Ancak zarureti diniyeden olan bir şeyi inkâr eder, Kuran'ın açık hükmünü tekzip eder veya Arap dilinin kurallarına aykırı bir şekilde Kuran ayetlerini tefsir eder veya küfürden başka bir ihtimal taşımayan bir amel işlerse bu durum müstesnadır.
Davetçi, İslam davasını haykırır, herkesi ona çağırır. Yanlış yolda olan doğru yolu bulsun, asi olan tövbe etsin ve cahil olan öğrensin diye çabalar... Öyle ki davet ettiği kişi kâfir ise onun Müslüman olması için gayret eder. Davetçi, hata edenlerin cezalandırılması için çalışmaz. Bilakis onun hidayete ermesi için uğraşır. Mürtetleri, öldürmek için araştırmaz. Onları İslam dairesine yeniden kazandırmak için onları bulur.
Bazen şöyle denilebilir: "İslam, erkekle kadın arasını birçok durumda ayırmış bütünüyle aralarını eşit kılmamıştır." Bu söz doğrudur. Fakat her ne kadar bu durum bir açıdan kadın hakkında bir eksiklik olarak gözükse de başka bir açıdan kadına daha hayırlısını vermek olarak ortaya çıkar. Veyahut gözüken eksiklik her şeyden önce kadının faydasına ve iyiliğinedir.
Mirasta kadına erkeğin yarısı kadar pay verilmesi erkeğin üstünlüğünden değil, Nisa suresi 11. ayette zikredilen hikmetten ötürüdür. Erkek kendisi, hanımı, hamisi olmayan kız kardeşi, anne babası ve çocuklarının nafakasını temin etmekle mükelleftir. Buna karşılık mirastan 3/2 oranında pay alır. Kadın ise hiçbir maddi külfet altına girmez. Hatta zengin dahi olsa kendi iaşesini de erkeğe yükler. Buna göre koruma altına alınan erkek değil kadındır. Yüce Allah onun narin vücuduna maddi külfet yüklememiş kendisini ve ailesinin nafakasından onu sorumlu tutmamıştır.