Herkes yeri geldiğinde gider, söz verdiğinde tutmazdı. Birileri yüreğimizin kapılarını aralar, içeriye girerek kendine bir yer edinirdi. Sığındığı o kalbe çiçekler açtırır, güneşin doğuşunu sevmene neden olurdu. Sonra aniden,
hiç beklemediğin anda kapıları çarparak çıkar ve asla geri dönmezdi. Ektiği
çiçekler solar, kalp güneş yüzü görmek istememeye başlardı. Öyle ya, insanlar
bu yüzden en çok geceleri severdi çünkü acıları karanlıkta gözükmezdi.
Seçim yapacakken hayata at gözlükleriyle bakmayacaktın. Aksine dönecektin etrafında. Her yolu görecek, her ihtimali değerlendirecektin. Politik ve
kararlı olacak, olasılıklardan kaçmayacaktın.
Kimse gençliğinin baharında bir başkası tarafından katledilmeyi hak etmezdi. Günümüzdeyse insanlar birbirine zarar vermeye oldukça meyilliydi. Aynı
değerleri taşımıyorsan, farklı bakış açılarına sahipsen potansiyel bir düşman olabiliyordun. Özellikle kadınlar, baskılara ve zulme uğramaktan geri kalmıyordu. İçinde olduğumuz yüzyıl gelişme göstermektense gerilemeyi tercih ediliyordu.