İbn Arabşah’ın Timur dönemini anlatan Acâibü'l-Makdûr adlı eseri, dönemin en önemli ana kaynaklarından biri olmasına rağmen, yazarın kişisel tarihinden doğan yoğun bir öfkenin gölgesindedir. Henüz küçük yaştayken Timur’un Şam’ı işgali sırasında esir düşen ve memleketinden koparılan Arabşah, bu travmanın etkisiyle kalemini tarafsız bir tarihçiden ziyade, intikam arayan bir edip gibi kullanmıştır. Eserinde Timur’u "Doğu'da ve Batı'da fitneyi ateşleyen fasıklar piri" ve "topal deccal" gibi sert ifadelerle nitelendirerek, onu tamamen karanlık ve yıkıcı bir figür olarak resmetmiştir. Ancak objektif bir tarih süzgecinden geçirildiğinde, Timur’un şahsiyeti Arabşah’ın çizdiği bu tek boyutlu tablonun çok ötesindedir. Timur; hırsları, askeri zekası, stratejik dehası, azmi ve disiplini sayesinde sıfırdan gelerek dünya tarihine yön vermiş bir liderdir. Bir sultan soyundan gelmediği, yani meşru bir saltanat genetiğine sahip olmadığı halde, bozkır geleneklerini ve İslam dünyasının dinamiklerini kendi lehine kullanmayı başarmıştır. Sadece toprak fethetmekle kalmamış, fethettiği devasa coğrafyada merkezi bir otorite kurarak bu coğrafyayı yönetebilmiştir.