Sevdiğim Rus edebiyatına, klasikler dışında bir pencereden bakmak ve buna Amerikalı bir yazarın kaleminden ulaşmak farklı bir tecrübeydi, güzeldi. Başlarda bahsi geçen eserlerin izini sürecek olursak; Montaigne'nin Denemeler'ini okuduysanız, Puşkin'in kelemini seviyorsanız kitap daha bir keyifli oluyor. Satırlar Denemeler doluluğunda, Puşkin akıcılığında derim.
Kont Rostov'un tam bir beyefendiye yaraşır yaşamına konuk oluyoruz.
Konu 1922 yılının Rusya'sında başlıyor ve devrim sonrası Sovyetler Birliği'nin toplumsal ve siyasi değişimlerini arka planda işliyor. Bu tema etrafında akan olaylarda, dönemine ışık tutarken okuyucuyu sıkmadan, yumuşak dokunuşlar hakim oluyor. İşlenen konunun ağırlık merkezi Romanın ana karakteri Kont Aleksander Rostov'un yaşamı ve hayat felsefesi. Rostov'a 1922 de Bolşevik rejimi tarafından ömür boyu hapis cezası verilmesi ve Moskova’daki lüks bir otelde yaşamaya zorlanması ile ana karakterimizin hayatı değişir. Başta zor ve çöküş gibi görünen bu durum, zamanla Rostov'un yaşamı, insan ilişkileri ve hayatın anlamı üzerine derin bir yolculuğa evrilir.
Buradaki "Bir insan koşullarına hükmetmezse, koşulları ona hükmeder." felsefesi muazzamdır.
Özgürlük, sabır ve zerafet üzerine düşündürücü, benim zevkle okuduğum bir kitap oldu. Bilinçle yaşanmış kaliteli bir hayat ne çok şey ifade eder.
Yalnız söylemek isterim ki, kitabın ritmi hep sakın ilerliyor. Aksiyon arıyan okuyucuya hitap etmeyebilir.