• "Bizim işimiz, sizin yalnız zekâlarınızı işlemekten ibaret değildir.Aynı zamanda kalplerinizi yoğurmaktır.Biz sizin birtakım dersleri öğrenen zekâ makineleri olduğunuzu hiç düşünmedik. "
  • Makineleri tarihleri boyunca insanlardan ayıran farkları, bilince sahip olmamaları idi. Ama günümüz teknolojisi ile 'yapay zeka' sayesinde makinelerinde bilinçleri olabiliyor. Peki onları bizden ayıran ne olacak?
    Kuşkusuz bu sorunun cevabı, hayal gücüdür. Yapay zekanın sahip olduğu bilinç, tekamül içerisinde olsa dahi, şu durumda asla bir hayal gücüne sahip olamayacaktır.

    İ.
  • H: Ben bir bilinç miyim?
    ‘’Bilince sahip olan öznelerdir, şeyler onlara göre şu ya da bu şekilde olabilir; bir-şey-olmak-denilen-şey olabilmiş varlıklardır. Buradaki olmak, hiçbir şekilde bir tuğla, bir hesap makinesi, ya da bir elma olmak denilen şey değildir. Bu şeylerin de içi vardır ama gerçek bir içleri -iç dünyaları, bir bakış açıları- yoktur.’’
    ...
    ‘’Niçin bir ayna sağı sol gösterir ama altı üst göstermez?
    Dünyanın düz olduğuna olduğuna inanmak nasıl bir şeydir?
    Otuz sekiz yaşında olmak nasıl bir şeydir?
    Bugün Detroit' te olmak nasıl bir şeydir?
    McDonald's'da çalışmak nasıl bir şeydir?
    Sizden akıl almaz bir şekilde daha zeki olmak nasıl bir şeydir? Ya da akıl almaz bir biçimde daha az zeki?
    Sopayla vurulan bir arı olmak nasıl bir şeydir?
    Kahveden (ya da çok sevdiğiniz bir lezzetten) nefret etmek nasıl bir şeydir?
    Kişinin anadilini duyup hiçbir şey anlamaması nasıl bir şeydir?
    Karşı cinsten biri olmak nasıl bir şeydir?
    Chopin' in erkek kardeşi (kardeşi yoktu) olmak nasıl bir şey olurdu?
    Aynadaki imgeniz olmak nasıl bir şey olurdu? ( Journey to the Far Side of the Sun adlı filmi izleyin. Yönetmen: Robert Parrish 1969)
    http://www.imdb.com/...4519/?ref_=nm_knf_i3)
    Bir molekül olmak nasıl bir şeydir? Bir molekül kümesi? Bir mikrop? Bir karınca? Bir karınca kolonisi? Bir arı kovanı? Çin? Amerika Birleşik Devletleri? Washington? Bir konserdeki seyirciler? Bir basketbol takımı? İki başlı bir inek? Siyam ikizleri? Beyni bölünmüş bir kişi? Beyni bölünmüş bir kişinin yarısı? Giyotinde idam edilmiş birinin kafası? Bedeni? Picasso' nun görsel korteksi? Bir farenin zevk merkezi? Bir arının gözü? Picasso' nun retina hücresi? Picasso' nun bir DNA molekülü?
    Çalışan bir yapay zeka programı olmak nasıl bir şeydir? Bilgisayarda bir işletim sistemi? sistem ‘’çöktüğü’’ anda çalışan bir sistem olmak?
    Genel anestezi altında olmak nasıl bir şeydir? Elektrik akımıyla idam edilmek? Artık hiçbir öznenin (‘’Ben’’ , ego, benlik) var olmadığı satori-benzeri bir duruma ulaşmış bir Zen ustası olmak?
    Bir çakıl taşı olmak nasıl bir şeydir? Bir rüzgar gülü? Bir insan bedeni? Cebelitarık Kayası? Andromeda takımyıldızı? Tanrı?
    X olmak nasıl bir şeydir?’’
    ...
    Bir Felsefe profesörü (Daniel C. Dennett) ve bir Bilişsel Bilim ve Bilgisayar Bilimi profesörü (Douglas Hofstadter) bir kitap yazsalar bu kitap nasıl bir kitap olurdu?
    Giriş bölümünde, bir düşünsel deneyde Mars' a giden yolcu, ışınlanma makinesiyle dünya geri döner ve kendi kendine 'Ya hala Mars'ta isem..Peki buradaysam oradaki kim?' diye kendini bir açmazda bulur ve öznenin düşünsel yolculuğu kitabın giriş kısmında okuyucuyu ileride karşılaşacağı yolculuğa (zihinsel) hazırlar;

    I. kısımda 'Benlik Duygusu' na geçiş yapar, çeşitli yazarlardan derleme hikaye-öykü-deneme alıntıları araya serpiştirir ve 'Düşünceler' kısmında bunu irdeler;

    II. Kısıma 'Ruhu Araştırmak' adlı bir başlık koyar, bilgi işlem makineleri ve zeka, Turing Testi: Bir Kahve Sohbeti (Fizik öğrencisi, Biyoloji öğrencisi ve Felsefe öğrencisi) nde düzeyi yüksek konuşmaları okuyucuya aktarır;

    III. Kısım 'Donanımdan Yazılıma' da, Ruh ilk kısım olur sonra söz Richard Dawkins' in 'Bencil Genler Ve Bencil Memler' yazısına bırakılır, hemen ardından satırlar bir TOSBAĞA, bir YENGEÇ, bir KARINCAYİYEN ve AKHILLEUS' ın sohbetine bırakılırdı. Sohbet, Pierre de Fermat' ın kötü şöhretli son teoremi ile başlardı...

    IV Kısım 'Program Olarak Zihin' in açılış konusu ''Where Am I?' adlı sorusu ile başlar, soru 2. konuda 'Ben Neredeydim?' adlı öyküyle devam eder, ardından 'Reddedilmenin Ötesi' ile öykü vurucu bir bağlantı ile anlaşılır hale getirilirdi.
    'Evrenin Bilmecesi ve Çözümü' başlıklı ilginç ama saçma bir fikir üzerine kurulmuş öykü ile başlar ve bu öykünün 'düşünceler' kısmında;
    ‘’Bir kurşunkalem kendi üzerine yazamaz; bir sinek raketi sapına konmuş bir sineği öldüremez; bir yılan kendisini yiyemez vs. İnsanlar kendi yüzlerini imgeleri yansıtan dışsal gereçler olmadan göremezler ve bir imge asla orijinali ile aynı değildir. Kendimizi nesnel olarak görmeye ve anlamaya yaklaşıyoruz ama, hepimizin içinde kendine özgü bir görüş açısı olan güçlü bir sistem vardır ve bu güç aynı zamanda kısıtlılığın garantisidir. Belki de bu savunmasızlık -kendimize attığımız bu kanca- yok edilemeyen 'Ben' duygusunun kaynağıdır.’’ diye yazan son derece anlamlı bir paragraf olurdu.

    Çok renkli bir mantıkçı ve sihirbaz ayrıca kendine özgü bir biçimde Tao' cu olan
    Raymond M. Smullyan 'ın, 'The Tao is Silent' kitabından 'Tanrı ve Ölümlü' nün yaptığı son derece canlı ve esprili aynı derecede keyifli ve içgörülü sohbet, okuyucuyu yer yer güldüren ama çokça düşündüren sayfalar arasında kendine enfes bir yer edinirdi.
    Ardından Borges' in 'Dairesel Harabeler' başlıklı kısa öyküsü okuyucunun zihnini 'Vay!'... 'Nee?' gibi dürtülerle yerden yukarı fırlatır;

    VI. Kısma gelindiğinde okur 'İç Göz' başlığıyla karşılaşır ve 'Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?', 'Bir Epistemolojik Karabasan' a maruz bırakılır ve 'Einstein'ın Beyniyle Sohbet' ile zihinlere akıl almaz köşe kapmaca oynatılırdı..’’

    Dennett ve Hofstadter, bir kitap yazsaydı konuları yukarıdaki gibi,
    sayfa sayısı 471 ve kitabın adı ‘’Aklın G'özü' olurdu.
    Okuyanlar da hayli ufuk açıcı bulurdu..
  • Bu dönemin ardından (Karanlık dönemi kast ediyor) Yapay Zeka araştırmacıları başka bilim alanlarından da yararlanabileceklerini düşünmüşlerdir. Modern Yapay Zeka fikri ilk kez dijital makineleri tasarlayan Alan Turing tarafından ortaya atılmıştır. Turing, bir felsefe dergisinde yayımlanan "Hesaplamalı Makineler ve Zeka" isimli çalışmasında "Makineler düşünebilir mi?" sorusuna cevaben düşüncelerini ortaya koymuştur. Çalışmada makineleri ve düşünebilme durumunu karşıt görüşlere de cevap vererek ayrıntılı olarak açıklamıştır. Turing, bu yüzden Yapay Zeka'nın oluşturucusu olarak isimlendirilir. Yapay Zeka terimini ilk kullanan isim ise John McCarthy'dir.
  • 173. Eğer tüm karar yetkisi makinelere verilirse, bunun sonuçları hakkında tahminde bulunamayız, çünkü bu tür makinelerin nasıl davranacağını tahmin etmek olanaksız. Biz yalnızca insan ırkının kaderinin, makinelerin elinde olacağına işaret ediyoruz. İnsan ırkının tüm gücü makinelere devredecek kadar aptal olmayacağı iddia edilebilir. Ancak biz ne insan ırkının gönüllü olarak gücü makinelere devredeceğini ne de makinelerin kendi istekleriyle gücü ellerine alacaklarını iddia ediyoruz. Bizim iddia ettiğimiz şey şudur: İnsan ırkı kolayca kendini makinelere bağlılığa sürüklenmiş halde bulabilir ve makinelerin kararlarını kabul etmekten başka hiçbir pratik seçimi kalmayabilir. Toplum ve onun karşılaştığı sorunlar karmaşıklaştıkça ve makineler gitgide akıllandıkça insanlar onlara daha fazla karar verme yetkisi verirler, çünkü makinelerin kararları, insanlarınkinden daha iyi sonuçlar getirir. Sonunda, sistemi işletebilmek için gerekli olan kararlar öyle karmaşıklaşabilir ki, insanlar onları gereğince yapacak kapasitede olmayabilir. Bu aşamada makineler etkin bir kontrol sahibi olacaktır. İnsanlar makineleri pat diye kapatmayacaktır, çünkü onlara öyle bağımlı hale geleceklerdir ki, makineleri kapatmak intihar anlamına gelebilecektir.
  • Dikkat spoiler içerir!
    Bir ülke düşünün. Her hareketinizin izlendiği tele-ekranlar olsun. Her davranışınız gözetim altında olduğu ve Büyük Biraderin kurallarına uymazsanız sizin Düşünce Polisi tarafından tutuklanacağınız bir yer. Kimsenin kimseyi sevmediği, kimsenin kimseye güvenmediği bir yer. Konuşulan dilin kişilerin düşünmek için tasarlanmadığı sadece Parti'yi sevmelerine yaradığı bir dil. Bir Distopya.
    "Çıkardığınız her sesin duyulduğunu, karanlıkta olmadığınız sürece her hareketinizin gözetlendiğini varsayarak yaşamak zorundaydınız; zorunda olmak ne söz, artık içgüdüye dönüşmüş bir alışkanlıkla öyle yaşıyordunuz."
    Bu yerin adı Okyanusya ve konuşulan dil Yenisöylem.
    "Eskisöylem tümden unutulduğu zaman, her türlü sapkın düşüncenin -yani İngsos ilkelerinden sapan her türlü düşüncenin- olanaksızlaşması amaçlanıyordu, çünkü insanlar sözcüklerle düşünüyordu."
    "Tek bir örnek vermek gerekirse: Özgür sözcüğü Yenisöylem'den çıkarılmış değildi, ama ancak "Sokağa çıkmakta özgürsün" ya da "Ormanda özgürce gezebilirsin" gibi deyişlerde kullanılabiliyordu. Eskiden olduğu gibi "siyasal özgürlük" ya da "düşünsel özgürlük" anlamında kullanılmıyordu, çünkü siyasal ve düşünsel özgürlük artık birer kavram olarak bile kayıplara karışmış, dolayısıyla da adlandırılmasına gerek kalmamıştı."
    Partinin sloganı ise şudur:
    "Savaş barıştır
    Özgürlük köleliktir
    Cahillik güçtür."
    George Orwell kitabının adının 1984 olmasını nedeni söyle açıklar:
    "Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948'in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim."
    Kitapta, Winston Smith, 4 Nisan 1984 günü, işi başından bir müddet için ayrılarak hâtıralarını gizlice kaydetmek üzere evine gider. Bir kaç gün öncesi, Mr. Charrington’un eskici dükkânından, önceki yıllardan kalma güzel bir not defteri satın almıştı. Gizli düşüncelerinin ve kalıntılarının yasaklandığı Okyanusya Devlet'inde tehlikeli bir hareketti. Winston Smith Londra’da oturur. Burası şimdi, İngiltere ile Kuzey ve Güney Amerika’yı ihtiva eden Okyanusya’nın bir parçası olan Hava Alanı Bir’in başlıca şehridir. Bu ülkedeki halkın ekseriyeti Prol’lar (proletarya) diye isimlendirilir; üzerlerinde durulamayacak kadar aptal olduklarına inanılır. Parti, üyelerinin tam sadakatini temin etmek için, her odaya gidiş-gelişi kontrol eden bir televizyon ekranı koymuştur. Parti dış çevresinde küçük bir memur olarak çalışan Winston’un odası öylesine yapılmıştır ki, odanın belirli bir noktasında durduğu zaman, bir an için dahi gözlerini kapamayan televizyondan kendisini gizleyebilir. Not defterini açtığı zaman, odanın bu belirli köşesindedir ve hatıralarına, kuralları çiğneyerek şu cümle ile başlar: «Kahrolsun Büyük Birader.» Sert, bıyıklı yüzü ile her reklâm tahtasından sokaklardakileri süzen Büyük Birader, Okyanusya’nın o önemli devrimin esrarengiz kahramanıdır. Yüzünü gören yoktur, ama Aşk (Sevgi) Vekâletinin işkence odalarında ve zindanlarında, Devlete karşı gelen herkese, onun ne güçte bir adam olduğu gösterilir. Gerçek Bankasındaki işinin başına dönen Winston, tekrar her günkü işine eğilir. Bu iş, Okyanusya’nın şimdiki siyasetine uydurmak için, Times gazetecinin eski sayılarının muhtevalarını değiştirmektir. Winston, bu işin uzmanı olmakla beraber, işinden ve Okyanusya’nın resmî dili Yeni söylem sözlüğünün yeni bir baskısını hazırlamakla meşgul olan gayretkeş işçilerin çoğundan nefret eder. Winston’un bu kasvetli, ruh yıkıcı işi, her işçinin katılmağa mecbur kaldığı İki Dakikalık Nefret anı ile kesintiye uğrar. Büyük bir salonda, Eurasia’lıların yaptıkları işkenceleri gösteren bir film seyrederler. Partinin hemen hemen efsanevî düşmanı, karşı ihtilâlci ve Partinin bütün askerî, sosyal ve ekonomik başarısızlıklarının sebebi olarak gösterilen Emmanuel Goldstein’in perdede görünmesiyle, salondakilerin nefreti zirveye erişir. Şimdi hepsi bir ağızdan perdedeki Emmanuel Goldstein’e lanet okur, küfrederler. Bu birlikte lânetlemeye katılmayanlar, derhal Düşünce Polisine ihbar edilir ve ardından «buharlaştırılır». İki Dakikalık Nefret ânında Winston, Julia adındaki sevimli, sakin, kara saçlı kızı görür. Kızın, nefret edilen Düşünce Polisinin bir mensubu olduğunu ve bu yüzden de kendisini takip ettiğini sanır. Herkesin giymeğe mecbur olduğu tulum-gömleğe bürünmüş (kız, proletarya sınıfı için ucuz romanlar çıkaran makineleri tamir eder) Julia, vücuduna, Anti-Seks Derneğinin sancağını sarmıştır. Kız, Winston’a gizlice, üzerinde «Seni Seviyorum» yazılı bir not gönderir. Winston ve Julia, şehir dışında, televizyon ekranından uzakta, kuytu ve sessiz bir yerde buluşmak üzere anlaşırlar. Winston, bir zamanlar evli idi. Ateşli bir Parti işçisi ve Anti-Seks Derneği üyesi olan karısı, seks'i katı Parti düşüncelerine göre, ancak Devletin yararı uğruna girişilen bir icraat olduğu için tahammül, edilen bir görev olarak ele alıyordu. Çocukları olmayınca, kadın Winston’u terk etti. Julia ve Winston şehir dışında buluştuklarında birbirlerine âşık olurlar ve günü sırlarını birbirlerine ifşa etmekle geçirirler. Julia ona, ancak güvenlik sebeplerinden ötürü Anti-Seks Derneğinin üyesi ve zahiren sadık bir Parti işçisi olduğunu söyler. Gerçekte, şehvetli bir kadındır, hayatı sever ve Partiden nefret eder. Winston gibi, proletaryanın yönettiği ve Parti üyelerinin hiç bir zaman gitmemeleri gereken karaborsa dükkânlarında alış-veriş etmeyi çok sevdiğini anlatır. Buralarda, bazen, Parti dış kademelerinin kullandıkları sanılan «Zafer» sentetik kahve ve çikolataları yerine gerçek kahve ve çikolata bulunabiliyordu. Mr. Charrington’un eskici dükkânı Winston’u hayret içinde bırakır. Tekrar tekrar oraya gider, şimdiki zamandan daha mutlu geçmiş olduğuna ve hiç bir zaman Parti tarih kitaplarının anlattığı kadar berbat geçmemiş olduğuna inandığı mazi hakkında ipuçları arar. Gizlice yaptığı bu ziyaretlerinden birinde, Mr. Charrington Winston’a, dükkânının üstünde gizli bir yatak odası gösterir. Oda, Ingsos ihtilâlinden önceki hâlini muhafaza etmektedir. Oda, oldukça pis olmasına rağmen rahattır ve en iyi tarafı, tele-ekran yoktur. Bir an için doğru düşünme yeteneğini kaybeden Winston, burasını Mr. Charrington’dan kiralar, Julia ile zaman zaman burada buluşur. Birbirine duydukları aşkın tesiri altında, Winston ve Julia, 1984′ün baskıcı Devletine karşı gizlice isyan etmiş başkalarının da bulunabileceğini düşünürler. Ah, onlarla bir temas kurabilselerdi! O’Brien adında birini düşünen Winston Parti iç çevrelerinin üyesi bulunan bu adamın çirkin ve zekâ fışkıran yüzünde, Partiden tiksindiğini anlatan bir ifade sezdiğini hatırlar. Winston ve Julia, O’Brien’ın gayet göz alıcı bir şekilde döşenmiş apartmanına gider ve ona, gerçekten bir karşı-ihtilâl plânının hazırlanıp hazırlanmadığını sorarlar. O’Brien, onların bu sorusuna evet cevabını verir, bu karşı-ihtilâlin saflarına onları da kaydeder; fakat ideallerinin gerçekleşmesinden çok önce öldürülebileceklerini de ilâve eder. O’Brien, iki âşığa Emmanuel Goldstein’in mevcut bulunduğunu ve okuması için Winston’a ödünç olarak verdiği bir kitabın da olduğunu söyler. Winston, Goldstein’in kitabını okumadan önce, kendisini Nefret Haftasının hazırlıkları içinde bulur. Okyanusya, aniden ve hiç bir sebep gösterilmeksizin, harpte saf değiştirmiştir. Yeni dostluğun geçmişte de dost olduğunu kanıtlamak için eski belgelerin yok edilmesi gerekir. Nefret Haftasından sonra, Mr. Charrington’dan kiraladığı odada Julia ile vakit geçiren Winston, Goldstein’in kitabını okumaktadır. Kitap, Devletin giriştiği sayısız işkenceleri, yalanları ve sahtekârlıkları bir bir sıralar. Birdenbire, nereden geldiği bilinmeyen bir ses, Winston ve Julia’ya oldukları yerde kalmalarını emreder. Dehşet içinde kalan Winston, odada gizli bir televizyon ekranının bulunduğunu ve Mr. Charrington’un da, Düşünce Polisi mensubu olduğunu öğrenir. Muhafızlar derhal odaya gelirler. Bir tanesi, Julia’nın karnına bir tekme indirir. Winston, Sevgi Bankasında, küf kokan bir mahzene atılır. Winston, burada günlerce bin bir türlü işkenceye maruz kalır ve dövülür. Artık kendisinin nerede olduğunu bilmez. Ardından, O’Brien’ın önünde, haftalarca süren «konferans»lara tâbi tutulur. Bu «konferans» lar sırasında, kendisine devamlı elektrik şoku verilir ve ancak, hatasını itiraf edecek kadar canlı tutulur. Fakat O’Brien, Winston’un itiraftan da öteye geçmesini ister. Winston’un, ruhunun derinliklerinde. Büyük Biraderin her şeyin yaratıcısı olduğuna, her yararın ondan çıktığına, fertlerin özel düşüncelere sahip olamayacaklarına ve eğer Parti, iki kere ikinin beş ettiğini söylerse, bunun doğru olduğuna inanmasında ısrar eder. Winston’a, isyankârlara tuzak kurmak için, Goldstein’in kitabım kendisinin yazdığını da ilâve eder. Bütün bu işkenceler sırasında Winston, gururunu ayakta tutacak bir sebebe sarılır: Julia’ya hissettiği aşk. Onun şimdi hayatta olup olmadığım bilmemesine rağmen, bu aşkı kimsenin kendisinden alamayacağım sanır. Fakat Düşünce Polisinin başvurduğu yollardan biri, kurbanlarını en fazla dehşete düşüren şeyin ne olduğunu öğrenmektir. O’Brien, Winston’un farelerden son derece tiksindiğini bilir. İçinde koca koca aç farelerin bulunduğu büyük bir tel kafes, Winston’ın yanına konur. O’Brien, fareleri serbest bırakacağını söyler. Winston, sebepsiz bir panik anında, farelerin Julia’nın önünde serbest bırakılması için yalvarır. Artık yaşaması için hiç bir sebebin kalmadığını bilir. Bu büyük ihanetten sonra, Winston serbest bırakılır. Şimdi fiziken, zihnen ve ruhen parça parça olmuştur. Ağzına yediği tekmelerle dişleri kırılmış, saçları dökülmüştür. Buharlaştırmaya layık bir kimse olarak görülmediğinden, kendisine küçük bir iş verilir. Şimdi yapayalnızdır, kendisinden nefret edilir, günlerini bir kahvehanede Zafer içkisi içerek geçirir. Bir gün, kendisi gibi her türlü işkenceye maruz kalan ve böylece bambaşka bir insan haline gelen Julia’yı görür. Her ikisi de, birbirine ihanet ettiklerini söyledikten sonra, söyleyecek başka bir şeyleri kalmadığını anlar ve ayrılırlar. Winston, bir gün televizyon ekranından, Okyanusya’nın, Afrika’da büyük bir zafer kazandığını duyar, önceleri, bu tür haberlere inanmazdı, ama şimdi inanır. Beyin yıkama işlemi ve şok tedavisi başarılı olmuştu. Winston, ruhunun derinliklerinde. Büyük Biraderi artık gerçekten sevdiğini anlar.