Zeki ORAL

Zeki ORAL
@zekioral
İnstagram: @ zekioral
Müminlerin duygularını harekete geçirerek kendi dışındaki insanların hayatlarına dokunan eylemlerde bulunmalarını sağlamak, dinin talebidir. Ancak sosyal politikalar, dinin bu talebini salt müminlerin inisiyatifine bırakamaz. Yaşadığımız toplumda kamu otoritesi, geliştirdiği sosyal politikalarla hiç kimsenin bir başkasına muhtaç olmayacağı bir mekanizma kurma sorumluluğundadır. "Komşusu aç iken kendisi tok sabahlayan bizden değildir. " hadisi, müminlerin başka insanlara karşı duyarlılığını harekete geçirmektedir. Bu doğru ; ama doğru olan bir başka şey de bu hadisin, müminleri hiçbir insanın aç sabahlamayacağı toplumsal sistem kurmaya çağırdığıdır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İyiliğin takdir edilmediği yerde iyi olmanın bedeli, yok olmaktır. Erdeme ilk suikast, erdemin ortak değer olarak tanınmadığı çevrede gerçekleşti. "ôldürmek üzere harekete geçsen de sana elimi kaldırmam." diyen erdem abidesi insan (Habil),doğaüstünün/ilahı olanın insan türüne ilk tanıtılışı idi ve reddedildi. Erdem, herkes tarafından takdir edilmediğinde her zaman suikaste kurban gitmeye mahkum görünmektedir.
İnsanlar, iyiye kodlanmış bir yaşamı var etmek için tekil yahut kolektif aktörler olarak tarihte seyir halindedirler. Bu süreçte insanlann bir kısmı aktif özne olarak tarihsel hareketlilik içinde seyrederler, bir kısmı ise geleneksel bilinç alanı içinde pasif öznelere dönüşürler. Kur'an, bunlann birincisine şeh'id (aktör insan) , ikincisine şahid (seyirci insan) adını vermektedir. Seyir halindeki bu insanlar farklı inançlara sahip olabilirler,ama Allah, insani yaşamın asgari standartlarını sağlayacak "hayırda yanşı" herkese ortak hedef olarak göstermektedir. Esas olan, insanların yöneldiği yönler (kıbleler ve onlann temsil ettiği dinsel farklılıklar) üzerinden birbirini yok ederek tüketmek değil, hayır olanı var etme yanşına girerek hep birlikte var olmaktır. Hayata dair kutsal nutuklar atarak binlerce yıldır sonsuz hale gelmiş ihtimaller içinde dolanmak değil, Dostoyevski'nin dediği gibi 'ahlaki bir seçim yapmak'tır.
Yolculuk halindeki insanı sürekli adım atmaya iten, umuttur. Umut etmek, aynı zamanda sabretmek demektir. Beklemeye değer bir vaadin varlığı demektir. Gerçekleşecek olana ilişkin bir beklemenin makuliyeti demektir. Her doğan bebeğin, Tann'nın insanlardan umut kesmediğini göstermesi gibi, direnç gösteren her beden, daha iyiye doğru bir evrilme ihtimaline güçlü bir şekilde bağlanıyor demektir.
Şunu gözlemlemek mümkündür: İnsanın hayattan beklentileri ile yaşadıklan arasında bir uyum olduğunda, ya hiçbir anlam sorgulaması yapmamakta ya da gerçekleşen beklentilerinin toplamına hayatının anlamı/gayesi olarak bakmaktadır. Bunun aksi du rum, yani insanın beklentileri ile içinde bulunduğu durum ara sındaki kapanmaz mesafenin ortaya çıkardığı hayal kırıklıkları ise anlam krizine kapı aralamaktadır. Anlam arayışı, içinde aşağıdaki süreçleri barındıran ve her bir sürecin insan yaşamında gerçekten bir karşılığının olup olmadığının hesabının verildiği bir muhasebeyi gerektirmektedir: Bir bütün olarak varlık; bu varlık içinde insanın tuttuğu yer, yani var oluşu; bu varoluşu değerli kılan tutum ve yargılar; bu tutum ve yargıları özgürce seçme gücü; hayatını iyi, güzel, doğru ve faydalı tercihlerle donatma kararlılığı; verdiği kararların sorumluluğunu üzerine alma cesareti; yaşamın geçiciliğine karşı güveneceği/bağlanabileceği/inanacağı bir Varlık arayışı ve bütün bunların olmazsa olmaz olduğunu insana buyuran bir vicdan.