Hayallerin de bir tarihi olduğunu öğrenmiştim, gerçeğin hayallerin ayak izlerini takip ettiğini... Öğrenmiştim ki bir ülkenin geleceği politikacıların sözlerinde değil, çocuklarının hayallerindedir.
Sevgili hocam Sabahattin Eyüpoğlu ile Troilos ve Kressida'yı sonra da Moby Dick'i çevirirken birbirimize girerdik. İlk çeviri sırasında Sabahattin "bırakmıyorsun ki senin şu sevgili Shakespeare'ni daha güzel yapayım." derdi, bense daha güzel olmasına gerek yok diye direnirdim. Sabahattin "çeviri kadın gibidir; ya serbest ve güzel olur ya da sadık ve çirkin derdi.
Yeryüzünde kardeşliğe inanıyordum, huzur ve barış içinde yaşamaya inanıyordum, toplumsal adalete inanıyordum. Ve her şeyden çok insanlığa ve insanların yaratıcı gücüne inanıyordum. Kendisi bir din adamı olan Jonathan Swift "Ancak birbirimizden nefret edecek kadar dindarız, birbirimizi sevecek kadar dindar değiliz demişti. .
Karanlık bir odada camın üzerinde bir resmin görünmesi gibi insanın içindeki o hoş ve ve gizli olan şeyler de gündelik yaşamın koşturması içinde, aydınlıkta boğulup ölüyor...