İnsanın asaleti aynalardan oluşan bir dünyada kendi istemediği varoluşuyla giriştiği sürekli mücadelede yatar, tek dayanağı hayat sürecine duyduğu inançtır.
Sevginin nefrete dönüşebilmesi yaygın bir kavramdır ama burada bahsi geçen, sevgiden ziyade tiryakilik yaratan aşırı duygusallık ve bağlanmadır. Nefreti doğuran gururdur, sevgi değil. Böyle bir ilişkide muhtemelen gerçek sevgi hiç var olmamıştır.
"Oralarda bir yerde" olan hiçbir şey kişiyi mutlu etmeye yetkin değildir ve sevgi bir başkası tarafından verilip alınan değil, kişinin kendi içinde yarattığı bir şeydir.
Hiddet, baskılananın sonunda mancınıkla özgürlüğe savrulduğu bir dayanak noktası teşkil edebilir. Sosyal adaletsizlik, kurbanlaştırma ve eşitsizliğe duyulan hiddet, toplumun yapısında büyük değişikliklere yol açan büyük hareketler doğurmuştur. Ancak hiddet çoğu zaman kendini hınç ve intikam biçimlerinde ifade eder ve böylelikle istikrarsız ve tehlikelidir.
Korku kişinin odak noktasına bir kez yerleştiğinde, dünyadaki bitmez tükenmez korkutucu olaylar bunu beslemeye başlar. Korku saplantı haline gelir ve herhangi bir biçime bürünebilir.