“Yeter baba, yeter! Ağzında sürekli bir ‘başarı’ lafı. Nedir bu başarı? Neyle ölçülür? Cetvelle mi, terazıyla mı? Santimetre mi, kilometre mi? Yüz kilo olan mı başarılı, on kilo gelen mi başarısız? Sen bizim başarımızı neyle ölçüyorsun da hep kısa ya da hafif geliyor? Belki de senin cetvelin hatalı ölçüyor, hiç düşündün mü? İnsan, evinde huzurluysa başarılıdır. Okulda, işte her zaman iniş çıkışlar olur. Bazen terfi edersin bazen önüne geçerler. Amirler onu ölçer, sana söyler. Benim sürekli başarılı olup olmadığımı ölçmene gerek var mı? Akşam eve geldiğinde aile bir aradaysa, birlikte yemek yeniyorsa, gün içinde birbirlerini özledilerse, yemekte hoş bir sohbet varsa… Hayat başarısı budur işte. Evde huzurlu bir ortamdan daha kıymetli bir başarı olabilir mi?”
Bir de kanser atlattım ben. Ama asıl onun tedavisiyle büyüdüm. İnsanlar kanser atlattığımı duyduklarında acırlar bana ama tam tersi. O süreçte fark ettim; enerjimin çoğunu insanların benim hakkımda ne düşündüğüne harcıyormuşum. O tedavi bana çok iyi geldi. Kimseyi kırmam ama kimsenin de yükünü almam.