Spoilersız:
Bence bu yazar çok güzel betimlemeler yazıyor, fakat bu kitapta betimlemeleri azaltmış ve puntoyu büyütmüş. Bu beni üzdü çünkü gerçekten kitabın betimlemelerini çok sevmiştim. Feray’ın her içsel düşüncesinde kendimde bir şey buluyordum ve her tabloyu uzun uzun anlatmasını, her detayı güzelce açıklamasını ilk kitapta çok sevmiştim. Aşk sahneleri beni hiç sarmadı bu arada ama aksiyon sahnelerinde kitabi elimden bırakamadım.
Bu kitapta Hektor ve Feray’ın aşkını okuduk çoğunlukla, bu yüzden biraz sıkıldım. Bu tamamen benim aksiyon sevmemden kaynaklanıyor...
Çoğu şeyi öğrendik bu kitapta: Hektor’u, mesleğini vs. Onları okumak da keyifliydi. Devam kitabını bekliyorum.
---
Spoilerlı:
Feray’ın o dört günü hatırlaması çok hızlı oldu bana göre. Bu kadar travmatik günleri oradaymış gibi görmek ve yaşamak psikolojide gerçekten var mı, hiçbir fikrim yok ama aşırı hızlıya geldi. Bu yüzden burayı sevmedim...
İlk kitapta çok güzel alıntılar vardı
İkinci kitapta da var sandım ben sadece birkaç yerin altını çizdim, bu çok üzücüydü
O son kırk sayfa neydi ya...
Ruh hastasının kim olduğunu en başından tahmin etmiştim ve doğru çıkması çok mutlu etti beni. Fakat olay daha da başka çıktı, o da şaşırtıcıydı.
Gelelim son sayfalara:
Sayfa 367'de bitmeliydi. Ne gerek vardı Allah aşkına Gediz’in Feray’a böyle yapmasına? O kadar saçma geldi ki... Açıklamasını okuyunca da ne alaka? oldum. Ya bu bizim oğlan kaç defa Feray olmadan gitti zaten yurt dışına, Feray bunu anlayışla karşılardı. Ne gerek vardı yani? Umarım Gediz’in gerçekten düzgün bir açıklaması vardır. Yoksa cidden saçmalıktı ve bu kitaba yakışmadı yani...
Ama yine de güzeldi, seviyorum bu seriyi. Umarım üçüncü kitap güzeldir.