZMANİSTAN kısa periyotta kazanır gibi görünse de Pehlevi'nin yerine darbe sonucu gelen mollalar ile ölümcül bir düşman yaratmış oldu .. Ha yalnız AZMANİSTAN' ı arkasına alan Pehlevi , ingiltere , fransa ve AZMANİSTAN ile petrol antlaşmaları yapıp MİLLİLEŞTİRİLMESİNE müsade edilmemiş zenginlikleri satıp savarak AZMANİSTAN'a borcunu ödedi ..

    KONGO : Öncesini Karanlığın Yüreği kitabına yaptığım incelemede ( #28491745 ) zaten anlatmıştım .. 1960 ' da demokratik bir seçimle başkan seçildiğinde Patrice Lumumba, AZMANİSTAN ile ilişkileri gözden geçirmeye karar verdi.. AZMANİSTAN şirketlerinin ülkeyi sömürmesine razı olmadı .. Bilin bakalım ne oldu ? Yine kiralık ve satılık yerli işbirlikçiler vasıtası ile ülkede karışıklık çıkarıldı .. Sonrasında General Mobutu'nun darbesi ile alaşağı edilip öldürüldü ..

    JAPONYA : ATOM BOMBASI ATTILAR GARDAAAŞ !! Daha nossun ?

    GUEATEMALA : 1950'de milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company’yi MİLLİLEŞTİRMİŞTİ. Akçeli işler sakata binmişti sizin anlayacağınız .. Ne oldu diye sorma .. Diktatörün ismi Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas.. Ölü sayısı : 200 BİN sivil Guatemalalı..

    VİETNAM : Çekik gözlü bu kahraman insanlar tokatı bastı AZMANİSTAN 'ın yüzüne ama bilanço çok ağırdı : 4 MİLYON ÖLÜ .. Ayrıca AZMANİSTAN, My Lai köyünde mart 68' de gerçekleştirdiği katliamda silahsız 400 sivili çoluk , çocuk , kadın demeksizin katletti .. Cesetlerini dahi parcaladılar ..

    Afganistan : USAME BİN LADİN ve saz arkadaşlarını Sovyetler'e karşı savaşsın diye eğittiler .. 3 - 4 MİLYAR DOLAR yardım yaptılar .. Sonra kendi elleriyle düzenledikleri 11 Eylül olaylarını bu herifin üzerine yıkıp Afganistan'ı işgal ettiler .. Yine kendi elleriyle şimdiki İŞİD denen maymunlar sürüsünün ataları olan Taliban denilen tiplemeleri yarattılar ..

    Daha tonla var da , son bir tane daha yazayım haydi .. Bunlar övünmeyi çok seven insanlar biliyorsunuz .. sentrıl intelicıns ejınsi dedikleri , güneş gözlüklü zibidi ajanların olduğu bir istihbarat birimleri var .. Sözde uçan kuştan haberleri var bunların ..İşte , sözde bu zırtoların raporları doğrultusunda AZMANİSTAN ,1998' de Sudan'da bir silah fabrikası bombaladığını açıkladı .. Bombardıman sonrasında fabrikanın bir ASPİRİN FABRİKASI olduğu ortaya çıktı ..

    Bizim liberal bülbüllerin anlata anlata bitiremediği özgürlükler ülkesi AZMANİSTAN işte budur esasen .. Bu saydıklarım işin siyasi kısmının sadece küçük bir bölümü.. IMF , Dünya Bankası gibi kurumları , küreselleşme diye yutturulan azgın kapitalizmi , doymak bilmez kürsel şirketleri , GDO lu gıdaları falan başımıza musallat eden hep bu manyaklar .. Kitabın kapağında kızılderili emmiyi gördüğümde ben bunları da okucam diyerek sevinip almıştım .. Ben yandım sen yanma caniko !

    Ha bu arada bu AZMANİSTAN' ın yaptığı hiç mi iyi birşey yok ? Oktay Sinanoğlu cevap versin ..

    "Dünyaya demokrasi , insan hakları , hoşgörü diyen batının kendisi bu kelimelerin baş harfini dahi bilmez .BATININ TARİHİ KATLİAMLARLA DOLUDUR . AMERİKA İKİ ÖNEMLİ ŞEY ÜRETİR : FİLMLER VE SİLAH! İkisi de dünyayı fethetmek için kullanılır ...

    - ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM !
    - Efendim Tuco Herrera ?
    - Bir üçüncüsü daha var örtmenim !
    - Neymiş o ?
    - DEATH METAL !!


    Eh tatlı ekşi bizim bağın KORUĞU , YAVUZ HIRSIZ AZMANİSTAN' a da TOKATI , AZMANİSTAN'ın bağrından kopan , sizin bitli deyip burun kıvırdığınız bizim tayfa atar ancak!!

    AL SANA AMERİKA !!!
    LONG LIVE DEATH METAL !! FORZA İŞSİZLİK !!

    https://www.youtube.com/watch?v=WAjiigDftE8

    Haaa bir de bunların YANLIŞ BİLİNEN bir Boston çay partisi olayı var .. Onu da yeterince alkol aldığım bir gün buraya ekleyip ,sizlere anlatıcam KİKİRİKLER ..
  • Olay ufkundan geçip kara deliğin merkezine giden her şey veya herkes kısa zaman içerisinde sonsuz yoğunluk bölgesine ve
    zamanın yavaş noktasına ( an durumuna ) sonuna ulaşır...
    (Zamanın Kısa Tarihi)
  • Kuarklar görünür ışığın dalga boyundan çok daha küçüktür, dolayısıyla kelimenin normal anlamıyla herhangi bir renge sahip değildirler.
  • ,bir galaksi bizden ne kadar uzaksa, bizden o kadar hızlı biçimde daha fazla uzaklaşmaktadır!