• 144 syf.
    ·9 günde·6/10
    Farklı bir hikaye farklı bir anlatım. Başında bırakacak olduysam da bitirdim.
    Bu yazarın başka bir kitabını okurmuyum? Zannetmiyorum.
    Sonunu beğenmedim. Bı kere okunur..
  • - Ben şunu savunuyorum: Atatürk diktatördü. Buna hayır diyen tarih bilmiyor demektir. Ama hürriyeti öğretebilmek için bazen diktatörlük gereklidir. Sen bin sene hürriyeti hiç tecrübe etmemiş bir topluma hürriyeti bir tercih olarak takdim edemezsin. Hüsrana uğrarsın. Bugün dahi Türk toplumunun hür olmayı öğrendiğini zannetmiyorum. Siyasi tercihler bunu gösteriyor. Lider arıyor, çoban arıyor kendine insanımız. Halbuki Atatürk, bundan kurtulun diyor. “Ben size hiçbir ayet, hiçbir doktrin bırakmıyorum, kafanızı kullanın. Probleminize göre çözüm getirin.”
  • Hangi inanç olursa olsun, kadınlardan kendi saçını esirgeyen dünyanın bir parçası olmayı kabullenemiyordum. Türbanlarının altına sakladıkları şeyi, kadınlığın utanılması gereken bir parçası olarak alımlayan bir dünyaya hiçbir kadının söyleyebileceği bir şey olduğunu zannetmiyorum.
  • 172 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    "Korku olmadan din hayatta kalamaz"
    Her kitaplarına yaptıkları gibi bu kitabın da arkasına belki de en vurucu olduğunu düşündükleri sözü yazmış ithaki. Ancak ben pek kitabi yansıttığını düşünmüyorum. Evet, kitapta genel bir dinin 'safsata' olduğu algısı var ancak, dinin korkuyla ilişkisi ortaya koyulmamıştı eserde. Eser daha çok dinin bir yanlış anlaşılmalar bütünü olduğunu veya tesadüfen oluştuğunu söylüyor, siyasi ayaklanmaların insanları bir arada tutabilecek bir gereksiniymis gibi bahsediyor ondan (üslûp olarak başaramadigini dusunuyorum ve sebebini okumuş olanlar için en aşağıda açıklayacağım ).
    Yazar oldukça iyi iç içe geçirmiş zamanları ve olayları. Ben kitabı sevdim. Ancak bazı bolumler kafami karıştırdı. Isa'nin gücü olmamasına karşın körleri iyileştirdiği söyleniyordu veya karl -ana karakter- 6 ay boyunca eski Aramice öğrenmeye çalışmıştı ve bu çabanın geçmişe gideceğinden dolayı olduğunu sanarken bir anda geçmişe gitme fikrinin 1 hafta içinde ortaya çıkıp gerçekleştiğini gördüm. Karl neden 6 ay boyunca aklında en ufak bir fikir olmamasına rağmen 'Tanri'nin' unuttuğu bir dili çalışmıştı ? Kurgu eksiği.
    Yazar bana Richard Dawkins'i anımsatıyor. Sanki tüm yaşantısını dinin bir yanılgı oldugunu kanıtlamaya adamış gibi. Ancak eğer argumanini bu şekilde gerçekçi olmayan bir yöntemle (anlatılanların gerceklesmesi henüz zamanda yolculugu mümkün kilmadigimiz icin mumkun gorunmuyor) ortaya koyuyorsa işe yarayacağını zannetmiyorum. Bu yorucu çabanın sebebini anlamış değilim ancak kitap bu puruzlere rağmen kendini okutuyor çünkü insanın merak duygusu her şeyi alaşağı edebilir. Bende olmamasına rağmen -cunku kitaplarin sonunda ne olacağını kestirebilmek gibi tuhaf bir tahmin yetenegim var- sonunda şaşırabilir ve belki de acaba? diyebilirsiniz :)
    Ayrıca kitapta sürekli bahsedildiği gibi o nevrotik ve nihilist havayı hissediyorsunuz. Hatta natüralist eserleri okurken burundugum o kasvetli havaya giriyorum ben. Son olarak kitap bilimkurgu değil, ya da bilimkurgunun amaç değil de araç olduğunu söylemek daha mantıklı olur. Ben oldukça beğendim, çünkü şaşırtıcı bitirmiş, ve dini kurgulardan hoşlanıyorum.
    Okumuş olanlar için ayrıca bir not: yazarın hıristiyanlığın yanılgı olduğunu, Isa 'nin tanrısal bir özellik taşımadığıni one sürerken argümanıni Karl'ın aslında isa olduğu şeklinde ortaya koyması tum gerçekliğin yitmesine sebep oldu. Eğer ki Isa yahya ile beraber isyan çıkarmaya çalışan siyasî bir yapılanma olsaydı ve insanları peygamber olduğu konusunda kandırıyor, bunu davasına mürit toplamak icin yapiyor olsaydi ve Karl'a bunları anlatıp onu havarilerinden biri yapsaydi okurlarına dinin siyasi bir fikrin topluma ulaşması için insanlar tarafindan uydurulan bir şey olduğu düşüncesini gerçekten aktarabilirdi. Ancak yazar Karl'i olaya direkt dahil ederek "bak gercekten boyle olmus olabilir" denme ihtimalini ortadan kaldırdı. Çünkü örneğini verdiğim durum olabilecek bir olay iken, yazarın yapmayı seçtiği kurgunun asla olmamış olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla yazar gözümde isayi ağzından salyalar akan engelli biri gibi tasvir edebilecek kadar gereksiz bir din karşıtlığına bürünmüş biri ve bunu ne kadar olabilecekse o kadar mantıksız bir yoldan okuyucuya dikte etmeye çalışıyor, Ya da sadece fantastik bir roman kurgulamış ve sonunda okuru şaşırtmak istemiş ve ben onu fazla ciddiye aldım. Ancak her iki durumda da en azından benim acımdan amacını gerçekleştiremedi .
  • “ Söylediklerimle sizi etkileyebileceğimi zannetmiyorum, dedi.
    Etkilenecek ruh yok sizde. Siz omurgasız sürüngenlere benziyorsunuz. Kendinize o cafcaflı adları takmışsınız yalnız: Cumhuriyetçi ve Demokrat. Oysa ne Cumhuriyetçi Parti var ne de Demokrat Parti.!! “
  • Ben
    senden önce ölmek isterim.
    Gidenin arkasından gelen
    gideni bulacak mı zannediyorsun?
    Ben zannetmiyorum bunu.
    İyisi mi, beni yaktırırsın,
    odanda ocağın üstüne korsun
                        içinde bir kavanozun.
    Kavanoz camdan olsun,
    şeffaf, beyaz camdan olsun
                        ki içinde beni görebilesin…
    Fedakârlığımı anlıyorsun :
    vazgeçtim toprak olmaktan,
    vazgeçtim çiçek olmaktan
                            senin yanında kalabilmek için.
    Ve toz oluyorum
    yaşıyorum yanında senin.
    Sonra, sen de ölünce
    kavanozuma gelirsin.
    Ve orda beraber yaşarız
    külümün içinde külün,
    ta ki bir savruk gelin
    yahut vefasız bir torun
    bizi ordan atana kadar…
    Ama biz
    o zamana kadar
    o kadar
    karışacağız
    ki birbirimize,
    atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
                                         yan yana düşecek.
    Toprağa beraber dalacağız.
    Ve bir gün yabani bir çiçek
    bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak
    iki çiçek açacak :
                        biri sen
                        biri de ben.
    Ben
    daha ölümü düşünmüyorum.
    Ben daha bir çocuk doğuracağım.
    Hayat taşıyor içimden.
    Kaynıyor kanım.
    Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
    ama sen de beraber.
    Ama ölüm de korkutmuyor beni.
    Yalnız pek sevimsiz buluyorum
                                    bizim cenaze şeklini.
    Ben ölünceye kadar da
    bu düzelir herhalde.
    Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
    İçimden bir şey :
                      belki diyor.
  • Neye el uzatsam kırıyorum
    Bu günlerde cümlelerim yarım
    Aşkım yarım, mısralarım yarım
    Bir köşeye koyamıyorum
    Bakamıyorum yüzlerine
    Uçuyorlar sırtları bana dönük
    Zannetmiyorum neşeli olduklarını
    Kaçıyorlar benden
    Bu bir kabus olmalı
    Uyandır beni uyuyan güzel
    Uykunun aslı burada
    Parmak izlerinden öperek
    Ey de uyandır
    Gerisini getir bana
    Yüzüme yüzüme vur daha
    Anlamaz ise şu sıska
    Cam kırığı sözlerinden
    Yüzüme yüzüme vur daha
    İçimden geç
    Öyle bir geçmek olsun ki
    Yedi cihan dar gelsin
    Kanasın açık yara
    Acıtarak sözlerimi
    Ortaya çıkmasını sağla şiirlerin
    Çünkü bilirsin
    En büyük korkak dahi cesura bağlar
    Başka çare kalmayınca
    Uyandır beni uyuyan güzel
    Uykunun aslı burada
    Ey de uyandır