Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısıyla dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı.
Her şeyi anlatmak için sadece yirmi altı harf olduğuna inanabiliyor musun, dedi. Aşk hakkında, kıskançlık hakkında ya da Tanrı hakkında konuşmak için sadece yirmi altı harf var.
Hayat zaten bir piyano gibiydi; beyaz tuşlar mutlu anlar, siyah tuşlar mutsuz... Tatlı bir müzik için iki tuşun da olması gerekiyordu. Bendeki siyahlar o kadar fazlaydı ki müzik artık dayanılmaz geliyordu.
Amnesie in litteris, yazınsal bellek kaybı. Anımsamak çabalarının, adeta bütün çabaların boşunalığı karşısında bir öfke dalgası sarıyor beni. Hemen ardından geride belli belirsiz bir anımsamadan başka bir şey kalmayacağını bile bile neden okuyayım ki, bu kitabı neden baştan okuyayım ki? Her şey dağılıp yok olacaksa neden bir şey yapayım ki? Sonunda öleceksem neden yaşayayım ki?
Ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan, pişmanlığın ta kendisi.